<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>3:118 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/3118/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/3118/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Aug 2017 14:48:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>TARİHÎ ÖĞÜTLERDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/tarihi-ogutlerden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/tarihi-ogutlerden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Aug 2017 09:41:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:3]]></category>
		<category><![CDATA[31:12-19]]></category>
		<category><![CDATA[âdabu’l-vuzeâ]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:152]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:40]]></category>
		<category><![CDATA[Birr]]></category>
		<category><![CDATA[Ey Oğul]]></category>
		<category><![CDATA[İbnu’l-Cevzî]]></category>
		<category><![CDATA[iki güzel elbise]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıma Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıma Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Lokman]]></category>
		<category><![CDATA[Lokman Hekim]]></category>
		<category><![CDATA[Lokman Sûresi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed 47:7]]></category>
		<category><![CDATA[nasihatnâme]]></category>
		<category><![CDATA[nasîhatu’l-mulûk]]></category>
		<category><![CDATA[Oğluma Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Gazi]]></category>
		<category><![CDATA[pendnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Reyhan Keleş]]></category>
		<category><![CDATA[samimi bir niyet]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Edebali]]></category>
		<category><![CDATA[siyâsetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Edebiyatı’nda Nasihat]]></category>
		<category><![CDATA[Ulema]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyetnâme]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:57]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:90]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=546</guid>

					<description><![CDATA[“Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, Allah kendini beğenmiş hiçbir kibirliyi sevmez.” (Lokman, 31:18). “Hiçbir ana baba çocuğuna İslam edebinden daha değerli bir hediye veremez.” (Tirmizî, Birr, 33). Binlerce yıl boyunca insanlığa yapılmış hayati öğütler insanoğlunun mutlu ve huzurlu bir ailevi ve toplumsal hayat düzeni oluşturabilmesindeki önemini korumaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, Allah kendini beğenmiş hiçbir kibirliyi sevmez.” (Lokman, 31:18).</p>
<p>“Hiçbir ana baba çocuğuna İslam edebinden daha değerli bir hediye veremez.” (Tirmizî, Birr, 33).</p>
<p>Binlerce yıl boyunca insanlığa yapılmış hayati öğütler insanoğlunun mutlu ve huzurlu bir ailevi ve toplumsal hayat düzeni oluşturabilmesindeki önemini korumaya devam etmektedir. Gönderdiği vahiyler ve elçiler yoluyla âdemoğluna en kıymetli ve en kalıcı öğütleri vermiş olan Allah Teâlâ’nın son vahyi Kur’an-ı Kerim, kıyamete kadar en büyük ve en güzel öğüt (Yunus 10:57) olma vasfıyla insanlık yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.</p>
<p>Binlerce yıllık insanlık yürüyüşümüz esnasında enbiyanın, ulemanın ve mütefekkirlerin yanında hayat tecrübesinden süzdüğü kıymetli öğütlerini sözlü ve yazılı olarak dile getiren çok sayıda insan olmuş, bu öğütlerin bazıları tarihî ve küresel olma vasfı da kazanabilmiştir. Doğrudan yöneticileri muhatap alan “siyâsetnâme”, “nasîhatu’l-mulûk”, “âdabu’l-vuzeâ” gibi türleri yanında bireylere yönelik “nasihatnâme”, “pendnâme”, “vasiyetnâme” gibi öğüt kitapları da yazılagelmiştir. Bu nasihatnameler arasında “Ey Oğul”, “Oğluma Mektup”, “Kızıma Nasihat”, “Kızıma Mektup” gibi öncelikle gençleri muhatap alan eserler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Lokman Hekim’in muhalled öğütlerine kulak vermek</strong></p>
<p>Ebeveynlerin çocuklarına vermiş olduğu öğütler arasında en meşhur olanı, Lokman Hekim’in oğluna vermiş olduğu hayati öğütler olup Rabbimiz bu güzel öğütleri bütün insanlığın dikkatine sunarak ölümsüzleştirmiştir:</p>
<p>“12: DOĞRUSU Biz Lokman’a da (şu) hikmeti bahşetmiştik: “Allah’a şükret! Çünkü (O’na) şükreden kendi lehine şükretmiş olur. Fakat kim de nankörlük ederse, iyi bilsin ki Allah kendi kendine yeterli olandır, her tür övgüye bizzat lâyık olandır.</p>
<p>13: Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: “Yavrucuğum! Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırma! Çünkü her tür ilâhlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür.”</p>
<p>14: Nitekim (Allah şöyle buyurur): “Biz insana anne babasına (iyi) davranmasını emrettik. Annesi onu ağır acılara katlanarak karnında taşıdı ve onun sütten kesilmesi iki yılda gerçekleşti: Şu hâlde (ey insan), Bana ve anne babana şükret; (ama sonunda) dönüş yalnızca Banadır!”</p>
<p>15: Yine (Allah): “Eğer hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyde Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, asla onlara itaat etme! Yine de onlara şu (geçici) dünyada iyi davran ve yönünü Bana dönenlerin yolunu izle! En sonunda elbet Bana döneceksiniz ve yapıp ettiğiniz her şeyin (gerçeğini) size bir bir göstereceğim.” (diye buyurur).</p>
<p>16: (Lokman): “Yavrucuğum! (Yapıp ettiğiniz) o şeyler isterse bir hardal tanesi kadar olsun, ister bir kayanın bağrında, ister göklerin derinliklerinde, isterse yerin altında saklı bulunsun; Allah onu bulup ortaya çıkarır: çünkü Allah (ilmiyle) her şeye nüfuz eder, her şeyden haberdardır.</p>
<p>17: “Yavrucuğum! (Allah’a kulluğunu hakkıyla yerine getir) namazını ikame et, her zaman iyi ve doğru olanı önerip kötü ve yanlış olandan sakındır; başına gelenlere göğüs ger! Şüphesiz bütün bunlar kararlılık ve direnç isteyen işlerdendir.</p>
<p>18: “Kasıntılık yapıp insanlara karşı böbürlenme ve yeryüzünde çalım satarak dolaşma! Zira unutma ki, Allah kendini beğenmiş kibirli hiç kimseyi sevmez.</p>
<p>19: (Hayat) yürüyüşünde dengeli ol ve sesini yükseltme! Unutma ki seslerin en itici olanı eşeklerin sesidir.” (Lokman Sûresi, 31:12-19).</p>
<p>Son ayette sesi yükseltmeme öğüdünde zımnen; sesin değil sözünün niteliğinin yükseltilmesi gerektiği bildirilmektedir. Zira, sözün kerameti sesin yüksekliğinden kaynaklansaydı, merkebin anırması sözlerin en etkilisi olurdu. Oysa söz gücünü taşıdığı hakikatten aldığından dolayı “hak söz”ün gücü, çağlar geçse de gücün sözüne mutlaka galip gelmiştir, tıpkı Lokman’ın hikmetli sözleri gibi…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ulemanın öğütlerinden ders almak</strong></p>
<p>İmam Gazâlî’nin, kendisine sorular sorup tavsiyelerini isteyen bir öğrencisine cevaben kaleme aldığı öğütler günümüz gençliği için de tazeliğini korumaktadır (<strong>1</strong>):</p>
<p>“Ey oğul! Nasihat vermek kolay, zor olan, onları kabul etmektir. Çünkü nasihati kabul etmek, nefsine uymuş kişilere tatsız gelir. Zaten günahlar onların kalplerine daha sevimli gelmektedir. Nasihatleri kabul etmek, sadece egolarını tatmin ve dünyevi çıkar elde etmekle meşgul olan bu gibi salt/kuru bilgi taliplerine çok zor gelir (s.11).</p>
<p>Senin için, kimin dilinden olursa olsun <strong>doğruların ortaya çıkması</strong> önemli olmalıdır. Tartışmanın kalabalıklar önünde değil, tenha yerlerde yapılmasını tercih etmelisin (s.79). İnsanlara öğüt ve vaaz vermekten sakınmalısın. Fakat bildiklerini önce sen kendin uygularsan, ancak o zaman bu bildiklerini etrafındakilerle paylaşabilirsin (s.85). Yöneticilerle içli dışlı olmamalı, mümkün olduğu kadar onlardan uzak durmalısın. Onlarla beraber olmaya mecbur kalırsan onları asla <strong>övme</strong>melisin. Helal olduğuna inansan da yöneticilerden herhangi bir hediye ve bağış kabul etmemelisin. Çünkü onlardan bir beklenti içinde olmak kişinin dinini zedeler (s.95). Kendin için ne yapılmasını istiyorsan insanlar için de onu yap. İlim tahsil edeceğin zaman, kalbini temizleyecek ve nefsini terbiye edecek ilimleri öğrenmeye çalış (s.99). Allah’ım, kusurlarımızı ıslah ederek bize lütfet, takvayı bize azık et ve dinimiz için gayret etmeyi nasip et. Biz ancak Sana dayanır ve ancak Sana güveniriz.” (s.105).</p>
<p>Şeyh Edebali’nin damadı Osman Gazi’ye nasihati bütün yöneticiler için hayati önemdedir:</p>
<p>“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül almak sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana. Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın. Ve ey oğul bu yüzden unutma: Ülke, idare edenin oğulları ile bölüştüğü ortak malları değildir!” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Şeyh Şahabeddin oğluna şu mühim nasihatte bulunur:</p>
<p>“Ey oğul, ilm-i şerifden bir adım miktar taşra çıkma ve gice ve gündüz ilm-i zâhiri öğren ve ilimden feragat idüb câhil sofulardan olma. Mağrur olup ilimden feragat edüp sofu olma. Aslandan, yalandan nice muhkem kaçarsın, câhil sofulardan öyle muhkem kaç. Onlarla hiç musahabet ve âşinâlık eyleme. Zirâ câhil sofular din hırsızlarıdır!” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımızı, geçen hafta “Oğluma Mektup” isimli kitapçığının ilk altmış sayfasını özetle iktibas ettiğimiz İmam Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî’nin ilim ve takva konusundaki öğütleriyle tamamlayalım (<strong>4</strong>):</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Doğru bilgiye talip olmak ve sorumluluk bilincini kuşanmak</strong></p>
<p>“İmkân buldukça ilimlerle meşgul ol… Uykudan uyandığında, bil ki, nefis hazzını almıştır. Hemen abdeste kalk ve gecenin karanlığında, gücünün yettiği kadar namaz kıl. Uygun olan, seni zorlamayacak şekilde iki rekât kılmandır. İki rekât daha kıldıktan sonra, Kur’an’dan iki cüz oku. Daha sonra derslerine dön. Kuşkusuz <u>ilim, her nafileden daha faziletlidir</u>.</p>
<p>Kötü arkadaşlardan sakın. Kitaplar senin arkadaşların olsun. Önceden aldığın bir ilmi sağlamlaştırmadan başka bir ilimle meşgul olma. İlimde ve amelde <strong>olgunluğa ulaşanlar</strong>ın hayatlarına bak. Senden daha alt mertebelerde olanların senden eksik olmalarına aldanma (s.61).</p>
<p>Bil ki ilim, sefaleti ortadan kaldırır; öyle ki, âlimlerin çoğunun ne zikredilecek bir nesebi ne de beğenilecek bir eşkâli vardı. (s.65).</p>
<p>Ey oğul, <strong>onurunu</strong>, dünya arzusunun etkisinden korumaya çalış. Dünya ehli karşısında kendini hor görme. Kanaat et ki, izzetli olasın. Nitekim, “Kim ekmeğe ve bakliyata kanaat ederse, hiç kimse onu köle edemez.” demişler. Bir bedevi Basra’ya gelip; “Bu köyün efendisi kimdir?” diye sormuş. Bunun üzerine halk, “Hasan el-Basri.” diye cevap vermiş. Bedevi, “Onları yönetmesinin sebebi nedir?” deyince, onlar; “Çünkü o, insanların dünyasından vazgeçti. İnsanlar da onun ilmine muhtaç kaldılar.” diye cevap vermişler (s.67).</p>
<p>Ey oğul, bil ki babanın varlıklı bir babası vardı, geriye hiçbir malı kalmadı. Baban başkalarının yaptığı gibi dünya arzusu zilletine düşmedi. Diğer vaizlerin yaptığı gibi, ülke ülke dolaşmak için yola koyulmadı. Memleketlerin önde gelen zevatı, onun kendilerine bir dilekçe yazıp bununla kendilerinden sadaka istediğini görmediler. Böylece işleri yolunda gitti. Zira; “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır.” (Talak 65:2-3). (s.69).</p>
<p>Ey oğul, takvayı (sorumluluk bilincini) tam anlamıyla kuşandığın vakit, her hayrı önünde bulursun. Nitekim takvalı kişi, kimseyi aldatmaz. Dinine zarar verecek şeylere maruz kalmaz. Allah, sınırlarını gözeten kişiyi gözetir. Hz. Peygamber (s), İbn Abbas (r)’a; “Allah’ı gözet ki, O da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki, O’nu önünde bulasın.” (Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyâme, 2516) demiştir.</p>
<p>Allah Teâla; “Olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.” (Yusuf 12:22) buyurmuştur (s.73). Keza, “Kim kötülüklerden sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.” (Yusuf 12:90) buyurmuştur.</p>
<p>Ey oğul, bil ki, en tükenmez azık, haramdan yüz çevirmek, dili boş sözden muhafaza etmek, sınırı gözetmek ve nefsin hevası karşısında Allah’ı tercih etmektir (s.75).</p>
<p>Gayretini “<strong>olgunluk</strong>” seviyesine yükseltmelisin. Nitekim, insanların bir kısmı takva ile bir kısmı ise ilimle meşgul olmuştur. Olgunluğa ulaşan, <u>ilim ile ameli bir araya getirebilen</u> insanlar nadirdir.” (s.81).</p>
<p>Ey oğul, ezber yapmalısın; çünkü ezber sermaye, uygulamak ise kârdır. İki durumda dürüst davran; Allah’a sığınmada ve O’nun sınırlarını korumada. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur (s.83):</p>
<p>“Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder.” (Muhammed 47:7), “Öyleyse yalnız beni anın ki, ben de sizi anayım.” (Bakara 2:152). “Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim.” (Bakara 2:40).</p>
<p>Hayata geçirilmeyen, sadece görüntüde kalan ilimle meşgul olmaktan sakın; çünkü yöneticilerle birlikte oturan ve dikkatini dünya ehline veren kişiler, ilmi amele tercih ettiler. Böylece bereket ve istifadeden men edildiler.</p>
<p>İlme dayalı olmayan ibadetle meşgul olmaktan sakın; çünkü tasavvuf ehlinden birçok kişi, ilim olmadan amel ettikleri için hidayet yolundan sapmıştır.” (s.85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Takva elbisesi giymek ve samimiyeti şiar edinmek </strong></p>
<p>“Nefsini, seni dünya ehline gösterişli, takva ehline ise düşkün olarak tanıtmayacak <strong>iki güzel elbise</strong> ile ört. Her söz, bakış ve adımda nefsini sorguya çek; çünkü sen bundan sorumlusun. İlimden istifade ettiğin oranda, dinleyiciler de senden istifade eder. Vaiz ilmiyle amel etmediğinde, suyun taştan akıp gitmesi gibi, verdiği nasihatler de kalplerden kayar gider. Ancak <strong>samimi bir niyet ile </strong>vaaz ver, samimi bir niyet ile yürü ve yine samimi bir niyet ile bir lokmayı ye. Selefin ahlakı üzerinde düşündüğün zaman zorlandığın meselenin açığa kavuştuğunu görürsün. (s.85).</p>
<p>İnsanlara karşı hoşgörülü ol, aynı zamanda onlardan şiddetle uzak dur. Nitekim inziva, kötü arkadaşlardan kurtaran ve ağırbaşlılığı kalıcı kılan bir etkendir. Hakkında hüsnü zan yapılması ve nasihatlerinden istifade edilmesi için, özellikle vaizin halk içinde bayağı görülmemesi, çarşıda gezinmemesi ve gürültü yapmaması gerekir.</p>
<p>Şayet insanların içine karışmak zorunda kalırsan, temkinli bir şekilde onların içinde ol. Nitekim, onların ahlakını keşfetmiş olsan dahi, müsamahaları hususunda bir tahminde bulunamazsın (s.89).</p>
<p>Ey oğul, bundan sonra iş senin elinde. Senden umduğum ve senin için dua ettiğim bu hususta beni hayal kırıklığına uğratmamaya gayret et. Seni her şeyden münezzeh olan yüce Allah’a emanet ediyor, ilim ve amelde başarılı kılması için O’na niyaz ediyorum.” (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>İmam Gazalî; <strong><em>Eyyuhe’l</em><em>-Weled</em>: Ey Oğul</strong>, Çeviri: İbrahim Barca, Beyan Yayınları, İstanbul, 2016, 108 s.</li>
<li>Reyhan Keleş; <strong>Türk Edebiyatı’nda Nasihat</strong>, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi (TAED), Sayı: 44, Erzurum 2010, s.183-209.</li>
<li>Aziz Kılınç; “<strong>Vasiyet-nâmelerde Dikkat Çekilen Bir Konu: İlim</strong>”, I. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Sempozyumu, Isparta 23-26 Ekim 2007, s.1-10.</li>
<li>İbnu’l-Cevzî; <strong><em>Risâle</em><em> ilâ Weledî</em>: Oğluma</strong><strong> Mektup</strong>, Çeviri: Gamze Özden, Beyan Yayınları, İstanbul, 2017, 96 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/tarihi-ogutlerden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“MİLLET-İ İSLAM CAMİASI”NI KURABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 09:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[60:8-9]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiyâ 21:92]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:10]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:51]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLET-İ İSLAM CAMİASI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müminûn 23:52]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtehane]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Halklar Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:75]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=458</guid>

					<description><![CDATA[Dünya nüfusunun üçte birine yakın çoğunluğunu ve en dinamik kesimini oluşturan Müslümanların, ayırıcı vasıflarını ve ayrılığa yol açan konuları bir kenara koymaları, birleştirici vasıflarını öne çıkararak ön şart koşmaksızın “Müslüman Halklar Topluluğu”, “İslam Ülkeleri Topluluğu”, “Millet-i İslam Camiası” gibi bir kuşatıcı isim altında ivedilikle bir şemsiye kuruluş oluşturmaları gerekmektedir. Büyük çoğunluğun katılımıyla kurulacak böyle bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya nüfusunun üçte birine yakın çoğunluğunu ve en dinamik kesimini oluşturan Müslümanların, ayırıcı vasıflarını ve ayrılığa yol açan konuları bir kenara koymaları, birleştirici vasıflarını öne çıkararak ön şart koşmaksızın “Müslüman Halklar Topluluğu”, “İslam Ülkeleri Topluluğu”, “Millet-i İslam Camiası” gibi bir kuşatıcı isim altında ivedilikle bir şemsiye kuruluş oluşturmaları gerekmektedir. Büyük çoğunluğun katılımıyla kurulacak böyle bir çatı kuruluş, mevcut sorunlar yumağının büyük bir hızla çözümlenmesine ve Ümmet-i Muhammed’in muazzam enerjisini yeniden toparlayarak sadece Müslüman toplumu değil, bütün bir insanlığı İslam’ın muhteşem ufkunda güvenlik ve huzura kavuşturmaya hizmet edecektir.</p>
<p>Müslüman toplulukları bir camia hâlinde bir araya getirme zorunluluğunu; engelleri, şartları ve uygulama modelleri açısından Muhammed Ebu Zehra’nın ‘İslam Birliği’ isimli eserinden -eserin altmışlı yılların başında yayımlandığını hatırda tutarak- birlikte okuyalım:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ç</strong><strong>eki</strong><strong>ş</strong><strong>melerden Uzak Durarak Bir Bedenin Uzuvları Gibi Bütünleşmek</strong></p>
<p>“… Siyaset konuşulduğunda bazı şüpheler harekete geçer. Şüphelerin oluşturduğu toz bulutlarının arasında düşman saldırmak için bir giriş bulur. Daha sonra ise bu gediği Müslümanlar arasındaki ayrılık ve bölünmeyi büyütmek için genişlettikçe genişletir. İnsanların farklılaşan arzuları çoğalınca <u>cemaatler b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u>r, b</u><u>ö</u><u>ylece g</u><u>ü</u><u>ven ortadan kalkar ve ayrılık ger</u><u>ç</u><u>ekle</u><u>ş</u><u>tir</u>. Böylece, Allah’ın sıkıca bağlanmasını emrettiği <u>ba</u><u>ğ</u><u>ı koparanlar</u>, konuşmak için açık ve geniş bir alan bulmuş olurlar. Ardından kendi üstünlüklerini ilan eder ve diledikleri ve <u>arzuladıkları ne varsa onun propagandasını yaparlar!</u>&#8230; (s.167).</p>
<p>Bizlerin şu konuda görüş birliğine varmamız yeterlidir: Müslümanların <u>siyasi ve ekonomik a</u><u>ç</u><u>ıdan sağlam bir birlik olu</u><u>ş</u><u>turması</u> ve tek bir vücut olarak birleşmiş bir kitle hâline gelmeleri bu yolla da Rasulullah’ın (s) şu kavlinin manasını gerçekleştirmeleri icap eder:</p>
<p>“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”</p>
<p>(Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</p>
<p>“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta; kardeşlikte ve dostlukta birbirlerine çok sağlam bir şekilde kenetlenmiş bir bina gibidirler.” (Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluklarımızı Kuşanarak Allah’a Kul Olma Görevimizi Birlikte İfa Etmek </strong></p>
<p>Kur’an, Sünnet ve Selef-i Salihîn icmaı gereğince Müslümanların üzerinde karar kıldığı <strong>sorumlulukların ilki</strong>; İslam’ın belirlediği <u>genel karde</u><u>ş</u><u>lik prensibi uyarınca</u> <u>aralarındaki anla</u><u>ş</u><u>mazlıkları ortadan kaldırmaları</u> ve içlerinden <u>bir grubun yekdi</u><u>ğ</u><u>erine zulmetmesine g</u><u>ö</u><u>z yummamaları</u>dır:</p>
<p>“Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!&#8230;” (Hucurât 49:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, Müslümanların, kendi sorunlarını çözebilecek ve anlaşmazlıklarını giderebilecek insanlardan oluşan bir toplum olduklarını, İslam’ın ilkelerinin onların arasını düzelteceğini ifade etmektedir.</p>
<p><strong>İkinci</strong> <strong>sorumluluk</strong>; her bir Müslümana ferden ferda ve İslam toplumunun tamamına birden yüklenmiştir: Müslümanlar, içlerinden birine düşmanlık eden kimseye karşı topyekûn cephe almak zorundadırlar. Her kim bir İslam beldesini karşısına alırsa tüm Müslümanları karşısına almış olur. İslam topraklarının her karışı Müslümanlara aittir. Son Nebî’nin (as) Rumlarla savaşmasının sebebi, Şam’a giden bazı Müslümanları katletmeleriydi. Nitekim bu şekilde davranmak, Müslümanların tek bir ümmet olmasının doğal bir gereğidir (s.169-173):</p>
<p>“(Ey insanlar!) Kesinlikle bu (elçilerin takipçilerinden oluşan) ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin (bir tek) Rabbinizim: şu hâlde sadece Bana kulluk edin/ Bana karşı sorumluluğunuzu yerine getirin!” (Müminûn 23:52, Enbiyâ 21:92).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede bir başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim 3 vd.).</p>
<p><strong>Ü</strong><strong>çü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong> <strong>sorumluluk</strong>; İslam düşmanlarının zayıf düşürdüğü ve hakir gördüğü Müslümanlar adına, din kardeşlerini bu değersizlik batağından kurtarıp özgürleştirene dek onları küçük düşürenlerle savaşmalarıdır. Bunun amacı; Müslümanların güçlü kılınması, Allah’ın sözünün yüceltilmesi ve dinleri hususunda kendilerini fitneye düşürecek kimselerin Müslümanlar tarafından durdurulmasıdır:</p>
<p>“Size ne oluyor da Allah yolunda “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>Bu sorumluluk; İslam’ın her bir beldesinden Müslümanların din kardeşlerine yardımcı olmalarını talep etmektedir. O hâlde, girdikleri topraklarda azgınlıkla Müslümanlara zulüm, aşağılama ve zilleti reva gören, İslam topraklarından herhangi birini ayaklar altına alma cüreti gösteren tüm zalimleri bu diyarlardan çıkarmak Müslümanların boynuna borçtur. Bu kutsal sorumluluğu yerine getirmediğimiz takdirde İslam’ın ilkelerini kendimize lâyıkıyla prensip edinmiş, tek bir ümmet hâline gelmiş ve Kur’an’ın hükümlerine boyun eğmiş sayılmayız. (s.175).</p>
<p><strong>Dörd</strong><strong>ü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> sorumluluk</strong>; iman ehlinin müminlerle dost olmaları, İslam düşmanlarını dost edinmemeleri ve Müslümanlar aleyhinde onlarla dostluğu sürdürmemeleri için ellerinden geleni yapmalarıdır:</p>
<p>“Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. <u>Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar</u>: Artık kim <u>onlarla dostluk kurarsa</u>, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.” (Mümtehane, 60:8-9).</p>
<p>O halde bir Müslümanın, Müslümanların vatanlarından sürülmelerini destekleyenlerle dostluk ilişkisi kurması doğru olmaz. Aynı şekilde Müslümanlara karşı zorbaca tasarruflarda bulunan ve onları ele geçirilecek bir ganimet, tüketilecek bir gıda ve düşmanlarına karşı kullandıkları orduları için bir malzeme olarak gören kimselerin de dostluğu kabul edilemez bir iştir. Nitekim bu kimselerin yegâne amacı <u>İslam</u><u> topraklarını yakıp yok etmek</u> ve İslam düşmanlarını koruyup kollamaktır. Dolayısıyla, <u>Müsl</u><u>ü</u><u>manların gayrim</u><u>ü</u><u>slimlerle</u> <u>velayet içeren dostluk ilişkisi kurması</u> veya bir din kardeşinin karşısında cephe alması caiz değildir (s.177):</p>
<p><strong>Beşinci sorumluluk</strong>; herhangi bir İslam beldesinin başında bulunan yöneticinin, siyasi olarak gayrimüslimleri <u>sırda</u><u>ş</u><u> ve g</u><u>ü</u><u>venilir kimse</u>ler olarak yanında bulundurmasının caiz olmayışıdır. Bu, Kur’an-ı Kerim’de açık nasla yasaklanmış bir husustur (s.179):</p>
<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar <u>sizi yoldan çıkarmak için</u> ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız!” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>Yukarıda sayılan bu sorumluluklar, üzerinde ümmetin icma ettiği gerçekler olup din açısından <u>zaruri</u> görülürler. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu hususları kesin bir şekilde vurgularken sünnet de bu hususları açıkça ortaya koymuştur…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yerel Âdetleri Koruyan Bir “Millet-i İslam Camiası” Kurabilmek</strong></p>
<p>Son asırlarda İslam toplumlarının ve bölgelerinin birbirlerinden koparak uzaklaşmış olmaları her bir bölgenin kendi medeniyet temellerine özgü gelenekleri benimsemesine yol açmıştır. Bu sebeple bu topraklarda hükmeden bir sistemin, -İslam’a aykırı olmadığı sürece- hoş görülecek olan yerel örf ve âdetlerle uyumlu olması kaçınılmazdır.</p>
<p>Yaşadığımız zaman diliminde <u>tek bir </u><u>İslam</u><u> devleti kurma </u><u>ç</u><u>a</u><u>ğ</u><u>rısında bulunmak</u> isabetli değildir. Zira bu çağrı mevcut yöneticileri çok rahatsız edecek, hükmettikleri alanın ellerinden gitmesi korkusuna yol açacak, dolayısıyla böyle bir tehdit karşısında tedirgin olmalarına neden olacaktır. İşte bu durumda bir kral veya yöneticinin ‘İslam Birliği’ fikrine karşı doğrudan cephe alması, bu fikri daha beşiğindeyken diri diri toprağa gömmesi ve düşmanca güdülerle birlik umudunun gözlerindeki hayat ışığını söndürmesi kaçınılmaz hâle gelecektir (s.185).</p>
<p>“İslam Birliği’nin, ‘İngiliz Milletler Camiası’ modelinde olduğu gibi gerçekleştirilmesi en uygun olanıdır. Bu şekilde her bölge kendi hükümeti tarafından yönetilir ve bölgeler arasında hepsini bir araya getiren bir bağ bulunur.” Bir yazarın bu yerinde görüşüne bazı konular dışında itiraz edecek değiliz. Mesela, İngiliz milletler topluluğu içinde yer alan İslam ülkelerinin o camia ile bağlarını koparmaları gerektiği… (s.187).</p>
<p>Zira, günümüzde vatanları dışında yaşama <u>mecburiyetinde bırakılmı</u><u>ş</u><u> bir</u><u>ç</u><u>ok M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manın peri</u><u>ş</u><u>an edilmesi, ya</u><u>ş</u><u>adıkları topraklardan mal varlıklarını arkalarında bırakarak </u><u>ç</u><u>ıkarılmaları</u> olaylarında bu devletin de parmağı bulunmaktadır. Zalim Yahudiler İslam topraklarına Amerika ve İngiltere’nin emri ve desteği sayesinde yerleşmişlerdir. Özellikle İngiliz Milletler Topluluğu, İslam düşmanlarıyla Müslümanları bir araya getirmekte ve müminleri, din kardeşlerinin topraklarından çıkarılmasına ve eziyet görmesine destek olan kimselerle dost kılmaktadır. Müslüman halkları ve bize ait toprakları Yahudiler için bir ganimet ve onlara yakınlaşmak için adanmış bir kurban haline getirmiştir. Bu sebeple diyoruz ki: <strong>İslam</strong><strong> Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i’nin</strong>, önünde duracak herhangi bir engel ya da ayak bağı olmaksızın <strong>en kısa ve kolay yoldan kurulması gerekir</strong>. Ne var ki bazı Müslüman ülkelerin haçlı devletleriyle olan bağları korunurken İslam Birliği’nin sağlanabilmesini hayal dahi edemiyorum. Her türlü anlaşma, ittifak ve yukarıda zikrettiğimiz beş sorumluluğun yerine getirilmesini gerektiren İslami birliğe ters düşen tüm dostlukların bir kenara bırakılması elzemdir. Eğer tüm İslam topraklarındaki Müslümanlar bu kutsal birliğe yönelirlerse diğer milletlerle kurulmuş olan mevcut ilişkiler kendiliğinden ortadan kalkacak ve Müslümanlar <u>İslam</u><u>’ın g</u><u>ö</u><u>lgesinde toplanmı</u><u>ş</u><u> bir iman dostlu</u><u>ğu</u>na sahip olacaklardır (s.189).</p>
<p>İslam birliğinin milletler camiası veya federalizm yoluyla gerçekleşmesi benim açımdan önemli bir fark oluşturmamaktadır. Ancak her hâlükârda <u>tüm </u><u>İslam</u><u> beldelerinin siyasi bir birle</u><u>ş</u><u>me i</u><u>ç</u><u>ine girmeleri</u> gerekmektedir. Böylece tüm İslam ülkeleri Müslümanların dostlarıyla dostluk kurar, düşmanlarını kendisine düşman kabul eder. İslam ülkelerinden birini karşısına alan herhangi bir gücü yalnızca saldırıda bulunduğu bölgeye değil <u>t</u><u>ü</u><u>m </u><u>İslam</u> <u>ü</u><u>mmetine d</u><u>üş</u><u>man olarak kabul eder</u>.</p>
<p>Aynı şekilde İslam beldeleri arasındaki <u>anla</u><u>ş</u><u>mazlıkların</u> da <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manların </u><u>ç</u><u>abasıyla </u><u>çö</u><u>z</u><u>ü</u><u>lmesi</u> gerekir. Yabancı bir devletin İslam bölgesinin <u>i</u><u>ç</u><u> i</u><u>ş</u><u>lerine</u> herhangi bir sebeple <u>m</u><u>ü</u><u>dahale etmesi</u> tüm İslam birliğine yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmelidir. İslam beldelerinden birine saldırıda bulunan veya bu yönde bir çaba gösteren devletle tüm bağlar koparılmalıdır. Müslümanların toplu olarak belirli bir ilke üzerinde görüş birliğine varmaları veya ortak bir karar almaları hâli dışında yabancı bir devletle bir anlaşma yapması doğru değildir. Aynı zamanda yapılacak hiçbir anlaşmanın süreklilik vasfını haiz olmaması gerekir. Zira belirli bir süreliğine yapılan anlaşmalarda taraflar birbirlerine karşı dikkatli olurken, <u>s</u><u>ü</u><u>resiz anla</u><u>ş</u><u>malarda gaflet</u> ve rehavetten doğacak olası bir tehlike bulunmaktadır. Nitekim süresi belirlenmemiş her anlaşma unutkanlığı da beraberinde getirmektedir (s.191).</p>
<p>Böylece İslam devletlerinin uygulamaları gereken sistem ‘İslam Birliği’ tarafından belirlenmiş olur. İslam düşmanlarını dost edinen ve onlarla bir olup ümmete tuzak kuran tüm liderler, İslami birliğin belirlediği sınırlardan çıkmış ve İslam kardeşliğinden ayrılmış kabul edilir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli/dost/müttefik edinmeyin! Onlar birbirlerinin müttefikidir. Sizden her kim onları müttefik edinirse, o onlardan olur. Şüphesiz Allah zulme gömülmüş bir topluma rehberliğini bahşetmez.” (Mâide 5:51).</p>
<p>Biz, <u>İslam</u><u> birli</u><u>ğ</u><u>inin temel ve ilkelerinin</u>; şahsi hevesler ve amaçlardan uzak bir şekilde <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>man camia tarafından belirlenmesi</u> çağrısında bulunuyoruz. Bu camianın gerçekleştirdiği işler birer hüküm, aldığı kararlar birer sistem olmalıdır. Bu birlik, yukarıda açıkladığımız beş temel ilke ve İslam’da zaruret sayılan tüm ameller çerçevesinde çalışmalıdır. Mazide Müslümanlar, aralarındaki çatışmalar şiddetlendiği vakitlerde bu ilkeleri göz ardı etmiş ve her kral kendi ordusuyla bir diğerine savaş açmıştır! Tüm bu keşmekeş içerisinde Müslüman halklar, kralların yaktığı ayrılık ateşlerinin ortasında eriyip gitmiş ve en sonunda İslam düşmanları tarafından tek lokmada yutulmuştur! Öyle ki şimdi yeryüzünde hangi İslam beldesine baksak ya yabancılar tarafından istila edildiğini ya da onların nüfuzuna boyun eğmiş bir hâlde olduğunu görürüz&#8230; (s.193).</p>
<p>… İslam’ın ruhuna uygun şekilde düzenlenmiş bir hac organizasyonu Müslümanların birbirleriyle tanışmalarına ve birlik oluşturmalarına giden yolda önemli bir aşamadır. Eğer İslam’ın gerektirdiği ibadetlerin manaları, amaçları ve hedeflerini gerçekleştirmez, işaretle gösterilmesi gereken hakikatlerini işaretle, sözle haykırılması icap edenleri sözle ortaya koymazsak yeryüzünde Müslümanlara ait bir güçten söz etmemiz mümkün olmaz (149).</p>
<p>Öz yurdumuzda toprak köleliği hâlinden kurtuluşumuzun tek yolu vardır; o da toprağımızı verimli kılan zenginlik kaynaklarını geri almak ve kendi namımıza kullanmak için <strong>birlik olup yardımlaşmak</strong>tır. Böylece sahip olduğumuz zengin nimetlerden başkaları değil ilk önce ve bizzat bizler faydalanmış oluruz. Eğer bizler bu kaynakların tamamını kendi adımıza çıkarırsak, çevresinde uygun fabrikalar kurarsak, toprağın hasadını toplarsak ve aramızda adaletle paylaşırsak işte o zaman gerçek bir güç, müreffeh bir hayat ve daha birçok güzellik bize ait olur. Sahip olduğumuz bunca nimetin ve hayrın ortasında başkalarına muhtaç hâlde yaşamaktan İslam Birliği sayesinde kurtuluruz vesselam&#8230;” (s.197-199).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.167-199.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BOZGUNCULUK, MÜNAFIKLIK VE KÖTÜ AHLÂKTAN ALLAH’A SIĞINMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2016 09:07:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:14]]></category>
		<category><![CDATA[2:264]]></category>
		<category><![CDATA[2:8]]></category>
		<category><![CDATA[2:8-20]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:156]]></category>
		<category><![CDATA[3:167]]></category>
		<category><![CDATA[33:12]]></category>
		<category><![CDATA[4:137]]></category>
		<category><![CDATA[4:143]]></category>
		<category><![CDATA[4:60-62]]></category>
		<category><![CDATA[47:16]]></category>
		<category><![CDATA[61:']]></category>
		<category><![CDATA[63:4]]></category>
		<category><![CDATA[8:49]]></category>
		<category><![CDATA[9:42]]></category>
		<category><![CDATA[9:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[9:67]]></category>
		<category><![CDATA[bozgunculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[ikiyüzlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Münâfikûn]]></category>
		<category><![CDATA[münafık]]></category>
		<category><![CDATA[Mustalik Seferi]]></category>
		<category><![CDATA[nifak]]></category>
		<category><![CDATA[tarla faresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=356</guid>

					<description><![CDATA[“Onları gördüğün zaman görünümleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!” (Münâfikûn 63:4). “Allâhumme innî e’ûzu bike mine’ş-şiqâqi we’n-nifâqi we sûi’l-ahlâq: Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr 32). [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onları gördüğün zaman görünümleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!” (Münâfikûn 63:4).</p>
<p>“<em>Allâhumme innî e’ûzu bike mine’ş-şiqâqi we’n-nifâqi we sûi’l-ahlâq</em>:</p>
<p>Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.”<br />
(Ebû Dâvûd, Vitr 32).</p>
<p>Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki “<em>nifâq</em>” mastarından türemiş bir sıfat olan “münafık” kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök manasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât; İbnu’l-Esîr, en-Nihâye; Lisânu’l-Arab, “nfq” md.).</p>
<p>Nifak kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de kök halinde üç, çekimli fiil olarak iki ve “münafık” şeklinde yirmi yedi âyette geçmekte olup beş yerde münafık erkeklerin yanında münafık kadınlar da zikredilmiştir (M. F. Abdulbâkî, el-Mu’cem, “nfq” md.). Ayrıca Kur’an-ı Kerim, diğer birçok âyette müminler ve kâfirlerden başka üç temel inanç grubundan biri olarak münafıklardan da bahsetmektedir.</p>
<p>Münâfikûn Sûresi’nde münafıkların itikadî durumları, psikolojik yapıları ve ahlâkî bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı tutumları ve âhiretteki konumları ayrıntılı biçimde anlatılır.</p>
<p>Kur’an terminolojisinde münafık kelimesi iki farklı tipteki insan için kullanılır. İlki halis münafıklar olup bunlar, “Aslında inanmadıkları halde Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” derler (Bakara 2:8). İkincisi ise zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde bocalayan (Nisâ 4:137,143; Tevbe 9:44-45), imandan çok küfre yakın olan (Âl-i İmrân 3:167) çifte şahsiyetli insanlardır. Bazı âyetlerde “münafıklar” ve “kalplerinde hastalık bulunanlar” diye ikili ifade tarzının yer alması da bu farklılığı göstermektedir (Enfâl 8:49; Ahzâb 33:12). Halis münafıklar müminlerle karşılaştıklarında inandıklarını belirtirler, ancak asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay ettiklerini söylerler (Bakara 2:14). Diğerleri ise Rasûl-i Ekrem’e inandıklarını sanmakla birlikte önemli işlerde din dışı otoritelere gitmeyi tercih etmekte, fakat başlarına bir felâket gelince Hz. Peygamber’e başvurmakta (Nisâ 4:60-62), böylece hak dine olan bağlılıkları dünyevî menfaatlerine göre değişmektedir (Hac 22:11). (Alper, 2006:565).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Allah’ı ve Müminleri Aldattığını Sanarak Kendini Aldatmaktan Sakınmak</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, kalbiyle inkâr ettiği halde bunu gizleyerek kendisini mümin gibi</p>
<p>gösteren münafıklardan, kendi isimleriyle anılan ‘Münâfikûn’ Sûresi dışında pek çok yerde bahsedilmiştir. Buna göre Kur&#8217;an&#8217;ın ortaya koyduğu münafık portresi şudur:</p>
<p>“Onlar inanmadıkları halde inandıklarını söyleyerek Allah&#8217;ı ve inananları aldatmaya çalışan ancak farkına varmadan kendilerini aldatan ikiyüzlü, kalplerinde hastalık bulunan, azgınlıkları içinde bocalayıp duran (Bakara 2:8-20), Allah&#8217;ın kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir (Muhammed 47:16). Müminlere karşı kalpleri kin ve nefretle dolu olduğu için onların hep sıkıntıya düşmelerini isterler (Âl-i İmrân 3:118-119). Yalnızca menfaatleri söz konusu olduğunda Hz. Peygamber&#8217;in ve inananların yanında yer alırlar (Tevbe 9:42). <u>Kötülüğü emredip iyiliği yasaklar</u> ve cimrilik ederler. Onlar Allah&#8217;ı, Allah da onları unutmuştur. Münafıklar, bozguncuların ta kendileridir (Tevbe 9:67).”</p>
<p>Sürekli iman ile küfür arasında bocaladıkları için (Nisâ 4:142-143) Allah (c), münafıklar haklarında;</p>
<p>&#8220;İman edip sonra inkar eden, sonra inanıp tekrar inkar eden, sonra da inkarlarında ileri gidenler var ya, Allah onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.&#8221; (Nisâ 4:137) buyurmuştur. Allah&#8217;ın Sevgili Elçisi ise onların bu kararsız ruh hallerini;</p>
<p>&#8220;Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!&#8221; (Müslim, Sıfâtu’l-Munâfiqîn 17) diye tasvir etmiştir.</p>
<p>Çıkarlarına göre tavır değiştiren, içten içe inkâr ettikleri halde sözleriyle inandıklarını ifade ederek Müslümanların yanında yer alıp beğenilerini kazanarak kendilerini onlardan koruyan, diğer taraftan da gizlice onların aleyhine faaliyetlerde bulunan <u>münafıklar</u>, olduklarından farklı görünerek Müslümanları aldattıkları için <u>inkârlarını açıkça ifade eden kâfirlerden daha tehlikelidirler</u> (Hadislerle İslam, s.624).</p>
<p>Münafıkların dış görünümüne aldanmamak gerekir. Zira onlar, göründüklerinin aksine korkak ve çıkarcıdırlar, yapmadıkları şeylerle övülmeyi isterler, zekât ve sadakayı da gösteriş amaçlı verirler, Müslümanlar arasında ihtilaf ve moral bozukluğuna neden olurlar.</p>
<p>İslam&#8217;a ve Müslümanlara yönelik bütün yıpratıcı eylemlerine rağmen Allah Rasulü münafıkları toplumdışına itmemiş, aksine onlara gerektiğinde hoşgörülü davranarak (Buhârî, Salât 46) ve ashâbını bilinçlendirerek kendilerinden gelecek tehlikeleri en aza indirmişti. Beni Mustalik Seferi&#8217;nde Abdullah b. Ubey ile ilgili gerçek ortaya çıktığında, &#8220;İzin ver de şu münafığın boynunu vurayım!&#8221; diyen Hz. Ömer&#8217;e; &#8220;Bırak onu! İnsanlar, &#8216;Muhammed arkadaşlarını öldürüyor!&#8217; demesinler.&#8221; cevabını vererek yanlış bir izlenim bırakmak istemediğini belirtmişti (Müslim, Birr 63). Ayrıca o, münafık bile olsa bir kişinin bu vasfıyla açıkça teşhir edilmesini hoş karşılamıyordu (Hadislerle İslam, s.625).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çıkarı İçin Gerçek Niyetini Gizleyerek İnsanları Aldatmamak</strong></p>
<p>Samimiyeti zedeleyen ve toplumda güven duygusunu sarsan bir husus olarak <strong>münafıklık</strong>, Yüce Rabbimiz ve Peygamberimiz tarafından son derece tehlikeli görülmüş, hem imanî hem de ahlâkî bir problem olması nedeniyle birçok âyet ve hadiste kınanmıştır. Ancak <u>kesin bir dille sakındırılmasına rağmen münafıklık, bugün de devam eden bir olgudur</u>.</p>
<p>Toplumda, mümin olduğunu söylediği halde münafıkça davranışlar sergileyen, çeşitli çıkarlar için gerçek niyetlerini gizleyerek insanları aldatan kimseler bulunmaktadır. İnançtaki samimiyetsizliğin davranışlara yansıması sonucu gayr-ı ahlâkî davranışlar yaygınlaşmakta ve git gide <u>yadırganmaz</u> hale gelmektedir. Halbuki Allah Rasulü’nün gayet beliğ ifade ettiği üzere &#8220;<strong>Din, samimiyettir</strong>.&#8221; (Müslim, İman 95).</p>
<p>İnancında samimi kimseye yakışan, kalbindeki sağlam imanı hem Allah ile hem de insanlarla olan ilişkilerine <strong>dürüst</strong> bir biçimde yansıtmaktır. Yani Rabbimizin, Elçisi&#8217;nin gıyabında bütün kullarına yüklediği ağır ama mükâfatı bir o kadar büyük, &#8220;<strong>Emrolunduğun gibi dosdoğru ol</strong>!&#8221; (Hûd 11:112) sorumluluğunu yerine getirmektir (Hadislerle İslam, s.628).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozgunculuk ve Nifak Üreterek Fitneye Sebebiyet Vermekten Sakınmak</strong></p>
<p>“Allah Resûlü, imanı, temiz su ile yetişen taze bitkiye benzetirken; nifakı, kan ve irinle büyüyen bir çıbana benzeterek onun Allah&#8217;ın yasaklamış olduğu düşünce ve eylemlerle büyüyeceğine dikkat çekmiştir (İbn Hanbel, III/17). Örneğin, haya ve az konuşmayı iman alameti; çirkin söz ve lüzumundan fazla konuşmayı ise münafıklık alameti olarak zikretmiştir (Tirmizî, Birr 80). Hz. Peygamber, mümin ile münafığın durumunu karşılaştırırken ise şu benzetmeyi yapmıştır:</p>
<p>&#8220;Mümin, rüzgârın yatırıp kaldırdığı (ama zarar vermediği) yeşil ekin gibidir. Münafık ise dimdik iken, rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı gibidir.&#8221; (Buharî, Merdâ 1).</p>
<p>Buna göre mümin dünyada maddi ve manevi birtakım sıkıntılarla imtihan edilir fakat samimi imanı sayesinde onların üstesinden gelerek ahirette ayakta kalır. Münafık ise sahte imanı yüzünden dünyada elde ettiği rahatlığına ve dik duruşuna karşılık ahirette karşılaşacağı büyük azapla bir defada devrilir gider. Nitekim Allah Teâlâ küfrün en çirkin ve tehlikeli şekli olan münafıklığın ahiretteki cezası için, &#8220;Doğrusu münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. (O gün) onlar için hiçbir yardımcı da bulamazsın.&#8221; (Nisâ 4:145) uyarısında bulunmuştur. Resûlullah, &#8220;Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.&#8221; (Ebû Dâvûd, Vitr 32) duasıyla kendisi nifaktan Allah&#8217;a sığındığı gibi ashâbını ve tüm müminleri de münafıkça tavırlardan sakındırmıştır.</p>
<p>Her ne kadar müminler, imanlarında şüphe olmasa da münafıklarınkine benzer davranışlar sergiledikleri zaman nifaka düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Dinî uygulamalarda gevşeklik gösterme, söz ve davranışlar arasında uyumsuzluk şeklinde tezahür eden bu durum &#8220;amelî nifak&#8221; olarak adlandırılmıştır. Bu, müminlere yakışmayan bir tutum olduğu için Allah Teâlâ, &#8220;Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?&#8221; (Saff 61:2) buyurmuş ve onları münafıklar gibi tavır sergilememeleri hususunda uyarmıştır (Bakara 2:264, Âl-i İmran 3:156).” (Hadislerle İslam, s.626).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahyin Vazettiği Değerlere Uygun Hareket Etmek</strong></p>
<p>“Hz. Peygamber müminleri münafıklık alameti sayılan ve nifakla itham edilmelerine sebep olabilecek her türlü davranıştan sakındırmıştır. Çünkü Müslüman, <strong>özü sözü bir</strong>, Peygamberimizin tarifiyle, &#8220;<u>elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimse</u>&#8220;dir (Nesâî, İman 8). İhanet, yalan, sözünde durmama, ikiyüzlülük ve riya gibi ahlaki olmayan ve toplumda güveni sarsan tavırların tümü ise münafıkça davranışlardır.</p>
<p>Allah Resûlü, Abdullah b. Amr&#8217;ın rivâyet ettiği bir sözünde münafığı en temel özellikleri ile şöyle tanımlamıştır:</p>
<p>&#8220;Şu dört özellik kimde bulunursa o, tam bir münafık olur. Kimde bu niteliklerden biri bulunursa <u>onu terk edinceye kadar</u> kendisinde münafıklıktan bir özellik vardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde <strong>hıyanet</strong> eder. Konuştuğunda <strong>yalan</strong> söyler. Söz verdiğinde <strong>cayar</strong>. Husumet sırasında <strong>haktan sapar</strong>.” (Buhârî, İman 24).</p>
<p>İman bakımından samimi olmayan münafıklara hasredilen bu özelliklerin zaman zaman Müslümanlarda da görülmesi, imanın dışa yansıması noktasında problem oluşturmaktadır. Halbuki Müslüman&#8217;a yakışan, inandığı değerlere uygun hareket etmektir.” (Hadislerle İslam, s.627).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İkiyüzlülükten Uzak Durup İlkeli ve Tutarlı Davranmak</strong></p>
<p>“Münafıklığın temel göstergelerinden birisi ise ikiyüzlülüktür. Hz. Peygamber, ilkeli ve tutarlı davranmayarak <u>çıkarlarına göre insanlara farklı davranışlar sergileme</u> anlamına gelen ikiyüzlülükten uzak durmaları için ashâbını uyarmış, insanlarla olan ilişkilerinde ikiyüzlü olanların güvenilmeyi hak etmediğini (Buhârî, el-Edebu’l-Mufred 117) ifade etmiştir. Allah Resûlü, &#8220;Kıyamet günü Allah katında insanların en kötülerinin şunlara bir yüzle, bunlara diğer bir yüzle gelen <strong>ikiyüzlüler</strong> olduğunu görürsün!” (Buhârî, Edeb 52) buyurmuş ve münafıkların ahirette <strong>ateşten iki dil ile cezalandırılacak</strong>larını (Ebû Dâvûd, Edeb 52) belirtmiştir.</p>
<p>İkiyüzlülük konusunda sahâbîler de titiz davranmıştır. Bir defasında Abdullah b. Ömer&#8217;in yanına gelen bazı kimselerin, &#8220;Biz amirlerimizin huzurunda onların lehine konuşuyor, oradan çıktığımızda ise aksini söylüyoruz.&#8221; demeleri üzerine İbn Ömer, &#8220;Biz böyle bir davranışı <strong>münafıklık</strong> kabul ederdik.&#8221; demiştir (Buhârî, Ahkâm 27).</p>
<p>Münafıklıkla örtüşen bir başka özellik riyadır. Amel ve ibadetleri, Allah rızası yerine insanların beğenisini kazanma ve gösteriş amacıyla yapmak anlamına gelen <strong>riya</strong>, münafığın hayatının nerdeyse bütününü sarmıştır. Bunun içindir ki <strong>nifak</strong>, dinde riya olarak da tanımlanmaktadır. Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını gösteriş olsun diye harcayanlar (Bakara 2:264, Nisâ 4:38) ve namazı gösteriş için kılanlar (Nisâ 4:142, Mâûn 107:4-6)  kınanmıştır. Resûlullah da riyayı &#8220;küçük şirk&#8221; diye adlandırarak47 ümmetini onun ahiretteki cezası hususunda uyarmıştır (Müslim, İmâre 152).” (Hadislerle İslam, s.627).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozguncu, İkiyüzlü ve Kötü Ahlâk Sahibi Olmaktan Allah’a Sığınmak</strong></p>
<p>Fayda vermeyen bilgiden, kalbin kötülüklere kaymasından ve ürpermemesinden, nefsin doymamasından, cimrilikten, tembellikten, ihanetten, günahlardan, zulümden, kabalıktan ve cahilce davranmaktan Allah&#8217;a sığınan (Nesâî, İstiâze 2-3, 19-22, 30) Son Nebi’nin (s) sünnetine ittiba ederek biz de tüm bunlardan Allah’a sığınalım ve onun şu duasına hep birlikte can u gönülden iştirak edip “Amîn yâ Rabbenâ” diyelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım</strong>.” (Nesâî, İstiâze 21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>ALPER, Hülya; “<strong>Münafık</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul 2006, 31/565-568.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.1, s.619-628.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM DÜŞMANLARINI CAN DOSTU EDİNMEMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2016 09:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:119]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[4:11-27]]></category>
		<category><![CDATA[4:139]]></category>
		<category><![CDATA[4:140]]></category>
		<category><![CDATA[57:27]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Seyyid Abdulvehhab]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[Beşşar Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Arap Emirlikleri]]></category>
		<category><![CDATA[bitâne]]></category>
		<category><![CDATA[Ehl-i Kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Esed Meâli]]></category>
		<category><![CDATA[F. Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrat]]></category>
		<category><![CDATA[Henri Barkey]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Irak Kürt Bölgesel Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[ISAF]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Özerk Bölgesi]]></category>
		<category><![CDATA[kâfirleri velî edinmek]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[M. Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sıddık Han]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=344</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118). &#160; [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar sizi yoldan çıkarmak için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız.” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>15 Temmuz 2016 Cuma akşamı, TSK içine çöreklenmiş satılmış bir grubun yaklaşık 9 bin personelle, 74 tank, 246 zırhlı araç, 35 uçak, 37 helikopter ve 3 gemiyi gasp ederek giriştiği askerî darbenin saatler içinde engellenebilmesi, Müslümanları ve mazlumları sevindirirken zalimleri ve onlara uşaklık eden hainleri de üzüntüye boğmuştur.</p>
<blockquote><p>“Yahudiler ve Hıristiyanlar dinde teşrî’ hakkını Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vermek suretiyle onları rab edinmiş oldular!” (M.Abduh).</p></blockquote>
<p>TRT1 kanalından hain darbecilerin sözde sıkıyönetim ilanını silah zoruyla okutmalarının hemen ardından sokaklara çıkan ve meydanlara akmaya başlayan Anadolu’nun yiğit evlatları, reisicumhuru, meclisi, medyası ve güvenlik güçleriyle büyük bir dayanışma içinde darbeye karşı efsanevi bir duruş sergilemiştir.</p>
<p>Bir darbe veya kalkışmadan öte esasen bir işgal ve taksim girişimi olan bu hayasız denemede zalimleri kıskandıran, mazlumlara umut olan şanlı bir direniş gösteren, gözünü kırpmadan canını, azalarını, malını ve gündüzünü gecesini feda eden kahramanlara şükran borçluyuz, gazilere acil şifalar, ‘şahit’lere de Allah’tan rahmet diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olayın Adını Doğru Koymak: Türkiye’yi İşgal ve Taksim Girişimi </strong></p>
<blockquote><p>“Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz?” (Sıddık Han).</p></blockquote>
<p>Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#8217;nin (IKBY) Erbil kentinde yaklaşık 25 yıldır imamlık yapan Kürdistan İslami Birlik Partisi eski milletvekili Dr. Ahmed Seyyid Abdulvehhab, FETÖ’nün Başkomutan Erdoğan ve AK Parti’yi ortadan kaldırmak için karanlık güçlerle işbirliği yaptığını ifade etti:</p>
<p>“Darbe girişimi dışarıdan bazı karanlık güçlerin desteğiyle meydana geldi. Bu darbede Amerika, Avrupa, NATO, İran, İsrail, Beşşar Esed gibi tipler ve hattâ Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nin de parmağı var. Kendileri tarafından meydana getirilen utanç verici olayların örtbas edilmesi için, Türkiye&#8217;deki aydınlığı karartmak istediler. Aksi takdirde kısa süre içerisinde karanlık yüzlerinin ortaya çıkacağının farkındalar. Bu yüzden Türkiye&#8217;de mevcut hükümetin işbaşında olmasını istemiyorlar.” (1).</p>
<p>İşgal ve taksim girişiminin dört aşamasını yazan Erem Şentürk’e göre hain kalkışma başarılı olsaydı sırasıyla şu adımlar atılacaktı: Bir hafta içinde binden fazla insan infaz edilecek, yaklaşık 9 bin kişi hapishanelere atılacak, savaş sahası yumuşatılacaktı. <u>İkinci</u> aşamada; Büyük Ada’da bekleyen Prof. Henri Barkey’in görevlendireceği devlet kademelerinde uyuyan ajanlar kurumların ilişkilerini çökertecek ve devlet kurumları birbirine düşman muamelesi yapmaya başlayacak, ülke kargaşaya sürüklenirken eski ISAF Komutanı John F. Campbell komutasındaki ABD Ordusu Türkiye’nin Suriye sınırına ordu konuşlandıracaktı. <u>Üçüncü</u> aşamada; iç kargaşa uluslararası müdahaleye gerekçe teşkil edecek şekilde tırmandırılacak ve ABD öncülüğündeki yabancı ordular Türkiye’ye girecek, en az beş yıl ülkede kalacak olan bu güçler çoğunluğu İç Anadolu nüfusundan olmak üzere milyonlarca insanı öldürecekti. <u>Dördüncü</u> aşamada; Yaklaşık 2021 yılında nihayete erecek plana göre Kürdistan, Ermenistan, İstanbul Özerk Bölgesi ve Türkiye olmak üzere (aynen Suriye gibi) en az beşe bölünmüş yeni bir yapı ortaya çıkacaktı.  F. Gülen İstanbul Özerk Bölgesi’nde papalığa benzer bir unvanla oturacak, yeni proje olarak sıradaki İslam ülkelerinin parçalanması devreye alınacaktı.” (2).</p>
<p>İşgal ve taksim planının ilk aşaması olan darbe girişiminin başarılı olması durumunda Türkiye’nin bambaşka bir yapıya dönüşeceğine ilişkin kanaatlerini paylaşan başka gazeteci yazar, analist ve stratejistler de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Bitâne’ Yasağı: İslam Düşmanlarını Dost Edinmemek</strong></p>
<blockquote><p>“… Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?&#8230; İşte, bu onlara kulluk etmektir!” (Tirmizî).</p></blockquote>
<p>‘Gizlilik, örtü, iç, sırdaş ve karın’ anlamlarındaki farklı türevleriyle Kur’an-ı Kerim’de 25 yerde geçen “b-t-n” kökünden türemiş olan “<strong><em>bitâne</em></strong>” kelimesi; ‘<u>candan dost, sırdaş, yakın arkadaş, içli dışlı olmak, sırlarına vakıf olmak, işlerini yakından bilmek, bağrına basmak, elbisenin astarı</u>’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır. Türkçe çevirisini Esed Meâli’nden iktibasla serlevha olarak verdiğimiz âyet-i kerimenin bir de Kur’an Şairi Mehmed Âkif tarafından yapılan özlü tefsirini verelim ki, anlaşılmasını umursamadan Osmanlı Türkçesi’ni kullanmakta ısrar eden birileri belki murâd-ı ilâhîyi daha kolay idrak eder de akıllarını başlarına devşirip tevbekâr olurlar:</p>
<p>“Ey mü’minler! Size ellerinden gelen fenalığı yapmaktan çekinmeyen, bu hususta hiçbir fırsatı kaçırmayan, dininize yabancı milletleri kendinize mahrem-i esrâr, dost, arkadaş ittihaz etmeyiniz. Bunların sûret-i haktan görünerek size güler yüz göstermelerine, hayrınızı ister gibi tavırlar takınmalarına asla kapılmayınız! Onların gece gündüz isteyip durdukları; sizin felaketinizden, izmihlâlinizden, esaretinizden başka bir şey değildir. Baksanıza, size karşı kalplerinde besledikleri düşmanlık o kadar dehşetli ki bir türlü zapt edemiyorlar da ağızlarından kaçırıyorlar. Halbuki yüreklerinde kök salmış olan husumet, ağızlarından taşan ile kâbil-i kıyas değildir, ondan çok fazladır, çok şiddetlidir. İşte bütün hakâyıkı, âyât-ı celîlemizle sizlere açıktan açığa tebliğ ediyoruz, bildiriyoruz. <strong>Eğer aklı başında insanlarsanız</strong>, eğer <u>dâreynde zelil olmak, hüsranda kalmak</u> istemezseniz, bizim âyât-ı celîlemizin muktezâsınca hareket ederek felâhı bulursunuz.” (Âl-i İmran, 3:118). (Sebîlurreşad’dan aktaran: Cündioğlu, 203).</p>
<p>Yüz yılı aşkın bir süre önce Mısır Başmüftüsü Muhammed Abduh ile Reşid Rıza’nın telif etmiş olduğu Menâr Tefsiri’nde ‘<strong><em>bitâne’</em></strong> âyetini tefsir eden bölümde İslam düşmanlarıyla sırdaşlığın yasaklanma gerekçesi şu şekilde ortaya konmaktadır:</p>
<p>“Ehl-i Kitab ve müşriklerden mü’minlerle mücadele edenlerin en büyük düşüncesi İslam davetinin ışığını <strong>söndürmek</strong>, onun getirmiş olduğu ilke ve esasları ortadan kaldırmaktır. Mü’minlerin en büyük düşüncesi ise, İslam davetini <strong>yaymak</strong>, hakkı üstün tutmak ve onu desteklemektir. Her iki zümrenin temel endişesi farklı, amaçları birbirine taban tabana zıttır…</p>
<p>İbn Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanlardan bazı adamlar, bir takım Yahudilerle aralarındaki cahiliye döneminden kalma komşuluk ve müttefiklik münasebetleri sebebiyle iyi ilişkilerini sürdürmekte idiler. Allah Teâlâ bu âyeti indirerek, fitneye maruz kalabilecekleri endişesiyle onların İslam düşmanlarıyla <u>sırdaşlık düzeyinde</u> bir dostluk sürdürmelerini yasaklamıştır…</p>
<blockquote><p>“Bitâne” kelimesi; ‘candan dost, sırdaş, elbisenin astarı’ gibi anlamlara gelmekte olup âyet mü’minlerin mahrem bilgilerini imansızlara sızdıracak ilişkileri yasaklamaktadır.</p></blockquote>
<p>Vicdanların sesine kulak verme, musibetlerden ders alma, evlerimizi yabancıların elleriyle yıkmaktan vazgeçme zamanı gelmedi mi?! Yabancılarla olan kâr-zarar ilişkilerinize dikkat edin! “<strong><em>İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seviyorsunuz!&#8230;</em></strong>” (3:119). Artık onların iç yüzünü öğrendiniz, stratejilerinde en ufak bir şüphe kalmamıştır. “<strong><em>Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır, başınıza bir musibet gelse buna da sevinirler…</em></strong>” (3:120). Öyle ise kendi ülkenizin, kendi din ve inancınızın insanlarına koşun, başkalarına yöneldiğiniz gibi birazcık da onlara yönelin ki, onlardan en güzel yardımı, en değerli desteği göresiniz. Fıtrata, yani ilahî, tabiî kanuna dönün. Sapmamanız ve saçmalığın sizi esfel-i safilîne sürüklememesi için Allah’ın emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmeti gözetin. Hâlâ görmüyor musunuz? Bilmiyor musunuz? Muhasebe etmiyor musunuz? Bu kadar tecrübe ettiğiniz yetmedi mi? Daha ne zamana dek?!&#8230;” (Abduh, 4/11-27).</p>
<p>FETÖ’nün genç kurbanlarına yukarıdaki izahlar ağır gelir ise Âl-i İmran Sûresi’nin 119 ve 120. âyetlerini Osman Gaygusuz’un anladığı şekliyle anlamalarını tavsiye ederim:</p>
<p>“Başınıza bir bela/kötülük/ zararlı bir iş geldiğinde sevinen, sizin başınıza bir güzel iş geldiğinde/ faydalı bir olay vuku bulduğunda ise üzülenleri sevenlersiniz. Dikkat edin! Duygularınız sizi yanıltıyor, yanlış insanları seviyorsunuz…”</p>
<p>‘Bitâne’ ayetinin hükmünü çiğneyerek rezîl u rüsvâ olan, Allah ile aldattığı insanların hem dünyasını hem de âhiretini mahv u perişan eden F.Gülen, düşmanından merhamet dilenme zilletini de içselleştirebilmiştir! New York Times gazetesinde yayımlanan makalesinde; ‘Batı&#8217;nın ılımlı Müslüman seslere ihtiyacı olduğu bu dönemde kendisinin ve arkadaşlarının Batı&#8217;nın hizmetinde olduğunu vurgulayarak “beni Erdoğan&#8217;a verme arzusuna direnmelisiniz” şeklinde yalvarabilmiştir! (3). Oysa tevbe etse de, yukarıdaki âyetin ve bu mealdeki diğer âyetlerin itâbından hem kendisini hem de körü körüne bağlı tâbilerini her iki cihanda hüsrana dûçar olmaktan kurtarsa daha iyi olmaz mı?</p>
<p>“Mü&#8217;minler mü&#8217;minleri bırakıp da <strong>kâfirleri velî</strong> (askerî müttefik) <strong>edinmesinler</strong>. Kim böyle yaparsa Allah&#8217;tan bütünüyle kopmuş olur; ancak kendinizi onlara karşı korumak için (bilinçli bir tercihse), o başka: Ne ki Allah, kendisine karşı dikkatli olmanızı ihtar eder; çünkü bütün yollar Allah&#8217;a çıkar.” (Âl-i İmran, 3:28).</p>
<p>“Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirlerin dostluğuyla (onur) duyanlar, şeref ve itibarı onların yanında mı arıyorlar? İyi bilin ki şeref ve itibar bütünüyle Allah&#8217;a aittir.” (Nisa, 4:139).</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Mü&#8217;minleri bırakıp da kâfirleri velî (dost, müttefik) edinmeyin! Siz kendi aleyhinize, Allah&#8217;ın önüne açık bir delil mi koymak istiyorsunuz?” (Nisa, 4:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Başkasını Rab Edinme Yasağını Çiğnememek</strong></p>
<p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emrolunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden berî ve yücedir.” (Tevbe, 9:31).</p>
<p>“… Ama ruhbanlık başka&#8230; Onu kendilerine emretmediğimiz halde <strong>onlar uydurdu</strong>, gerekçeleri de Allah&#8217;ın rızasını kazanmaktı; fakat onun gereklerine de hakkıyla riayet etmediler ya&#8230; Neticede Biz onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik; fakat yine onlardan bir çoğu yoldan saptılar.” (Hadîd, 57:27).</p>
<p>Menâr Tefsiri bu âyetleri tefsir ederken şu hususları vurgular:</p>
<p>“Ruhbanlık Hz. İsa’nın züht, yani dünya lezzetlerinden uzaklaşma konusundaki vaazlarının tesiriyle ortaya çıkmıştı. Sonra bu işi benimseyenlerin çoğunluğu cahil ve tembel kimseler oldu. İbadetleri özünü kaybedip şekle dönüştü. Peşinden gösteriş, kendini beğenme, gurur ve halkın teveccühünü umma geldi. Dördüncü asırda ruhbanların kilisedeki geçimleriyle ilgili bir sistem ve kanunlar ortaya kondu. Pek çok fırkalar ortaya çıktı… İslam’da ruhbanlık yasaklanmıştır.</p>
<p>Yahudi ve Hıristiyanlar, kanun koyma yetkisini kendilerinde gördükleri din önderlerini rab edindiler! Yahudiler haham ve âbidlerden oluşan din adamlarını, Hıristiyanlar da papaz ve rahiplerini Allah dışında rabler edindiler. Bunu, dinde teşrî’ hakkını ve Allah’a ait olan diğer bazı hakları Allah’ın emrine aykırı olarak din önderlerine vererek yaptılar!&#8230;</p>
<p>Tirmizî’nin rivayet ettiğine göre Adiy bin Hâtem dedi ki: Rasûlullah (s) Berâ’e Sûresi’ndeki “Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve papazlarını rabler edindiler.” âyetini okurken huzuruna vardım. ‘Biz onlara ibadet etmiyoruz.’ dediğimde Allah Rasûlü; ‘Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal saydıklarında siz onlara uymuyor musunuz?’ diye sordu. Ben ‘evet’ deyince, Rasûlullah; ‘<strong>İşte, bu onlara kulluk etmektir!</strong>’ buyurdu.</p>
<p>Fahreddin Râzî yukarıdaki ayeti ve Adiy rivayetini tefsir ederken şöyle demiştir: ‘Hocamız (Begavî) demiştir ki; fakihleri taklit eden bir gruba rastladım. Bazı konularla ilgili kendilerine pek çok âyet okudum. Mezhep görüşleri bu âyetlere ters idi. Bu yüzden okuduğum âyetleri kabul etmediler! Şaşkın vaziyette bana bakakaldılar. Demek istiyorlardı ki; ‘ecdadımızdan aksi rivayet edildiği halde bu âyetlerin zâhiriyle nasıl amel edilir?’ Derinlemesine düşünürsen, bu hastalığın dünya ehli pek çok insanın damarlarına sirayet ettiğini görürsün…’</p>
<p>Seyyid Hasan Sıddık Han, Fethu’l-Beyân isimli tefsirinde şöyle yazar: Bu âyette, aklı olan ve kulak veren kimseleri taklitten, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’ye rağmen geçmişlerin görüşlerini tercihten sakındırma vardır. Bu ümmetin mukallitlerinin yaptığı da, aynen Yahudi ve Hıristiyanların din adamlarının haram ve helal saydıklarını benimsemeleri gibidir.</p>
<p>Ey Allah’ın kulları! Ey ümmet-i Muhammed! Size ne oldu ki, Kitab’ı ve Sünnet’i bir tarafa bırakıp da Allah’a kulluk hususunda sizin gibi olan kimselere itimat ediyorsunuz? Allah onlardan da Kur’an ve Sünnet’in gösterdiği şekilde amel etmelerini istiyor. Sizler ise onların hakka dayanmayan, dinin desteğini almayan, Kitap ve Sünnet nasslarıyla bağdaşmayan görüşleriyle amel ediyorsunuz! Bu görüşler hakikate aykırı olduklarını bas bas bağırarak ilan etmektedir. Ama sizler adeta sağır kulaklarınızı, kapalı akıllarınızı, tembel zihinlerinizi, hasta idraklerinizi, özürlü duygularınızı onlara ödünç verdiniz!&#8230;</p>
<p>Sapıtana hidayet eden, şaşırana yol gösteren, yolları aydınlatan Allah’ım! Bizi doğru yola ilet, bize hidayet et. Âmiin.” (Abduh, 12/149-160).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13224-15-temmuz-turkiyeye-acilmis-bir-savasin-denemesiydi.html</a></li>
<li><a href="http://dirilispostasi.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html">http://<strong>dirilispostasi</strong>.com/n-13290-dort-katli-piramit-plani.html</a></li>
<li><a href="http://www.hilalhaber.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html">http://www.<strong>hilalhaber</strong>.com/dunya/fethullah-gulenden-abdye-acik-mektup-hizmetinizdeyim-h36581.html</a></li>
<li>Mehmed Âkif; <strong>Sebîlurreşad</strong> dergisi, xviii/464, 25 Teşrîn-i Sânî 1336, s.249-250’den aktaran: Dücane Cündioğlu; <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>, İstanbul 2004, s.203.</li>
</ol>
<p>Muhammed Abduh, Reşid Rıza; <strong>el-Menâr Tefsiri</strong>, çev. M.Erdoğan, H.Ünal vd., 14 c., Ekin Yayınları, İstanbul 2011, 4/11-27; 12/149-</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-dusmanlarini-can-dostu-edinmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
