<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>3:110 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/3110/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/3110/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:07:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÂKİF GİBİ KUR’AN’I HAYATIN İÇİNDEN YORUMLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2016 10:33:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[3:159]]></category>
		<category><![CDATA[30:50]]></category>
		<category><![CDATA[53:39]]></category>
		<category><![CDATA[Azimden Sonra Tevekkül]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=259</guid>

					<description><![CDATA[“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek. Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50). &#160; Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek.</p>
<p>Hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in düşüncesine Kur’an’ın kaynaklık ettiğini vurgulayan onlarca tez, kitap, makale ve tebliğ çalışması yapılmış, bunların bir kısmı da yayınlanmıştır. Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle Kur’an âyetlerinin manalarını şiir, nesir ve hitabe formunda ümmetin dikkatine sunmuştur. Sadece söylemini değil eylemini de Kur’an’a göre şekillendirmek hususunda büyük bir hassasiyet ve yılmaz bir gayret serdeden Âkif, hayatını değerlerini yansıtan parlak bir tablo gibi resmettiği bir sanat eserine dönüştürmeyi de bilmiştir.</p>
<p>Ferîd Kam’ın kendisine yazdığı bir mektupta belirttiği gibi Âkif, Kur’an’ın hakkıyla kavranması davasında sanatını konuşturmuştur:</p>
<p>&#8220;Enîs-i rûhum Âkif’e, &#8230; İhtimal ki “Sanat sanat içindir; sanattan maksad yine sanattır; sanatta dinî, ahlâkî, siyasî bir gâye aramak abestir.” diye senin mesleğine îtiraz edenler, onu hoş görmeyenler vardır&#8230; Ben senin eserlerinde bu düstûra muhâlefetini gösterecek bir şey görmüyorum. Çünkü sen de sanatta gâye aramıyorsun; lâkin gâyede sanat arıyorsun. Mesleğin tamamıyla maksadını te’mîne kâfîdir&#8230; Safahât’ın bu kısmını teşkîl eden manzûmelerin menba’ı Furkân-ı Hakîm olduğundan hepsinin ilhâm-ı mahz eseri olduğunu söylemek zâiddir. Hemen söyle, hemen yaz. Tevfîk-i Hudâ refîkın olsun azîzim. 30 Mayıs 1329” (12 Haziran 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Vahyin diriltici mesajını çok iyi kavramış olan Âkif, âyetlerin manasını son derece vâzıh ve beliğ ifadelerle sunmuştur.</p></blockquote>
<p>Tefsir profesörü Celal Kırca, &#8220;Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili&#8221; başlıklı makalesinde onun Kur’an’ı nasıl hayatın içinden yorumladığının bir çok örneğini aktarır. Biz bu kısa yazımızda özetle bir kaç numuneyi iktibas etmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Âkif Kur’an âyetlerini sosyolojik tefsir ekolü içinde yorumlayan bir şâir ve bir düşünürdür. Çağının problemlerini iyi bilen ve onlara Kur’an’dan çözümler sunan bir müfessirdir. Onu sosyal olaylar içinde hiç şüphesiz, başta sıcak savaş, daha sonra da İslam’a yapılan haksız ithamlar etkilemiştir. Bu ithamlar onda derin yaralar açmıştır. Müslümanların acıklı ve perişan durumu onu çok üzmüş, ancak, milletin kurtuluşunu da onların uyanmasında, birlik ve beraberliklerinde, cahillikten kurtulmalarında ve hepsinin başı olan çalışmalarında görmüştür. Bütün gücüyle bunu söylemiş ve bu millete kılavuzluk etmiştir. Şiirlerine konu olarak seçtiği âyetlerle sosyal olaylar karşılaştırıldığında bu durum açıkça görülür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Önce Azmedip Sonra Tevekkül Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, öncelikle Müslümanlara içinde bulundukları durumu izah etmek ve onları daldıkları derin uykudan uyandırmak istiyordu.</p></blockquote>
<p>“Bir kerre azmettin mi, artık Allah’a dayan.” (Âl-i İmran, 3/159) âyetini ‘Azimden Sonra Tevekkül’ başlığı altında yorumlayan Âkif şunları söylemektedir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet?</p>
<p>Hâlâ mı reşîd olmadı, hâlâ mı bu ümmet?</p>
<p>Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;</p>
<p>Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır!”</p>
<p>&#8211; Allah’a değil, taptığın evhâma dayandın;</p>
<p>Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın.</p>
<p>Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,</p>
<p>Yattın kötürümler gibi, yattın mütemadî.</p>
<p>Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;</p>
<p>İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.</p>
<p>Mevcûd ise bir hakk-ı hayât ortada, şâyed,</p>
<p>Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.</p>
<p>“Allah’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan&#8230;</p>
<p>Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!&#8230;</p>
<p>Dünyâ koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;</p>
<p>Davranmayacak kimse bu meydâna atılmaz.</p>
<p>Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da;</p>
<p>Mâzîyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda.</p>
<p>Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabâha:</p>
<p>Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vâha!</p>
<p>(İstanbul, 13 Teşrînisânî 1335/ 13 Kasım 1919).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Kanunlara Uygun Davranabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif, milletin kurtuluşunu; uyanmakta, birlik ve beraberlikte, cahillikten kurtulmada ve çok çalışmakta görmüştür.</p></blockquote>
<p>“Âkif’e göre çare, “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39) âyetiyle emredilen çalışma idi. Bütün acıların, zulmün ve geriliğin tek sebebi vardı, o da tembellikti. Çalışan kazanmıştı. Biz de kazanmak istiyorsak çalışmalıydık. Bu bir sosyal kanundu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mu’tâdı.</p>
<p>Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?</p>
<p>Bugün, sen kendi kendinden ümîd et ancak imdâdı;</p>
<p>Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı.</p>
<p>Cihan kânûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!</p>
<p>Ne yaptın? “<em>Leyse li’l-insâni illâ mâ se’â</em>” vardı!..</p>
<p>(30 Muharrem 1331/ 27 Kânûnievvel 1328/ 9 Ocak 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre suçlu İslam dini değil, onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı.</p></blockquote>
<p>“Yusuf Sûresi’nin “Oğullarım, gidiniz de Yusuf ile kardeşini araştırınız, hem sakın, Allah’ın inâyetinden umudunuzu kesmeyiniz. Zira, kâfirlerden başkası Allah’tan umudunu kesmez.” mealindeki 87. âyetini Âkif şöyle yorumluyordu:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;</p>
<p>Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’</p>
<p>Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!</p>
<p>His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?</p>
<p>Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?</p>
<p>Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?</p>
<p>Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?</p>
<p>Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan</p>
<p>Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.</p>
<p>Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.</p>
<p>Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!</p>
<p>Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;</p>
<p>Me’yûs olanın, rûhunu, vicdânını bağlar</p>
<p>Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;</p>
<p>Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!</p>
<p>Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;</p>
<p>Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.</p>
<p>Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar&#8230;</p>
<p>Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.</p>
<p>Feryâd ile kurtulması me’mûl ise haykır!</p>
<p>Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!</p>
<p>‘İş bitti&#8230; Sebâtın sonu yoktur!’ deme, yılma!</p>
<p>Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bilgiyle Bir Çıkış Yolu Bulabilmek</strong></p>
<p>“Âkif’e göre Kur’an-ı Kerim her şeyin çaresini göstermiştir. O da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) âyetinde ifade edilen bilgidir. İnsan bilgi sayesinde bütün problemlerini çözebilir, kendisine bir çıkış yolu bulabilir. Çünkü bilenle bilmeyen kişi asla bir değildir. Bilen kişi, olay ne kadar vahim olursa olsun, onun üstesinden gelebilecek bir yeteneğe sahip demektir:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olmaz ya&#8230; Tabî’î&#8230; Biri insan, biri hayvan!</p>
<p>Öyleyse, “cehâlet” denilen yüz karasından,</p>
<p>Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.</p>
<p>Kâfi mi değil, yoksa bu son ders-i felâket?</p>
<p>“Son ders-i felâket” ne demektir? Şu demektir:</p>
<p>Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!</p>
<p>Zîrâ, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz;</p>
<p>Zîrâ, bu sefer uyku ölümdür: Uyanılmaz! (&#8230;)</p>
<p>Ey katre-i âvâre, bu cûşun, bu hurûşun</p>
<p>Âhengine uymazsan, emin ol, boğulursun!</p>
<p>Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,</p>
<p>Silkin de: Muhîtindeki zulmetleri yak, yık!</p>
<p>Bir baksana: Gökler uyanık, yer uyanıktır;</p>
<p>Dünyâ uyanıkken uyumak maskaralıktır!</p>
<p>Eyvâh! Bu zilletlere sensin yine illet&#8230;</p>
<p>Ey derd-i cehâlet, sana düşmekle bu millet,</p>
<p>Bir hâle getirdin ki, ne din kaldı, ne nâmûs!</p>
<p>Ey sîne-i İslâm’a çöken kapkara kâbûs,</p>
<p>Ey hasm-ı hakîkî, seni öldürmeli evvel:</p>
<p>Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el!</p>
<p>Ey millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun!</p>
<p>İslâm’ı da “Batsın!” diye tutmuş, yediyorsun!</p>
<p>Allah’tan utan! Bâri bırak dîni elinden&#8230;</p>
<p>Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!</p>
<p>Lâkin, ne demek bizleri Allah ile iskât?</p>
<p>Allah’tan utanmak da olur ilm ile&#8230; Heyhât!</p>
<p>(18 Cemâziyelevvel 1331/ 11 Nisan 1329/ 24 Nisan 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif, şiirin son mısraında “Kullarından ancak âlimler Allah’tan hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28) âyetine atıf yapmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Durumu İyi Değerlendirip Yeniden Misyonumuzu Üstlenebilmek</strong></p>
<p>“İnananlarına bilgili olmalarını ve çalışmalarını emreden İslam dini cehaletin her çeşidini yeriyor ve ilmi teşvik ediyordu. Âkif, Müslümanların hatasının böyle bir dine mal edilmesine tahammül edemiyordu. Ortada bir suçlu varsa o, İslam dini değildi, suçlu onu iyi anlayıp yorumlayamayan Müslümanlardı. Bu nedenle, öncelikle Müslümanların içinde bulundukları bu durum onlara izah edilmeli ve daldıkları derin uykudan uyandırılmalıydı. Fakat bu nasıl olacaktı? Şâyet bir hasta hastalığını kabul ederse ona yapılan tedavi fayda verirdi. Bu millet de hastaydı ve bu hastalığını kabul etmesi, daha sonra da ondan kurtulmak için gayret göstermesi gerekiyordu. Bu psikolojik hastalık ise ezilmişlik, bıkkınlık ve kendine güvensizlikti. Âkif bunu çok iyi tespit etmişti. Bunun için de bu milletin kendisine olan güvenini güçlendirmek gerekiyordu. “Siz, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış hayırlı bir milletsiniz.” (Âl-i İmran, 3/110) âyetini konu alan şiiri işte bu amaca yönelikti:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:</p>
<p>Gelmişiz, dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!</p>
<p>Kapkaranlıkkken bütün âfâkı insaniyyetin,</p>
<p>Nur olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin. (&#8230;)</p>
<p>Biz, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?</p>
<p>Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz!</p>
<p>Nehy-i ma’rûf emr-i münkerdir gezen meydanda bak!</p>
<p>En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak!</p>
<p>Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize:</p>
<p>Bir “utanmak hissi” ver gâib hazînenden bize!</p>
<p>(29 Mayıs 1913).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Görebilmek</strong></p>
<p>“İçi ümitle dolu olan Âkif, “Allah’ın âsâr-ı rahmetine bir baksana: öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte O Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek, hem O, her şeye kâdirdir.” (Rum, 30/50) âyetini şöyle yorumlar:”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;</p>
<p>Nefh-i Sûr’un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!</p>
<p>Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:</p>
<p>Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.</p>
<p>En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;</p>
<p>Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat! (&#8230;)</p>
<p>Bir nesîm ister kımıldanmak için canlar bugün;</p>
<p>Bir nesîm olsun, İlâhî&#8230; Canlanır kanlar bütün.</p>
<p>Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr&#8230;</p>
<p>Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil’e kalmıştır nüşûr!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’tan Korkmak ve O’na Saygıda Kusur Etmemek</strong></p>
<p>“Ey müslümanlar, Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkunuz.” (Âl-i İmra, 3/102) âyetini konu alan şiirinde Âkif, toplumu ıslah etmeyi, ahlak bunalımını, toplumdaki çözülmeyi ve manevi hastalıkları tedavi etmeyi amaçlıyordu:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;</p>
<p>Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.</p>
<p>Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın&#8230;</p>
<p>Ne irfanın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdanın.</p>
<p>Meğer kalbinde Mevlâ’dan tehâşî hissi yer tutsun&#8230;</p>
<p>O yer tutmazsa hiç ma’nâsı yoktur kayd-ı nâmûsun.</p>
<p>Hem efradın, hem akvâmın bu histir, varsa, vicdânı;</p>
<p>Onun ta’tîli: İnsâniyyetin tevkî-i hüsranı!</p>
<p>Budur hilkatte câri en büyük kanunu Hallâk’ın:</p>
<p>O yüzden başlar izmihlâli milletlerde ahlâkın.</p>
<p>Fakat, ahlâkın izmihlali en müdhiş bir izmihlâl;</p>
<p>Ne millet kurtulur, zîrâ, ne milliyyet, ne istiklâl.</p>
<p>Oyuncak sanmayın! Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir;</p>
<p>Onun iflâsı en korkunç ölümdür: Mevt-i küllîdir.</p>
<p>Olur cem’iyyet artık çaresiz pâmâl-i istîlâ</p>
<p>Meğer kaldırmış olsun, rûh-î sânî indirip, Mevlâ.</p>
<p>Evet bir ba’sü ba’de’l-mevte imkân vardır elbette&#8230;</p>
<p>Bunun te’mîni, lâkin, bir yığın edvâra vabeste!</p>
<p>O cem’iyyet ki vicdanında hâkim havf-ı Yezdân’dır;</p>
<p>Bütün dünyâya sahiptir, bütün akvâma sultandır.</p>
<p>Fakat, efrâdı Allah korkusundan bî-haber millet,</p>
<p>Çeker, milletlerin menfûru Kıbtîler kadar zillet; (&#8230;)</p>
<p>Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış:</p>
<p>Bir ümmet göster, ölmüş ma’neviyyâtiyle, sağ kalmış?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Safahat</strong>, İstanbul 1950, 3. Baskı.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akif-gibi-kurani-hayatin-icinden-yorumlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIKLI BİR ÜMMET OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2015 12:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[16:120]]></category>
		<category><![CDATA[2:143]]></category>
		<category><![CDATA[21 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[21:92]]></category>
		<category><![CDATA[23:52]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecit Çermoy]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusyası]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb 27]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Bammat]]></category>
		<category><![CDATA[islam müktesebatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[M. Aydın Turan]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Şimali Kafkas Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Terekkale]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Tavkul]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Vladikavkaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=89</guid>

					<description><![CDATA[“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). &#160; TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.”</em></p>
<p><em>(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise sağlığı; “yalnızca hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” olarak tanımlamaktadır. Sağlığın Arapçadaki karşılığı olan “sıhhat” kelimesi doğruluk manasını da ihtiva eder. Sağlık ve sıhhatin olmayışını ifade eden “hasta” kelimesi Farsça’da “yorgun” demektir. İslam ümmetinin mevcut vaziyetini bu tanımlara göre ele aldığımızda ne fiziki, ne biyolojik, ne psikolojik ne de sosyal açıdan pek de sağlıklı olmadığını üzülerek görürüz.</p>
<p>“Ümmet” kelimesi Arapçada yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak anlamındaki ‘<em>e-me-me</em>’ kökünden türemiş olup aynı kökten gelen ‘<em>ümm</em>’ bir şeyin aslı, anası demektir. Sözlükte cemaat, topluluk anlamına gelen ‘ümmet’ kelimesi (çoğulu ‘<em>ümem</em>’), zaman, yol ve din manasına da gelmektedir. Kur’an’da atmış dört yerde geçen ‘ümmet’, kavram olarak; ‘kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine uymak suretiyle bir arada yaşayan topluluk’ şeklinde tanımlanabilir. Kur’an’da, insan toplulukları, din mensupları, canlılar ve kuşlar gibi farklı topluluklar için kullanılan ‘ümmet’ kelimesi Hz. İbrahim’in (as) ‘tek başına bir ümmet’ olduğu şeklinde kullanılmıştır (16:120).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin kavramsal karşılığı</strong></p>
<blockquote><p>Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır.</p></blockquote>
<p>İslam müktesebatında ‘ümmet’ kavramı daha çok İslam’a gönül vermiş müslüman toplumu ifade eder. Dünyadaki bütün Müslümanlar bu topluluğun doğal üyesidir. Bu ümmetin imamı/önderi Hz. Muhammed (s), kitabı Kur’an, ülkesi İslâm’ı yaşayabildikleri her yer, hedefi ise İslâm’ın gerçek uygulayıcıları olarak diğer insanlar üzerine Hakk’ın şahitleri olmak ve imtihanı kazanmaktır. Nitekim Kur’an’a göre İslam ümmeti bir tek ümmettir (21:92, 23/52). Yeryüzündeki bütün sınırlara, farklı dil ve renklere rağmen İslâm ümmeti Kur’an’ın emriyle bir bütündür, din ve inanç açısından kardeştir ve Kur’an’ın ipine sımsıkı sarılarak birlik (vahdet) oluşturur. Ma’rufu yaymaya, münkeri  önlemeye çalışan İslâm ümmeti, insanlık içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmettir (3:110). Bu üstünlük soy, kabile, renk, sosyal sınıf, zenginlik ve iktidar açısından değil; Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davranma (takva) ve vahyin öğrettiği ilkelere ve ölçülere uymada, hayrın ve ma’rufun yaygınlaşması için çalışmadadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dengeli ümmet modeli</strong></p>
<p>Sağlıklı olma hali dengeyi koruyabilme ve dengeli davranabilme, işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilme yetisiyle ölçülür. Kur’an’da yer alan “<em>ummeten vesetan</em>; vasat, mûtedil ümmet” kavramı (2:143); aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten, hem zevk ve sefahati hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluğu ifade eder. İslâm ümmeti bir denge toplumudur. Bu toplum inançta ve ibadette, çalışma ve kazanmada, eğlenme ve dinlenmede, üretme ve tüketmede, güç kullanmada ve yargılamada,  dünya ve ahiret, korku ve ümit, sevgi ve nefret, saygı ve tevazu, düşmanlık ve savaş gibi hususlarda orta yolu tercih eden erdemli ve dengeli insanların oluşturduğu bir yapıdır. Ümmetin sağlıklı mensupları hiç bir konuda aşırı değildirler. Hakka ve adalete uygun hareket etmek, insanlara her konuda örnek olmak Ümmet-i Muhammed’in temel özelliğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin hâl-i pürmelâli</strong></p>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmişse de Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>Aklıyla değil duygularıyla hareket eden, aşağılık ya da büyüklük kompleksi taşıyan, hakkı değil gücü, liyakati değil sadakati önceleyen, sorumluluğunu üstlenip gereğini yapmak yerine mehdi/kurtarıcı bekleyen, tek dünyalı eğitim çarkının şekillendirdiği, medyanın çok yönlü kuşatması altında kalmış, sağlam bilgiye değil menkıbelere kulak kabartan Müslümanların İslam’ı yetkinlikle temsil edemediği ortadadır. Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleşirsek, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da iskonto yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmeye karar verdiğimiz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinde hulfetmez.</p>
<p>Zulümden uzak durup adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sevinci ve kederi paylaşabilmek</strong></p>
<p>Gerek toplumun küçük bir numunesi olan ailede gerekse ailenin büyük bir nüshası olan toplumda sevgi, saygı ve şefkat ilişkilerin zeminini oluşturmuyorsa hastalıklı durumların ortaya çıkması, fonksiyon yitimi yaşanarak sorunların, dolayısıyla acı ve huzursuzlukların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Küçük, orta veya büyük, hangi ölçekte olursa olsun sağlıklı bir sosyal grubun en belirgin özelliklerinden biri de sevinçlerini ve kederlerini paylaşabilmesidir. Ümmet-i Muhammed’in üzüntülerini paylaşma kabiliyeti nispeten gelişmiş olmakla birlikte sevinci paylaşma hususunda aynı gözlemi yapmak zor olmaktadır.</p>
<p>Bugün 11 Mayıs. On gün sonra 21 Mayıs. Ümmete mensubiyetiyle iftihar edenlere sorsak, sizin için bu iki tarih ne anlam ifade ediyor diye, doğru bir cevap alma ihtimalimiz oldukça düşüktür. 29 Mayıs’ın mana ve ehemmiyetini sorduğumuzda alacağımız isabetli cevap sayısı elbette daha fazla olacaktır. Ancak, 29 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek fetih kutlamaları İslam âleminde ne kadar yankı bulabilecek, hep birlikte göreceğiz. 21 Mayıs 1864’te Kafkas halklarının binlerce yıl yaşadıkları yurtlarından sürülüşünün başlangıç günüdür. Bu meseleyi gelecek hafta ele alacağımız ‘insanlığın sürgünlerle yüzleşebilmesi’ konusu içinde değerlendirmek daha uygun olacağından bu gün sadece 11 Mayıs sevincini paylaşmakla yetinelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>11 Mayıs 1918: Şimali Kafkasya Cumhuriyeti</strong></p>
<blockquote><p>11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletlerce tanınmış, iki ülke arasında bir dizi antlaşma imzalanmıştır.</p></blockquote>
<p>Rus işgalini hiç bir zaman kabullenmemiş ve her fırsatta Rusya’ya karşı ayaklanmaya devam eden Kafkas halkları, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yenilmeye başlamasını bağımsızlık yolunda umut verici bir gelişme olarak değerlendirdi. Bu sırada, daha önce Osmanlı Devleti topraklarına sürülmüş olan Kafkasya muhacirlerinin kurdukları cemiyetlerin temsilcileri 1916 yılında Berlin, Viyana, Lozan gibi kentlerde toplanan kongrelere katılarak Avrupa’da Kafkasya’nın Rusya esaretinden kurtarılması için faaliyetler yürüttü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çarlık rejiminin sonunu hazırlayan Şubat 1917 ihtilalini fırsat bilen Kafkasyalılar 8 Mart 1917’de Terekkale (Vladikavkaz) şehrinde Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği’nin Geçici İdaresi adıyla millî bir teşekkül meydana getirdiler. Bu teşekkülün öncülüğüyle bütün Kafkasya’dan gelen 500 temsilcinin katılımıyla 3-7 Mayıs 1917 tarihleri arasında Birinci Genel Kuzey Kafkasya Kongresi toplandı. Kongrede dil bakımından aralarında farklar bulunan Kafkas halklarının gelenek, görenek ve hayat felsefesi yönünden bir millet halinde birleşip kaynaştıkları vurgulandı. Andi şehrinde 18 Eylül 1917’de toplanan ikinci kongreye katılan 1.500 temsilci Birleşik Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin anayasasının temel ilkelerini belirledi. Bu ilkeler arasında Kafkasyalıların siyasî bir birlik teşkil ettikleri ve bu birlik içinde her kabilenin tam bir özerkliğe sahip olacağı gibi önemli maddeler yer almaktaydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birleşik Kafkasya Dağlıları Geçici Hükümeti Rusya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurduğunu daha 20 Kasım 1917 tarihinde duyurmuştu. Ruslara karşı ittifak imkânlarını araştırmak üzere Abdülmecit Çermoy ve Haydar Bammat başkanlığında bir heyet 1918 Nisanında Trabzon’a geldi. Kafkasya heyeti Enver Paşa ile görüşmek üzere Batum’a da gitti. Heyetin tekliflerini kendi siyasetine uygun bulan Enver Paşa onları İstanbul’a getirerek hükümetin diğer üyeleriyle görüşmelerini sağladı. Böylece Osmanlı siyasî ve askerî çevrelerinde Kafkasya meselesi bir anda ön plana çıktı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkasyalılar 11 Mayıs 1918’de Şimali Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler ve bunu Osmanlı Devleti ile diğer ülkelere birer nota ile duyurdular. Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletler bu yeni devleti tanımış, bir dizi antlaşmalar imzalamıştır. 11 Mayıs, Kafkas halklarının, ümmetin tüm halkları tarafından bilinmeyi ve paylaşılmayı bekleyen bir sevinç günüdür. Ne var ki bu sevinç uzun süreli olamadı. M.Kemal tarafından kurulan Ankara hükümetinin Sovyet hükümeti tarafından tanınması ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova antlaşmasının imzalanmasıyla, Kafkasyalılar Türkiye’den umutlarını kestiler. Böylece, 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti, Sovyet Kızıl Ordusu’nun Kafkasya’yı bütünüyle işgal etmesiyle yıkılmış oldu&#8230;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkas İslam Ordusu’nun kısa süreli desteği ve Kuzey Kafkasya halklarının cansiperane direnişleri Kızıl ve Beyaz Rus ordularının peşpeşe gelen yoğun saldırıları karşısında daha fazla direnemedi&#8230; Ancak, Kafkasya’nın Ruslara karşı verdiği üç asrı aşkın mücadele bitmiş değildir. Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yeniden kurularak ümmet bünyesindeki saygın yerini alması diri bir ideal olarak hatırı sayılır miktarda taraftar bulabilmektedir&#8230;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Geniş bilgi için bkz: Hüseyin Kerim Ece, “Kur’an’a Göre Dengeli Ümmet Profili”, Kur’ani Hayat, Mayıs-Haziran 2015, sayı: 41, s.12-22.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu konuda geniş bilgi için; Prof.Dr. Ufuk Tavkul ile M. Aydın Turan’ın “Kafkasya Dağlıları Birliği” konusundaki yazılarına ve Sefer E. Berzeg’in <strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti</strong> (1917-1922) isimli 3 ciltlik eserine (Birleşik Kafkasya Derneği Yayınları, İstanbul, 2006) bakılabilir. İstanbul Fatih’te Kafkas Vakfı’nda 11 Mayıs 2015 tarihinde organize edilen panelde, konunun uzmanları Sefer E. Berzeg, Cem Kumuk ve Erol Karayel’in sunduğu tebliğler şu linkten izlenebilir: <a href="http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu">http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
