<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>2:8 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/28/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/28/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Nov 2017 16:47:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MEDENİYETİMİZİN KURUCU UNSURLARINI DENGELEYEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2017 09:32:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:8]]></category>
		<category><![CDATA[27]]></category>
		<category><![CDATA[31]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[4:3]]></category>
		<category><![CDATA[70]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussabûr Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Abdusselâm el-Cefâirî]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:137]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bedran bin Lahsen]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Nebî]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru’l-Fikr]]></category>
		<category><![CDATA[düşünsel kriz]]></category>
		<category><![CDATA[En’âm 6:11]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:62-63]]></category>
		<category><![CDATA[Es’ad es-Sahmerânî]]></category>
		<category><![CDATA[Fevziye Bariun]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmetinin fikrî problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Khaldî]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrikalı]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Malik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[mîlâd]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Muskavî]]></category>
		<category><![CDATA[Önsöz]]></category>
		<category><![CDATA[Selangor]]></category>
		<category><![CDATA[şerefli]]></category>
		<category><![CDATA[slam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Şurût]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim]]></category>
		<category><![CDATA[Vichet]]></category>
		<category><![CDATA[Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Ahmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=581</guid>

					<description><![CDATA[“Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve görün hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu!” (Âl-i İmran 3:137). &#160; 31 Ekim 1973’te vefat eden Mâlik Bin Nebî’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “İslam ümmetinin fikrî problemleri”ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti.<br />
Öyleyse gezin yeryüzünü ve görün hakikati yalanlayanların<br />
sonunun nasıl olduğunu!”<br />
(Âl-i İmran 3:137).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>31 Ekim 1973’te vefat eden <strong>Mâlik Bin Nebî</strong>’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “<strong>İslam ümmetinin fikrî problemleri”</strong>ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan International Islamic University (Uluslararası İslam Üniversitesi) araştırmacısı iken Mâlik Bin Nebî hakkında akademik çalışmalar yapmış olan Fawzia Bariun, hâlen Amerika’da Michigan Üniversitesi’nde profesör olarak görevine devam etmektedir. İlk kısmını geçen hafta paylaştığım makalenin ikinci kısmını, Haksöz Dergisi’nde 1999 yılında yayımlanan çeviriyi esas alarak ve zorunlu düzeltmelerle yetinerek aktarıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yükselişin ve Çöküşün Yasalarını Tarih İlminden Öğrenmek</strong></p>
<p>“Sosyal bir olgu olarak tarih, Bin Nebî’nin düşüncesinde önemli bir yer tutar. 1930’larda düşünsel olarak olgunlaştığında ilgisi ve dikkati elektrik mühendisliğinden tarih, sosyoloji ve felsefeye kaymıştır. Temel referans olarak tarihi kabul etmek, sahası medeniyet olan -ki medeniyet geçmişte, şimdi ve gelecekte tarih için temel bir meseledir- bir entelektüel için sürpriz değildi. Bin Nebî’ye göre <strong>tarihî olaylar</strong> basitçe <u>aksiyonlar</u> ve psikolojik elementlerin <u>reaksiyonlar</u>ıdır (Hadîs, 55) ve tarih sadece fikirlerin ve aksiyonların bir listesidir. Bundan dolayı her gün çok sayıda fikir ve hareket kaydeden bir toplum daha büyük sonuçlara ulaşacaktır (Hadîs, 57). Bu gerçek, Bin Nebî’yi tarihi araştırmanın ve kavramanın önemini vurgulamaya götürmüştür. Bazı olayların analiz yapılmadan anlaşılamayacağına inandığı için onun metodu <strong>analitik ve yapıcı</strong> idi. Zira bu süreç, hedeflerine ulaşmak isteyen kişi için şarttır (Hadîs, 71). Tarihi araştırmak entelektüel bir lüks değildir. İslami açıdan tarihî seyri düşünmek, bizi hayatın zor ulaşılır hedefine götüreceği ve çeşitli toplumların <strong>yükseliş ve çöküş</strong> sebeplerini öğreteceği için teşvik edilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu vurguları okuyoruz:</p>
<p>“De ki: “Dolaşın yeryüzünü, sonra görün gerçeği yalanlayanların sonunun ne olduğunu!” (En’âm 6:11). Keza, “Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!” (Âl-i İmran 3:137).</p>
<p>Bu süreç kendiliğinden, sonraki nesillere anlamlı bir <strong>kavrayış yetisi</strong> verir. Tarihi araştırmak, Bin Nebî’nin kabul ettiği gibi bizi sadece teorik sonuçlara götürmekle kalmaz, aynı zamanda <u>başvurulabilir fikirler</u>e de götürür (Hadîs, 50).</p>
<p>Müslümanlar <u>İslam’ın dinamik esaslarından uzaklaştıkları</u> için gereken tarih bilgisinden de yoksun kaldılar. Bin Nebî’ye göre tarihin doğasını bilmemek ve öğeleriyle çelişmek müslümanları, tarihî olayların sonuçlarını <u>kadere yükleme</u>ye, bu da sonuçta statükoyu kabullenme ve <u>boyun eğme</u>ye götürür. Bu durumda da tarih ne arzularımızı canlandırır ne de hareketlerimize yön verir (Hadîs, 51).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeniyetimizi Canlandırmak İçin Üç Farklı Âlemin İdeal Dengesini Kurabilmek</strong></p>
<p>“Bin Nebî’ye göre tarihî olaylar ve hareketler üç önemli âlemin etkileşiminden doğar: Şahıslar âlemi (<em>‘âlemu’l-eşhâs</em>), fikirler âlemi <strong>(<em>‘âlemu’l-efkâr</em></strong>) ve eşya âlemi <em>(‘âlemu’l-eşyâ</em>). Eşya (varlıklar) âlemi (hayatta) daha belirgin bir yer işgal ediyor gibi görünmesine rağmen, Bin Nebî açısından fikirler âlemi son derece önemlidir. Ona göre bir toplumun zenginliği sahip olduğu “eşya” ile değil fikirleriyle ölçülür (Mîlâd, 34). <strong>Medeniyet</strong> kendi ürününe hayat verir. Bundan dolayı bir medeniyetin ürünlerini başka bir medeniyet inşa etmek için almak, ne nitel olarak ne de nicel olarak mümkün değildir. Bin Nebî’nin ifadesiyle; “Medeniyet kendi ruhunu, fikirlerini, beğenilerini, özel zenginliğini veya dokunulmaz bilgi ve anlam birikimini satamaz.” (Şurût, 43). Bu birbiriyle uyumlu ve karmaşık öğeler, medeniyete onun eşsiz özelliklerini vermek için tarih boyunca şekil almıştır.</p>
<p>Bin Nebî, tarih ve fikirlerin güçlü bir birbirinin yerine geçebilir etkiye sahip olduğunu ve tarihî mucizelerin tek başına <u>yaratıcı fikirler</u>in sonucu olduğunu iddia eder (Muşkilât, 56). İslam; şahıslar âlemi <strong>eşsiz din kardeşliği</strong> idrakine göre oluştuğunda tarihte <u>yeni bir toplumun doğması</u>nı mümkün kılar. Bir taraftan Muhacirûn ve Ensarın, diğer taraftan tüm müslüman topluluğun tüm üyelerinin bütünleşmesinin tarihî önemi Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:</p>
<p>“Farzet ki onlar seni (barış tuzağıyla) aldatmayı planlamış olsunlar; o zaman da elbette Allah sana yeter: O’dur seni yardımıyla ve imanlı insanlarla güçlendiren: ki onların yüreklerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların yüreklerinin arasını (ısıtıp) kaynaştıramazdın, ama Allah onları birleştirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:62-63).</p>
<p>Bin Nebî, bu aşamanın İslam medeniyetinin yükselişinin başlangıcına işaret ettiğini yazar. “Ne yazık ki, eşine az rastlanır bir şekilde kırk yıl sonra ümmet <u>ilk geriye dönüş acısı</u>nı yaşadı: Kur’ani ruhla cahiliyenin özellikleri arasında meydana gelen Sıffin Savaşı!” (Vichet, 27). Düşünür şöyle devam eder:</p>
<p>“Bununla beraber İslam medeniyetinin öğeleri ilk döneme münhasır değildir. İslam dininin esasları, bu dinin <strong>özünde</strong> yer almaktadır. Bundan dolayı, Sıffin’in sebep olduğu iç çatışmaya rağmen İslam, medeniyetine şekil vermeye devam etmiştir. İslam medeniyetinin gerçek ve nihayetinde tam çöküşü, medeniyet dairesinin sonuna gelmiş paramparça ümmeti birleştirmek için çaba sarfeden bir Kuzey Afrikalı hanedan olan Muvahhidîn devri sonrasında gerçekleşmiştir.” (Vichet, 28).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Muvahhidîn Sonrası Birey’in Özelliklerini Bilmek ve Bu Zaaflardan Kurtulmak</strong></p>
<p>“Sosyal ve tarihî bir ürün olarak <strong>insan</strong>, toplumun gelişmesinde temel bir rol oynar. Bin Nebî’ye göre bir insan iki özelliğe sahiptir:</p>
<p><u>Birincisi</u>; tarihin değiştiremediği ve etkileyemediği, Allah tarafından <strong>şerefli</strong> kılınmış doğal bir varlık oluşudur. İslami açıdan insanlık, evrenin diğer öğeleri tarafından reddedilen emaneti kabul ederek <strong>halife</strong> tayin edildiği için, diğer bütün yaratıklardan üstündür.</p>
<p><u>İkinci özellik</u>; değişken ve tarihin etkileyebildiği <strong>sosyal</strong> bir varlık oluşudur. Bireyi şahıs yapan <u>sosyal-tarihî yapı</u>dır. Şahıs, medeniyeti üreten karmaşık bir varlıktır (Mîlâd, 28). Fikir ve ana örnekleriyle (fikirler âlemi) şahısların (şahıslar âlemi) etkileşimi maddi ürün verecek ve eşya (varlık) âlemini oluşturacaktır. Bu etkileşimde ve her iki âlemin herhangi bir ilk yapısında meydana gelen herhangi bir <strong>bozukluk</strong>, medeniyet sürecini (olumsuz) etkileyecektir. Gerçekte müslümanların yaşadığı <strong>düşünsel kriz</strong>, her iki düzeydeki böyle bir bozukluğun sonucudur.</p>
<p>Şahıslar âlemini temsil eden Muvahhidîn sonrası bireyini Bin Nebî, enerji üretimi için kullanıldıktan sonra <u>havuzda depolanmış su</u>ya benzetir. Bu su, tekrar enerji üretme kudretini kaybetmiştir. Aynı şekilde ‘Muvahhidîn sonrası bireyi’ de “medeniyet dışı”dır ve ana akıntıya tekrar giremez (Şurût, 70). Bu birey, sadece medeniyet öncesi şahsı (<em>raculu’l-fıtra</em>) gibi, medeniyet dışında değil, medeniyet öncesi şahsının tersine, <u>bilinçli bir değişime girişmediği takdirde</u> medenileştirici bir çalışma (<em>oeuvre civilistrice</em>) yapmaya muktedir olmayan biridir. Bu birey, bilineni geliştirmeye veya terk etmeye <u>kâdir değil</u>dir ve sonunda yeni anlamlar <u>üretemez ve özümleyemez</u> (Vichet, 31). 1940’larda Cezayirli şehir sakinleri, Muvahhidîn sonrası bireyinin özelliklerini gösterdi. Şehir hayatı dairesinin sonunda yaşayan böyle bir kişi <u>sınırlı özlemlere, bozuk bir zihne ve mağlup olmuş bir ruha sahiptir</u>. İlaveten, o orta halden memnundur ve genellikle “orta yol”, “orta fikir” ve “orta gelişme”yi temsil eder (Şurût, 76). Kısacası, böyle bir kişi ve böyle bir toplum, inancını etkin bir şekilde kullanamamıştır.</p>
<p>Hem <u>fikirler</u> ve <u>uyanış</u> arasındaki dinamik ilişki, hem de aydınların tarihin seyrini etkilemedeki rolü tartışılamaz. Her toplumda <strong>dağılma</strong>, toplumun gerileyişinden etkilenerek <u>fikirler âlemindeki</u> bir <strong>düşüş</strong>ün sonucudur. Mâlik b. Nebî’ye göre fikirlerin etkinliğini ve canlılığını iade etmeye ve toplumu yeniden kurmaya yetkin olan <strong>şahıslar âlemi</strong>dir. Böyle bir ihtimalin varlığını düşünmek, medeniyetin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu düşünen İbn-i Haldun’la çelişir. Düşünsel ve sosyal aktivitelerini çare arayarak geçiren şahıslar âleminin bazı üyeleri, <u>düşünsel problemleri büyütmekle hata ettiler</u>…”</p>
<p>Altmışsekiz yıllık ömrünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan merhum Mâlik Bin Nebî aramızdan ayrılalı kırkdört yıl olmuş. Ancak onun mevcut krizden çıkabilmemiz için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumakta olup Fevziye Bariun’un makalesinde özetlediği bu tespit ve önerileri gelecek haftaki yazımızda paylaşacağız inşaAllah.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fevziye Bariun; “<strong>Mâlik Bin Nebî ve Ümmetin Düşünsel Sorunları</strong>”, Haksöz Dergisi, Sayı: 95, Şubat 1999. www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=2297, 31 Ekim 2017.</li>
<li>Fawzia Bariun; “<strong>Mâlik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah</strong>”, AJISS, Vol. 9, No. 3 (Fall 1992), pp. 325-337.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>. Arapçaya çeviren: Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin, Mektebetü’l-İskenderiyye ve Dâru’l-Kitâbi’l-Mısrî, Kahire 2012/1433, 211 s. (Eser önce Şam’da basılmıştır; Dâru’l-Fikr, Dımaşk 2006, 175 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî</em></strong>, Arapçaya çeviren: Abdussabûr Şâhin, Dâru’l-Fikr, Şam 1986 200 s. (İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış), Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçeye çevrilen bu eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. hâlinde yayımlanmıştır).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Muşkilâtu’s-Seqâfe we Mîlâdu Muctema’</em></strong>, Türkçeye Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s. (<em>Mîlâdu Muctema’ kitabının Arapçası müstakil olarak da basılmıştır: </em>Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>İntâcu’l-Musteşrikîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslamî el-Hadîs</em></strong>, Kâhire, 1970.</li>
</ul>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî hakkında daha fazla bilgi için:</strong></p>
<ul>
<li>Bedran bin Lahsen; <strong>Malik Bin Nebi’de Medeniyet: Sosyo-entelektüel Temeller</strong>. Çeviren: İbrahim Kapaklıkaya. Mahya Yayınları, İstanbul 2011, 304 s. (Badrane Benlahcene’nin matbu doktora tez çalışması olan eser Malezya’da “The Socia-intellectual Foundations of Malek Bennabi’s Approach to Civilization” adıyla 2004 yılında University Putra Malaysia yayınları arasında, 2013’te de The International Institute of Islamic Thought (IIIT) Londra şubesi tarafından İngiltere’de basılmıştır).</li>
<li>Ali Kureyşî; <strong>Malik Bin Nebi’ye Göre Toplumsal Değişim</strong>. Çeviren: Mustafa Altunkaya. Ekin Yayınları, İstanbul 2002, 272 s. (<em>et-Tağyîru’l-İctimâî inde Mâlik Bin Nebî.</em> Zehra li’l-İ’lami’l-Arabî, 1989).</li>
<li>Abdülhamîd H. Hasan; “<strong><em>Mâlik b. Nebî: Bibliyocrâfyâ</em></strong>”, Âlemü’l-Kütüb, XXI/4-5, Riyad 1421/2000, s.423-429.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Malik Bin Nebi: Yirminci Asrın Şahidi</strong>. (Malik ben Naby: witness of XX<sup>th</sup> Century). Denge Yay., İstanbul 1998.</li>
<li>Süleyman el-Hatib; <strong><em>Felsefetu’l-Hadâra inde Mâlik Bin Nebî -Dirâse İslâmiyye fî Dav’i’l-Vâkıi’l-Muâsır-</em></strong> (Doktora tezi). Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü (IIIT), London 1993.</li>
<li>Fawzia Bariun; <strong>Malik Bennabi</strong>: <strong>Sosiolog Muslim Masa Kini</strong>. Terj. Oleh Munir. Bandung: Penerbit Pustaka 1997, 157 p.</li>
<li>Fawzia Bariun; <strong>Malik Bennabi, His Life and Theory of Civilization</strong>. (Yüksek lisans tezi). Malezya Müslüman Gençlik Hareketi yayını, Kuala Lumpur 1993.</li>
<li>Cevdet Said; “<strong>Takdim</strong>”. Zeki Ahmed; <em>Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye-</em> Beyrut 1992.</li>
<li>Zeki Ahmed; <strong><em>Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye-</em></strong> Beyrut 1992.</li>
<li>Abdusselâm el-Cefâirî; “<strong><em>Mefâhîm Esâsiyye fî Fikri Mâlik b. Nebî</em></strong>”, Mecelletü Külliyyeti’d-Da’veti’l-İslâmiyye, VII, Trablus 1990.</li>
<li>Es’ad es-Sahmerânî; <strong><em>Mâlik b. Nebî: Müfekkiren Islâhiyyen</em></strong>. Dâru’n-Nefâis, 2. Baskı, Beyrut 1406/1986, 264 s.</li>
<li>Ömer Muskavî; ‘<strong>Takdim’</strong>, Malik Bin Nebi, <em>Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhasâtü’s-Sevre</em>, Dımaşk: Dârü’l-Fikr, 1981, s.7–9.</li>
<li>Khaldî; ‘<strong>Önsöz</strong>‛, Malik Bin Nebi, Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş, çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1973, s.9–14.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BOZGUNCULUK, MÜNAFIKLIK VE KÖTÜ AHLÂKTAN ALLAH’A SIĞINMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2016 09:07:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:14]]></category>
		<category><![CDATA[2:264]]></category>
		<category><![CDATA[2:8]]></category>
		<category><![CDATA[2:8-20]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:156]]></category>
		<category><![CDATA[3:167]]></category>
		<category><![CDATA[33:12]]></category>
		<category><![CDATA[4:137]]></category>
		<category><![CDATA[4:143]]></category>
		<category><![CDATA[4:60-62]]></category>
		<category><![CDATA[47:16]]></category>
		<category><![CDATA[61:']]></category>
		<category><![CDATA[63:4]]></category>
		<category><![CDATA[8:49]]></category>
		<category><![CDATA[9:42]]></category>
		<category><![CDATA[9:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[9:67]]></category>
		<category><![CDATA[bozgunculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[ikiyüzlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Münâfikûn]]></category>
		<category><![CDATA[münafık]]></category>
		<category><![CDATA[Mustalik Seferi]]></category>
		<category><![CDATA[nifak]]></category>
		<category><![CDATA[tarla faresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=356</guid>

					<description><![CDATA[“Onları gördüğün zaman görünümleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!” (Münâfikûn 63:4). “Allâhumme innî e’ûzu bike mine’ş-şiqâqi we’n-nifâqi we sûi’l-ahlâq: Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr 32). [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onları gördüğün zaman görünümleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!” (Münâfikûn 63:4).</p>
<p>“<em>Allâhumme innî e’ûzu bike mine’ş-şiqâqi we’n-nifâqi we sûi’l-ahlâq</em>:</p>
<p>Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.”<br />
(Ebû Dâvûd, Vitr 32).</p>
<p>Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki “<em>nifâq</em>” mastarından türemiş bir sıfat olan “münafık” kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök manasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât; İbnu’l-Esîr, en-Nihâye; Lisânu’l-Arab, “nfq” md.).</p>
<p>Nifak kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de kök halinde üç, çekimli fiil olarak iki ve “münafık” şeklinde yirmi yedi âyette geçmekte olup beş yerde münafık erkeklerin yanında münafık kadınlar da zikredilmiştir (M. F. Abdulbâkî, el-Mu’cem, “nfq” md.). Ayrıca Kur’an-ı Kerim, diğer birçok âyette müminler ve kâfirlerden başka üç temel inanç grubundan biri olarak münafıklardan da bahsetmektedir.</p>
<p>Münâfikûn Sûresi’nde münafıkların itikadî durumları, psikolojik yapıları ve ahlâkî bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı tutumları ve âhiretteki konumları ayrıntılı biçimde anlatılır.</p>
<p>Kur’an terminolojisinde münafık kelimesi iki farklı tipteki insan için kullanılır. İlki halis münafıklar olup bunlar, “Aslında inanmadıkları halde Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” derler (Bakara 2:8). İkincisi ise zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde bocalayan (Nisâ 4:137,143; Tevbe 9:44-45), imandan çok küfre yakın olan (Âl-i İmrân 3:167) çifte şahsiyetli insanlardır. Bazı âyetlerde “münafıklar” ve “kalplerinde hastalık bulunanlar” diye ikili ifade tarzının yer alması da bu farklılığı göstermektedir (Enfâl 8:49; Ahzâb 33:12). Halis münafıklar müminlerle karşılaştıklarında inandıklarını belirtirler, ancak asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay ettiklerini söylerler (Bakara 2:14). Diğerleri ise Rasûl-i Ekrem’e inandıklarını sanmakla birlikte önemli işlerde din dışı otoritelere gitmeyi tercih etmekte, fakat başlarına bir felâket gelince Hz. Peygamber’e başvurmakta (Nisâ 4:60-62), böylece hak dine olan bağlılıkları dünyevî menfaatlerine göre değişmektedir (Hac 22:11). (Alper, 2006:565).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Allah’ı ve Müminleri Aldattığını Sanarak Kendini Aldatmaktan Sakınmak</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, kalbiyle inkâr ettiği halde bunu gizleyerek kendisini mümin gibi</p>
<p>gösteren münafıklardan, kendi isimleriyle anılan ‘Münâfikûn’ Sûresi dışında pek çok yerde bahsedilmiştir. Buna göre Kur&#8217;an&#8217;ın ortaya koyduğu münafık portresi şudur:</p>
<p>“Onlar inanmadıkları halde inandıklarını söyleyerek Allah&#8217;ı ve inananları aldatmaya çalışan ancak farkına varmadan kendilerini aldatan ikiyüzlü, kalplerinde hastalık bulunan, azgınlıkları içinde bocalayıp duran (Bakara 2:8-20), Allah&#8217;ın kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir (Muhammed 47:16). Müminlere karşı kalpleri kin ve nefretle dolu olduğu için onların hep sıkıntıya düşmelerini isterler (Âl-i İmrân 3:118-119). Yalnızca menfaatleri söz konusu olduğunda Hz. Peygamber&#8217;in ve inananların yanında yer alırlar (Tevbe 9:42). <u>Kötülüğü emredip iyiliği yasaklar</u> ve cimrilik ederler. Onlar Allah&#8217;ı, Allah da onları unutmuştur. Münafıklar, bozguncuların ta kendileridir (Tevbe 9:67).”</p>
<p>Sürekli iman ile küfür arasında bocaladıkları için (Nisâ 4:142-143) Allah (c), münafıklar haklarında;</p>
<p>&#8220;İman edip sonra inkar eden, sonra inanıp tekrar inkar eden, sonra da inkarlarında ileri gidenler var ya, Allah onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.&#8221; (Nisâ 4:137) buyurmuştur. Allah&#8217;ın Sevgili Elçisi ise onların bu kararsız ruh hallerini;</p>
<p>&#8220;Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!&#8221; (Müslim, Sıfâtu’l-Munâfiqîn 17) diye tasvir etmiştir.</p>
<p>Çıkarlarına göre tavır değiştiren, içten içe inkâr ettikleri halde sözleriyle inandıklarını ifade ederek Müslümanların yanında yer alıp beğenilerini kazanarak kendilerini onlardan koruyan, diğer taraftan da gizlice onların aleyhine faaliyetlerde bulunan <u>münafıklar</u>, olduklarından farklı görünerek Müslümanları aldattıkları için <u>inkârlarını açıkça ifade eden kâfirlerden daha tehlikelidirler</u> (Hadislerle İslam, s.624).</p>
<p>Münafıkların dış görünümüne aldanmamak gerekir. Zira onlar, göründüklerinin aksine korkak ve çıkarcıdırlar, yapmadıkları şeylerle övülmeyi isterler, zekât ve sadakayı da gösteriş amaçlı verirler, Müslümanlar arasında ihtilaf ve moral bozukluğuna neden olurlar.</p>
<p>İslam&#8217;a ve Müslümanlara yönelik bütün yıpratıcı eylemlerine rağmen Allah Rasulü münafıkları toplumdışına itmemiş, aksine onlara gerektiğinde hoşgörülü davranarak (Buhârî, Salât 46) ve ashâbını bilinçlendirerek kendilerinden gelecek tehlikeleri en aza indirmişti. Beni Mustalik Seferi&#8217;nde Abdullah b. Ubey ile ilgili gerçek ortaya çıktığında, &#8220;İzin ver de şu münafığın boynunu vurayım!&#8221; diyen Hz. Ömer&#8217;e; &#8220;Bırak onu! İnsanlar, &#8216;Muhammed arkadaşlarını öldürüyor!&#8217; demesinler.&#8221; cevabını vererek yanlış bir izlenim bırakmak istemediğini belirtmişti (Müslim, Birr 63). Ayrıca o, münafık bile olsa bir kişinin bu vasfıyla açıkça teşhir edilmesini hoş karşılamıyordu (Hadislerle İslam, s.625).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çıkarı İçin Gerçek Niyetini Gizleyerek İnsanları Aldatmamak</strong></p>
<p>Samimiyeti zedeleyen ve toplumda güven duygusunu sarsan bir husus olarak <strong>münafıklık</strong>, Yüce Rabbimiz ve Peygamberimiz tarafından son derece tehlikeli görülmüş, hem imanî hem de ahlâkî bir problem olması nedeniyle birçok âyet ve hadiste kınanmıştır. Ancak <u>kesin bir dille sakındırılmasına rağmen münafıklık, bugün de devam eden bir olgudur</u>.</p>
<p>Toplumda, mümin olduğunu söylediği halde münafıkça davranışlar sergileyen, çeşitli çıkarlar için gerçek niyetlerini gizleyerek insanları aldatan kimseler bulunmaktadır. İnançtaki samimiyetsizliğin davranışlara yansıması sonucu gayr-ı ahlâkî davranışlar yaygınlaşmakta ve git gide <u>yadırganmaz</u> hale gelmektedir. Halbuki Allah Rasulü’nün gayet beliğ ifade ettiği üzere &#8220;<strong>Din, samimiyettir</strong>.&#8221; (Müslim, İman 95).</p>
<p>İnancında samimi kimseye yakışan, kalbindeki sağlam imanı hem Allah ile hem de insanlarla olan ilişkilerine <strong>dürüst</strong> bir biçimde yansıtmaktır. Yani Rabbimizin, Elçisi&#8217;nin gıyabında bütün kullarına yüklediği ağır ama mükâfatı bir o kadar büyük, &#8220;<strong>Emrolunduğun gibi dosdoğru ol</strong>!&#8221; (Hûd 11:112) sorumluluğunu yerine getirmektir (Hadislerle İslam, s.628).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozgunculuk ve Nifak Üreterek Fitneye Sebebiyet Vermekten Sakınmak</strong></p>
<p>“Allah Resûlü, imanı, temiz su ile yetişen taze bitkiye benzetirken; nifakı, kan ve irinle büyüyen bir çıbana benzeterek onun Allah&#8217;ın yasaklamış olduğu düşünce ve eylemlerle büyüyeceğine dikkat çekmiştir (İbn Hanbel, III/17). Örneğin, haya ve az konuşmayı iman alameti; çirkin söz ve lüzumundan fazla konuşmayı ise münafıklık alameti olarak zikretmiştir (Tirmizî, Birr 80). Hz. Peygamber, mümin ile münafığın durumunu karşılaştırırken ise şu benzetmeyi yapmıştır:</p>
<p>&#8220;Mümin, rüzgârın yatırıp kaldırdığı (ama zarar vermediği) yeşil ekin gibidir. Münafık ise dimdik iken, rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı gibidir.&#8221; (Buharî, Merdâ 1).</p>
<p>Buna göre mümin dünyada maddi ve manevi birtakım sıkıntılarla imtihan edilir fakat samimi imanı sayesinde onların üstesinden gelerek ahirette ayakta kalır. Münafık ise sahte imanı yüzünden dünyada elde ettiği rahatlığına ve dik duruşuna karşılık ahirette karşılaşacağı büyük azapla bir defada devrilir gider. Nitekim Allah Teâlâ küfrün en çirkin ve tehlikeli şekli olan münafıklığın ahiretteki cezası için, &#8220;Doğrusu münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. (O gün) onlar için hiçbir yardımcı da bulamazsın.&#8221; (Nisâ 4:145) uyarısında bulunmuştur. Resûlullah, &#8220;Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.&#8221; (Ebû Dâvûd, Vitr 32) duasıyla kendisi nifaktan Allah&#8217;a sığındığı gibi ashâbını ve tüm müminleri de münafıkça tavırlardan sakındırmıştır.</p>
<p>Her ne kadar müminler, imanlarında şüphe olmasa da münafıklarınkine benzer davranışlar sergiledikleri zaman nifaka düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Dinî uygulamalarda gevşeklik gösterme, söz ve davranışlar arasında uyumsuzluk şeklinde tezahür eden bu durum &#8220;amelî nifak&#8221; olarak adlandırılmıştır. Bu, müminlere yakışmayan bir tutum olduğu için Allah Teâlâ, &#8220;Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?&#8221; (Saff 61:2) buyurmuş ve onları münafıklar gibi tavır sergilememeleri hususunda uyarmıştır (Bakara 2:264, Âl-i İmran 3:156).” (Hadislerle İslam, s.626).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahyin Vazettiği Değerlere Uygun Hareket Etmek</strong></p>
<p>“Hz. Peygamber müminleri münafıklık alameti sayılan ve nifakla itham edilmelerine sebep olabilecek her türlü davranıştan sakındırmıştır. Çünkü Müslüman, <strong>özü sözü bir</strong>, Peygamberimizin tarifiyle, &#8220;<u>elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimse</u>&#8220;dir (Nesâî, İman 8). İhanet, yalan, sözünde durmama, ikiyüzlülük ve riya gibi ahlaki olmayan ve toplumda güveni sarsan tavırların tümü ise münafıkça davranışlardır.</p>
<p>Allah Resûlü, Abdullah b. Amr&#8217;ın rivâyet ettiği bir sözünde münafığı en temel özellikleri ile şöyle tanımlamıştır:</p>
<p>&#8220;Şu dört özellik kimde bulunursa o, tam bir münafık olur. Kimde bu niteliklerden biri bulunursa <u>onu terk edinceye kadar</u> kendisinde münafıklıktan bir özellik vardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde <strong>hıyanet</strong> eder. Konuştuğunda <strong>yalan</strong> söyler. Söz verdiğinde <strong>cayar</strong>. Husumet sırasında <strong>haktan sapar</strong>.” (Buhârî, İman 24).</p>
<p>İman bakımından samimi olmayan münafıklara hasredilen bu özelliklerin zaman zaman Müslümanlarda da görülmesi, imanın dışa yansıması noktasında problem oluşturmaktadır. Halbuki Müslüman&#8217;a yakışan, inandığı değerlere uygun hareket etmektir.” (Hadislerle İslam, s.627).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İkiyüzlülükten Uzak Durup İlkeli ve Tutarlı Davranmak</strong></p>
<p>“Münafıklığın temel göstergelerinden birisi ise ikiyüzlülüktür. Hz. Peygamber, ilkeli ve tutarlı davranmayarak <u>çıkarlarına göre insanlara farklı davranışlar sergileme</u> anlamına gelen ikiyüzlülükten uzak durmaları için ashâbını uyarmış, insanlarla olan ilişkilerinde ikiyüzlü olanların güvenilmeyi hak etmediğini (Buhârî, el-Edebu’l-Mufred 117) ifade etmiştir. Allah Resûlü, &#8220;Kıyamet günü Allah katında insanların en kötülerinin şunlara bir yüzle, bunlara diğer bir yüzle gelen <strong>ikiyüzlüler</strong> olduğunu görürsün!” (Buhârî, Edeb 52) buyurmuş ve münafıkların ahirette <strong>ateşten iki dil ile cezalandırılacak</strong>larını (Ebû Dâvûd, Edeb 52) belirtmiştir.</p>
<p>İkiyüzlülük konusunda sahâbîler de titiz davranmıştır. Bir defasında Abdullah b. Ömer&#8217;in yanına gelen bazı kimselerin, &#8220;Biz amirlerimizin huzurunda onların lehine konuşuyor, oradan çıktığımızda ise aksini söylüyoruz.&#8221; demeleri üzerine İbn Ömer, &#8220;Biz böyle bir davranışı <strong>münafıklık</strong> kabul ederdik.&#8221; demiştir (Buhârî, Ahkâm 27).</p>
<p>Münafıklıkla örtüşen bir başka özellik riyadır. Amel ve ibadetleri, Allah rızası yerine insanların beğenisini kazanma ve gösteriş amacıyla yapmak anlamına gelen <strong>riya</strong>, münafığın hayatının nerdeyse bütününü sarmıştır. Bunun içindir ki <strong>nifak</strong>, dinde riya olarak da tanımlanmaktadır. Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını gösteriş olsun diye harcayanlar (Bakara 2:264, Nisâ 4:38) ve namazı gösteriş için kılanlar (Nisâ 4:142, Mâûn 107:4-6)  kınanmıştır. Resûlullah da riyayı &#8220;küçük şirk&#8221; diye adlandırarak47 ümmetini onun ahiretteki cezası hususunda uyarmıştır (Müslim, İmâre 152).” (Hadislerle İslam, s.627).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozguncu, İkiyüzlü ve Kötü Ahlâk Sahibi Olmaktan Allah’a Sığınmak</strong></p>
<p>Fayda vermeyen bilgiden, kalbin kötülüklere kaymasından ve ürpermemesinden, nefsin doymamasından, cimrilikten, tembellikten, ihanetten, günahlardan, zulümden, kabalıktan ve cahilce davranmaktan Allah&#8217;a sığınan (Nesâî, İstiâze 2-3, 19-22, 30) Son Nebi’nin (s) sünnetine ittiba ederek biz de tüm bunlardan Allah’a sığınalım ve onun şu duasına hep birlikte can u gönülden iştirak edip “Amîn yâ Rabbenâ” diyelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım</strong>.” (Nesâî, İstiâze 21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>ALPER, Hülya; “<strong>Münafık</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul 2006, 31/565-568.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.1, s.619-628.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
