<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>22:11 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/2211/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/2211/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:08:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>BOZGUNCULUK, MÜNAFIKLIK VE KÖTÜ AHLÂKTAN ALLAH’A SIĞINMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2016 09:07:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:14]]></category>
		<category><![CDATA[2:264]]></category>
		<category><![CDATA[2:8]]></category>
		<category><![CDATA[2:8-20]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[3:156]]></category>
		<category><![CDATA[3:167]]></category>
		<category><![CDATA[33:12]]></category>
		<category><![CDATA[4:137]]></category>
		<category><![CDATA[4:143]]></category>
		<category><![CDATA[4:60-62]]></category>
		<category><![CDATA[47:16]]></category>
		<category><![CDATA[61:']]></category>
		<category><![CDATA[63:4]]></category>
		<category><![CDATA[8:49]]></category>
		<category><![CDATA[9:42]]></category>
		<category><![CDATA[9:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[9:67]]></category>
		<category><![CDATA[bozgunculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[ikiyüzlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Münâfikûn]]></category>
		<category><![CDATA[münafık]]></category>
		<category><![CDATA[Mustalik Seferi]]></category>
		<category><![CDATA[nifak]]></category>
		<category><![CDATA[tarla faresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=356</guid>

					<description><![CDATA[“Onları gördüğün zaman görünümleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!” (Münâfikûn 63:4). “Allâhumme innî e’ûzu bike mine’ş-şiqâqi we’n-nifâqi we sûi’l-ahlâq: Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.” (Ebû Dâvûd, Vitr 32). [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onları gördüğün zaman görünümleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın! Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) çevriliyorlar!” (Münâfikûn 63:4).</p>
<p>“<em>Allâhumme innî e’ûzu bike mine’ş-şiqâqi we’n-nifâqi we sûi’l-ahlâq</em>:</p>
<p>Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.”<br />
(Ebû Dâvûd, Vitr 32).</p>
<p>Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki “<em>nifâq</em>” mastarından türemiş bir sıfat olan “münafık” kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök manasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât; İbnu’l-Esîr, en-Nihâye; Lisânu’l-Arab, “nfq” md.).</p>
<p>Nifak kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de kök halinde üç, çekimli fiil olarak iki ve “münafık” şeklinde yirmi yedi âyette geçmekte olup beş yerde münafık erkeklerin yanında münafık kadınlar da zikredilmiştir (M. F. Abdulbâkî, el-Mu’cem, “nfq” md.). Ayrıca Kur’an-ı Kerim, diğer birçok âyette müminler ve kâfirlerden başka üç temel inanç grubundan biri olarak münafıklardan da bahsetmektedir.</p>
<p>Münâfikûn Sûresi’nde münafıkların itikadî durumları, psikolojik yapıları ve ahlâkî bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı tutumları ve âhiretteki konumları ayrıntılı biçimde anlatılır.</p>
<p>Kur’an terminolojisinde münafık kelimesi iki farklı tipteki insan için kullanılır. İlki halis münafıklar olup bunlar, “Aslında inanmadıkları halde Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” derler (Bakara 2:8). İkincisi ise zihin karışıklığı, ruh bozukluğu veya irade zayıflığı yüzünden imanla küfür arasında gidip gelen, şüphe içinde bocalayan (Nisâ 4:137,143; Tevbe 9:44-45), imandan çok küfre yakın olan (Âl-i İmrân 3:167) çifte şahsiyetli insanlardır. Bazı âyetlerde “münafıklar” ve “kalplerinde hastalık bulunanlar” diye ikili ifade tarzının yer alması da bu farklılığı göstermektedir (Enfâl 8:49; Ahzâb 33:12). Halis münafıklar müminlerle karşılaştıklarında inandıklarını belirtirler, ancak asıl taraftarlarıyla baş başa kaldıkları zaman müminlerle alay ettiklerini söylerler (Bakara 2:14). Diğerleri ise Rasûl-i Ekrem’e inandıklarını sanmakla birlikte önemli işlerde din dışı otoritelere gitmeyi tercih etmekte, fakat başlarına bir felâket gelince Hz. Peygamber’e başvurmakta (Nisâ 4:60-62), böylece hak dine olan bağlılıkları dünyevî menfaatlerine göre değişmektedir (Hac 22:11). (Alper, 2006:565).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Allah’ı ve Müminleri Aldattığını Sanarak Kendini Aldatmaktan Sakınmak</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de, kalbiyle inkâr ettiği halde bunu gizleyerek kendisini mümin gibi</p>
<p>gösteren münafıklardan, kendi isimleriyle anılan ‘Münâfikûn’ Sûresi dışında pek çok yerde bahsedilmiştir. Buna göre Kur&#8217;an&#8217;ın ortaya koyduğu münafık portresi şudur:</p>
<p>“Onlar inanmadıkları halde inandıklarını söyleyerek Allah&#8217;ı ve inananları aldatmaya çalışan ancak farkına varmadan kendilerini aldatan ikiyüzlü, kalplerinde hastalık bulunan, azgınlıkları içinde bocalayıp duran (Bakara 2:8-20), Allah&#8217;ın kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir (Muhammed 47:16). Müminlere karşı kalpleri kin ve nefretle dolu olduğu için onların hep sıkıntıya düşmelerini isterler (Âl-i İmrân 3:118-119). Yalnızca menfaatleri söz konusu olduğunda Hz. Peygamber&#8217;in ve inananların yanında yer alırlar (Tevbe 9:42). <u>Kötülüğü emredip iyiliği yasaklar</u> ve cimrilik ederler. Onlar Allah&#8217;ı, Allah da onları unutmuştur. Münafıklar, bozguncuların ta kendileridir (Tevbe 9:67).”</p>
<p>Sürekli iman ile küfür arasında bocaladıkları için (Nisâ 4:142-143) Allah (c), münafıklar haklarında;</p>
<p>&#8220;İman edip sonra inkar eden, sonra inanıp tekrar inkar eden, sonra da inkarlarında ileri gidenler var ya, Allah onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.&#8221; (Nisâ 4:137) buyurmuştur. Allah&#8217;ın Sevgili Elçisi ise onların bu kararsız ruh hallerini;</p>
<p>&#8220;Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!&#8221; (Müslim, Sıfâtu’l-Munâfiqîn 17) diye tasvir etmiştir.</p>
<p>Çıkarlarına göre tavır değiştiren, içten içe inkâr ettikleri halde sözleriyle inandıklarını ifade ederek Müslümanların yanında yer alıp beğenilerini kazanarak kendilerini onlardan koruyan, diğer taraftan da gizlice onların aleyhine faaliyetlerde bulunan <u>münafıklar</u>, olduklarından farklı görünerek Müslümanları aldattıkları için <u>inkârlarını açıkça ifade eden kâfirlerden daha tehlikelidirler</u> (Hadislerle İslam, s.624).</p>
<p>Münafıkların dış görünümüne aldanmamak gerekir. Zira onlar, göründüklerinin aksine korkak ve çıkarcıdırlar, yapmadıkları şeylerle övülmeyi isterler, zekât ve sadakayı da gösteriş amaçlı verirler, Müslümanlar arasında ihtilaf ve moral bozukluğuna neden olurlar.</p>
<p>İslam&#8217;a ve Müslümanlara yönelik bütün yıpratıcı eylemlerine rağmen Allah Rasulü münafıkları toplumdışına itmemiş, aksine onlara gerektiğinde hoşgörülü davranarak (Buhârî, Salât 46) ve ashâbını bilinçlendirerek kendilerinden gelecek tehlikeleri en aza indirmişti. Beni Mustalik Seferi&#8217;nde Abdullah b. Ubey ile ilgili gerçek ortaya çıktığında, &#8220;İzin ver de şu münafığın boynunu vurayım!&#8221; diyen Hz. Ömer&#8217;e; &#8220;Bırak onu! İnsanlar, &#8216;Muhammed arkadaşlarını öldürüyor!&#8217; demesinler.&#8221; cevabını vererek yanlış bir izlenim bırakmak istemediğini belirtmişti (Müslim, Birr 63). Ayrıca o, münafık bile olsa bir kişinin bu vasfıyla açıkça teşhir edilmesini hoş karşılamıyordu (Hadislerle İslam, s.625).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çıkarı İçin Gerçek Niyetini Gizleyerek İnsanları Aldatmamak</strong></p>
<p>Samimiyeti zedeleyen ve toplumda güven duygusunu sarsan bir husus olarak <strong>münafıklık</strong>, Yüce Rabbimiz ve Peygamberimiz tarafından son derece tehlikeli görülmüş, hem imanî hem de ahlâkî bir problem olması nedeniyle birçok âyet ve hadiste kınanmıştır. Ancak <u>kesin bir dille sakındırılmasına rağmen münafıklık, bugün de devam eden bir olgudur</u>.</p>
<p>Toplumda, mümin olduğunu söylediği halde münafıkça davranışlar sergileyen, çeşitli çıkarlar için gerçek niyetlerini gizleyerek insanları aldatan kimseler bulunmaktadır. İnançtaki samimiyetsizliğin davranışlara yansıması sonucu gayr-ı ahlâkî davranışlar yaygınlaşmakta ve git gide <u>yadırganmaz</u> hale gelmektedir. Halbuki Allah Rasulü’nün gayet beliğ ifade ettiği üzere &#8220;<strong>Din, samimiyettir</strong>.&#8221; (Müslim, İman 95).</p>
<p>İnancında samimi kimseye yakışan, kalbindeki sağlam imanı hem Allah ile hem de insanlarla olan ilişkilerine <strong>dürüst</strong> bir biçimde yansıtmaktır. Yani Rabbimizin, Elçisi&#8217;nin gıyabında bütün kullarına yüklediği ağır ama mükâfatı bir o kadar büyük, &#8220;<strong>Emrolunduğun gibi dosdoğru ol</strong>!&#8221; (Hûd 11:112) sorumluluğunu yerine getirmektir (Hadislerle İslam, s.628).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozgunculuk ve Nifak Üreterek Fitneye Sebebiyet Vermekten Sakınmak</strong></p>
<p>“Allah Resûlü, imanı, temiz su ile yetişen taze bitkiye benzetirken; nifakı, kan ve irinle büyüyen bir çıbana benzeterek onun Allah&#8217;ın yasaklamış olduğu düşünce ve eylemlerle büyüyeceğine dikkat çekmiştir (İbn Hanbel, III/17). Örneğin, haya ve az konuşmayı iman alameti; çirkin söz ve lüzumundan fazla konuşmayı ise münafıklık alameti olarak zikretmiştir (Tirmizî, Birr 80). Hz. Peygamber, mümin ile münafığın durumunu karşılaştırırken ise şu benzetmeyi yapmıştır:</p>
<p>&#8220;Mümin, rüzgârın yatırıp kaldırdığı (ama zarar vermediği) yeşil ekin gibidir. Münafık ise dimdik iken, rüzgârın bir defada kökünden söküverdiği selvi ağacı gibidir.&#8221; (Buharî, Merdâ 1).</p>
<p>Buna göre mümin dünyada maddi ve manevi birtakım sıkıntılarla imtihan edilir fakat samimi imanı sayesinde onların üstesinden gelerek ahirette ayakta kalır. Münafık ise sahte imanı yüzünden dünyada elde ettiği rahatlığına ve dik duruşuna karşılık ahirette karşılaşacağı büyük azapla bir defada devrilir gider. Nitekim Allah Teâlâ küfrün en çirkin ve tehlikeli şekli olan münafıklığın ahiretteki cezası için, &#8220;Doğrusu münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. (O gün) onlar için hiçbir yardımcı da bulamazsın.&#8221; (Nisâ 4:145) uyarısında bulunmuştur. Resûlullah, &#8220;Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım.&#8221; (Ebû Dâvûd, Vitr 32) duasıyla kendisi nifaktan Allah&#8217;a sığındığı gibi ashâbını ve tüm müminleri de münafıkça tavırlardan sakındırmıştır.</p>
<p>Her ne kadar müminler, imanlarında şüphe olmasa da münafıklarınkine benzer davranışlar sergiledikleri zaman nifaka düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Dinî uygulamalarda gevşeklik gösterme, söz ve davranışlar arasında uyumsuzluk şeklinde tezahür eden bu durum &#8220;amelî nifak&#8221; olarak adlandırılmıştır. Bu, müminlere yakışmayan bir tutum olduğu için Allah Teâlâ, &#8220;Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?&#8221; (Saff 61:2) buyurmuş ve onları münafıklar gibi tavır sergilememeleri hususunda uyarmıştır (Bakara 2:264, Âl-i İmran 3:156).” (Hadislerle İslam, s.626).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahyin Vazettiği Değerlere Uygun Hareket Etmek</strong></p>
<p>“Hz. Peygamber müminleri münafıklık alameti sayılan ve nifakla itham edilmelerine sebep olabilecek her türlü davranıştan sakındırmıştır. Çünkü Müslüman, <strong>özü sözü bir</strong>, Peygamberimizin tarifiyle, &#8220;<u>elinden ve dilinden insanların zarar görmediği kimse</u>&#8220;dir (Nesâî, İman 8). İhanet, yalan, sözünde durmama, ikiyüzlülük ve riya gibi ahlaki olmayan ve toplumda güveni sarsan tavırların tümü ise münafıkça davranışlardır.</p>
<p>Allah Resûlü, Abdullah b. Amr&#8217;ın rivâyet ettiği bir sözünde münafığı en temel özellikleri ile şöyle tanımlamıştır:</p>
<p>&#8220;Şu dört özellik kimde bulunursa o, tam bir münafık olur. Kimde bu niteliklerden biri bulunursa <u>onu terk edinceye kadar</u> kendisinde münafıklıktan bir özellik vardır: Kendisine bir şey emanet edildiğinde <strong>hıyanet</strong> eder. Konuştuğunda <strong>yalan</strong> söyler. Söz verdiğinde <strong>cayar</strong>. Husumet sırasında <strong>haktan sapar</strong>.” (Buhârî, İman 24).</p>
<p>İman bakımından samimi olmayan münafıklara hasredilen bu özelliklerin zaman zaman Müslümanlarda da görülmesi, imanın dışa yansıması noktasında problem oluşturmaktadır. Halbuki Müslüman&#8217;a yakışan, inandığı değerlere uygun hareket etmektir.” (Hadislerle İslam, s.627).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İkiyüzlülükten Uzak Durup İlkeli ve Tutarlı Davranmak</strong></p>
<p>“Münafıklığın temel göstergelerinden birisi ise ikiyüzlülüktür. Hz. Peygamber, ilkeli ve tutarlı davranmayarak <u>çıkarlarına göre insanlara farklı davranışlar sergileme</u> anlamına gelen ikiyüzlülükten uzak durmaları için ashâbını uyarmış, insanlarla olan ilişkilerinde ikiyüzlü olanların güvenilmeyi hak etmediğini (Buhârî, el-Edebu’l-Mufred 117) ifade etmiştir. Allah Resûlü, &#8220;Kıyamet günü Allah katında insanların en kötülerinin şunlara bir yüzle, bunlara diğer bir yüzle gelen <strong>ikiyüzlüler</strong> olduğunu görürsün!” (Buhârî, Edeb 52) buyurmuş ve münafıkların ahirette <strong>ateşten iki dil ile cezalandırılacak</strong>larını (Ebû Dâvûd, Edeb 52) belirtmiştir.</p>
<p>İkiyüzlülük konusunda sahâbîler de titiz davranmıştır. Bir defasında Abdullah b. Ömer&#8217;in yanına gelen bazı kimselerin, &#8220;Biz amirlerimizin huzurunda onların lehine konuşuyor, oradan çıktığımızda ise aksini söylüyoruz.&#8221; demeleri üzerine İbn Ömer, &#8220;Biz böyle bir davranışı <strong>münafıklık</strong> kabul ederdik.&#8221; demiştir (Buhârî, Ahkâm 27).</p>
<p>Münafıklıkla örtüşen bir başka özellik riyadır. Amel ve ibadetleri, Allah rızası yerine insanların beğenisini kazanma ve gösteriş amacıyla yapmak anlamına gelen <strong>riya</strong>, münafığın hayatının nerdeyse bütününü sarmıştır. Bunun içindir ki <strong>nifak</strong>, dinde riya olarak da tanımlanmaktadır. Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını gösteriş olsun diye harcayanlar (Bakara 2:264, Nisâ 4:38) ve namazı gösteriş için kılanlar (Nisâ 4:142, Mâûn 107:4-6)  kınanmıştır. Resûlullah da riyayı &#8220;küçük şirk&#8221; diye adlandırarak47 ümmetini onun ahiretteki cezası hususunda uyarmıştır (Müslim, İmâre 152).” (Hadislerle İslam, s.627).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bozguncu, İkiyüzlü ve Kötü Ahlâk Sahibi Olmaktan Allah’a Sığınmak</strong></p>
<p>Fayda vermeyen bilgiden, kalbin kötülüklere kaymasından ve ürpermemesinden, nefsin doymamasından, cimrilikten, tembellikten, ihanetten, günahlardan, zulümden, kabalıktan ve cahilce davranmaktan Allah&#8217;a sığınan (Nesâî, İstiâze 2-3, 19-22, 30) Son Nebi’nin (s) sünnetine ittiba ederek biz de tüm bunlardan Allah’a sığınalım ve onun şu duasına hep birlikte can u gönülden iştirak edip “Amîn yâ Rabbenâ” diyelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah&#8217;ım! Bozgunculuktan, münafıklıktan ve kötü ahlaktan Sana sığınırım</strong>.” (Nesâî, İstiâze 21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>ALPER, Hülya; “<strong>Münafık</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul 2006, 31/565-568.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.1, s.619-628.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/bozgunculuk-munafiklik-kotu-ahlaktan-allaha-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIMAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Aug 2016 09:11:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:85]]></category>
		<category><![CDATA[11:113]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[2:191]]></category>
		<category><![CDATA[2:217]]></category>
		<category><![CDATA[21:35]]></category>
		<category><![CDATA[22:11]]></category>
		<category><![CDATA[22:53]]></category>
		<category><![CDATA[24:63]]></category>
		<category><![CDATA[29:2]]></category>
		<category><![CDATA[33:14]]></category>
		<category><![CDATA[37:162]]></category>
		<category><![CDATA[39:49]]></category>
		<category><![CDATA[4:91]]></category>
		<category><![CDATA[49:6]]></category>
		<category><![CDATA[5:41]]></category>
		<category><![CDATA[5:71]]></category>
		<category><![CDATA[57:14]]></category>
		<category><![CDATA[6:23]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[64:15]]></category>
		<category><![CDATA[7:155]]></category>
		<category><![CDATA[8:25]]></category>
		<category><![CDATA[8:73]]></category>
		<category><![CDATA[85:10]]></category>
		<category><![CDATA[9:126]]></category>
		<category><![CDATA[9:47-49]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[fısk]]></category>
		<category><![CDATA[M. Bâsim Mîkâtî]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed Âkif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Râğıb el-İfahani]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=350</guid>

					<description><![CDATA[“Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25). Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah, va’lemû ennAllâhe şedîdu’l-ikâb</em>; Ve öylesine çetin bir fitne sınavına karşı tetikte ve tedbirli olun ki, o içinizden yalnızca (bilinci altüst olmuş) zalimlere musallat olmakla kalmayacaktır. Ve iyi bilin ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Müslümanların ve mazlumların umudu olmuş Türkiye’yi küçük parçalara bölmek maksadıyla işgal etmek isteyen şer güçlerine uşaklık eden bir grup satılmış hainin 15 Temmuz 2016 Cuma akşamı kalkıştığı darbe girişimi vehle-i ûlâda muvaffakiyetle püskürtülmüş olmakla birlikte, tutuşturdukları fitne ateşini söndürmek daha meşakkatli olacak gibi görünmektedir. Bu sebeple, fitne ateşine odun taşımaktan uzak durmak ve küçük hesaplar peşine düşüp fırsatçılık yaparak fitne ateşini yakanlara hizmet etme hamakatine düşmemek gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne: Cevheri Cüruftan Ayırmak İçin Madeni Ateşte Eritmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor.”</p></blockquote>
<p>Arapça “<strong><em>f-t-n</em></strong>” kökünden türeyen “fitne” kelimesi sözlükte; “ateşe atma, yakma, imtihan, sınanma, kargaşa, bela, salgın musibet, kötülük, sapma, yoldan çıkma, fettan, meftun, baskı kurma, iç savaş” anlamlarına gelmekte olup Lisânu’l-Arap, Tâcu’l-Arûs gibi lugatler “fitne” kelimesine “iyisini kötüsünden ayırt etmek için altını ve gümüşü ateşte eritmek” anlamı vermektedir (1,2).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “<em>f-t-n</em>” kökünden türetilmiş 60 kelime geçmekte olup bunların 23’ü “fetene/yeftinu/yuftenu…” gibi çeşitli fiil formlarında, 34’ü “fitne” şeklinde isim olarak, 1 âyette “fütûn” şeklinde masdar/hâl olarak, 1 âyette “fâtinîn” şeklinde fail olarak, 1 âyette de “meftûn” şeklinde meful olarak kullanılmıştır (3).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de geçen “f-t-n” kökünden türetilmiş kelimelere bağlamına göre şu gibi anlamlar verilmiştir:</p>
<p>“İmtihan etmek, kötülük etmek, azap/işkence/eziyet etmek, uzaklaştırmak, saptırıcı, delilik, karışıklık, çare, günah, hile, tuzak, kuruntu, nifak, sıkıntı, rüsvâlık, alay, oyuncak.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Herkese Çarpan Fitneden Uzak Durmak</strong></p>
<blockquote><p>“Hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd görünen Müslüman cemaatlerin kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!”</p></blockquote>
<p>Kur’an şairi Mehmed Âkif’in, bir asır önce Sırât-ı Müstakîm dergisinde yayımlanan yazısı sanki bugünümüz için yazılmış (5):</p>
<p>“Bir de, belanın öylesinden sakınınız ki: O hiçbir zaman yalnız içinizden zâlimlere isabet etmez; sonra, bilmiş olunuz ki Allah’ın azâbı yamandır.” (Enfâl, 8:25).</p>
<p>Bu âyet-i kerime “Ey mü’minler, Allah ile Peygamber’in size hayat verecek olan davetine icabet ediniz&#8230;” (8:24) meâlindeki âyet-i kerimenin altındadır. “Belâdan sakınınız” demek, o <strong>belâyı getirecek sebeplerden sakınınız</strong>&#8230; demektir ki, bu sebeplerin en başlıcası <strong>fitne</strong> lâfzının medlûlüdür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sünnetullahın Değişmeyeceğini; Kurunun Yanında Yaşın da Yanacağını Bilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bu kanlı dedikodulara biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyazen billah- evvelkilerin uğradığı akıbet-i fecîaya uğrayacak!”</p></blockquote>
<p>Şimdi, bu iki âyet-i celîleden şu hakîkat sarâhaten anlaşılıyor ki: Her biri cemaat-i müslimîn için sermedî bir hayat olan evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; geldiği zaman kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.</p>
<p>Ne yapalım, kanûn-i ilâhî böyle: Kurunun yanında yaş da yanıyor. Beş on kişinin uyandırdığı fitne yangını binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca hanümânın külünü havaya savurmaktan geri kalmıyor. Evet, bir nâmerdin hırsına koca bir memleket kurban oluyor; bir münafığın yüzünden cemaatler, cemiyetler târumâr olup gidiyor. Hakîm şâir Ziya Paşa merhumun dediği gibi, Kahhâr-ı Zülcelâl;</p>
<p><em>Bir mülkü bir harîs-i sitemkâr için yıkar; </em></p>
<p><em>Bir kavmi bir münâfik ile târumâr eder.</em></p>
<p>Pekala! Böyle bir, iki, beş, on, yirmi, elli, yüz&#8230; Hattâ bin, hattâ birkaç bin suçlunun cezâ-yı amelini geride kalan milyonlarca bîgünaha çektirmek, adalet-i ilâhiyeye sığar mı? Bu suali ukde-i hâtır etmek bile haramdır.</p>
<p>Çünkü Hallâk-ı Hakîm, bu âlem-i hilkat için, hiçbir zaman değişmeyecek birtakım <strong>kanunlar</strong> vaz’ etmiş; o kanunların mahiyetini, ebediyetini, lisan-ı şeriatle bütün mükellef olan insanlara bildirmiş; hem onların bizim hayatımıza, bizim selâmetimize taalluk eden kısmını iyice anlayabilmemiz için gâyet basit, gâyet vâzıh bir sûrette tertîb eylemiş; sonra, yine bizim selâmetimiz nezd-i rahmânîsinde pek matlûb olduğu için; “Sakın bu kanunların gösterdiği yoldan ayrılmayınız, zira mahvolursunuz.” ihtârını daima tekrarda bulunmuş&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zâlimlere İtimat Etmemek ve Sırtını Düşmanlara Dayamamak</strong></p>
<blockquote><p>“Evâmir-i ilâhiyeyi yerine getirmeyecek; kurunun yanında yaşı da yakıp kül eden salgın musibetleri başımıza getirmemenin çaresine bakmayacak olursak, helâkimiz muhakkaktır.”</p></blockquote>
<p>Artık biz kalkar da Allah’ın evâmirine kulak vermez; Allah’ın gösterdiği yolu tutmaz; bilakis bizi helâk uçurumlarına doğru götürmek isteyen bir şirzime-i fesâdın bile bile arkasına düşersek; adâlet-i ilahiye için bizi tedîb etmemek kâbil olur mu?</p>
<p>“Zâlimlere dayanmayınız, yoksa yanarsınız!” (Hûd, 11:113) tehdidi gibi erbâb-ı zulme yaklaşmaktan nehy eden; “Ey iman edenler! Bir fâsık size bir haber getirirse…” (Hucurât, 49:6) ihtârı gibi basiret ve ihtiyat tavsiyesinde bulunan âyât-ı kerime ne kadar çoktur!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yabancılar Hesabına, Kendi Kötülüğüne, Bu Ne Çalışkanlık!&#8230;</strong><strong> </strong></p>
<p>Yazıklar olsun ki kendilerinin pek sağlam Müslüman olduklarına kâil olan çoğumuz bu tehditlerden, bu ihtarlardan zerrece müteessir, hattâ haberdar değil!</p>
<p>Hayatlarını bizim ölümümüzde arayan yabancı milletlerle yabancı hükümetlerin aramıza serpiştirdiği nifak, fesad, kavmiyet, cinsiyet, ırk davalarını; hülâsa vahdet-i milliyemizi perişan edecek her türlü esbâb-ı izmihlâl tohumlarını bir an evvel büyütmek, bir an evvel mahsul verecek devre-i kemâline getirmek için o kadar faaliyet gösteriyoruz ki:</p>
<p>Hayrına, hakîkî menfaatine karşı o kadar lâkayd, o derecede kalp görünen Müslüman cemaatlerin kendi şerlerine, kendi ziyanlarına gelince nasıl olup da bu kadar çalışkan kesildiklerine akıl bir türlü ermiyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kanlı Dedikodulara Kulak Asarsak Bu Fitne Hepimizi Batıracak!</strong></p>
<p>Ey cemâat-ı müslimîn, Allah için olsun geliniz, bu tefrikalara, bu kavmiyet, bu lisan, bu bilmem ne gürültülerine nihâyet veriniz!</p>
<p>Çünkü tehlike, olanca şiddetiyle her taraftan yüz göstermeye başladı. İbret almak için maziye dönüp bakmaya artık ne hâcet var, ne de vakit! İyice görüyorsunuz ki, bu kanlı dedikodulara; bu sırf dedikodudan çıkan kıtallere biraz daha devam edecek olsanız, siz de, sizinle beraber şu son hükûmet-i İslâmiye de -iyâzen billâh- evvelkilerin uğradığı âkıbet-i fecîaya uğrayacak!</p>
<p>Ey Allah’ım! Kavmime hidâyet eyle. Çünkü onlar (ne yaptıklarını) bilmiyorlar!” (5).</p>
<p>Merhum Âkif’ten iktibas ettiğimiz bu bölümü, onun yazısına serlevha olarak seçtiği âyetin (8:25) manzum meâli sadedindeki şu mısralarıyla noktalayalım:</p>
<p>Nifâka buğz ediniz hâlisen li-vechillâh;</p>
<p>Halâs eder sizi ihlâsınızla belki İlâh.</p>
<p>Münâfığın sonu gelmez, söner sefil ocağı&#8230;</p>
<p>Bugün tüterse henüz gelmemiş, demek ki, çağı!</p>
<p>Nedir ki, verdiği yangınla memleket de biter,</p>
<p>Saçak tutuşmadan evvel basılmamışsa eğer.</p>
<p>Yanında yaş da yanar, çâresiz, yanan kurunun&#8230;</p>
<p>Diyor Kitâb-ı İlâhî: <em>“O fitneden korunun,</em></p>
<p><em>Ki sâde sizdeki erbâb-ı zulmü istîlâ</em></p>
<p><em>Eder de, suçsuz olan kurtulur değil aslâ!&#8230;”</em></p>
<p>Hesâb edin ne kadar bîgünâhın aktı kanı&#8230;</p>
<p>Beş on vatansız için nâra yakmayın vatanı!</p>
<p>Hudâ rızâsı için kaldırın nifâkı&#8230; Günah!</p>
<p>Alev saçaklara sarsın mı, yâ ibâdallâh!</p>
<p>Sararsa hangimizin hânümânı kurtulacak?</p>
<p>O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!</p>
<p>Neden beş altı vatansız beş altı kundakçı,</p>
<p>Yığın yığın buluyor arkasında yardakçı? … (6).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fitne Ateşini Kur’an’ın Kılavuzluğuyla Söndürebilmek</strong></p>
<p>Fitne ateşini tutuşturanlara ve türlü yöntemlerle körükledikleri bu ateşi büyüterek sadece ümmet-i Muhammed’in umudu olan Türkiye’yi değil bütün Müslüman ülkeleri yakmayı amaçlayan şer ittifakına ve gönüllü uşaklarına fırsat vermemek ve azgın heveslerini kursaklarında bırakmak için Kur’an’ın kılavuzluğuna her zamankinden daha fazla muhtacız:</p>
<p>“<em>el-Fitnetu eşeddu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha kötüdür.” (Bakara, 2:191).</p>
<p>“<em>el-Fitnetu ekberu mine’l-qatl</em>; <strong>Fitne</strong> çıkarmak adam öldürmekten daha büyük bir olaydır.” (Bakara, 2:217).</p>
<p>“<em>Kullemâ ruddû ile’l-fitneti urkisû fîhâ</em>; Ne zaman (mü’minler aleyhine bir) <strong>fitne</strong>ye/entrikaya davet edilseler, içine balıklama dalarlar!” (Nisâ, 4:91).</p>
<p>“Ey Rasûl! Yürekten iman etmedikleri halde ağızlarıyla “iman ettik” diyen kimseler arasından inkârda birbirleriyle yarışanlar seni üzmesin; Yahudileşenler arasından <em>yalanı can kulağıyla dinleyen</em> ve sana başvurmak yerine <u>başka insanların laflarına kulak kesilenler</u> de.. Onlar, sözleri asıl <u>bağlamlarından kopararak</u> manalarını çarpıtırlar, “Eğer size şu tür bir öğreti verilirse hemen alın; yok verilmezse sakın yaklaşmayın!” derler. Allah birini <strong>fitne</strong>ye sokmayı dilemişse, Allah’ın onun hakkındaki iradesine hiçbir şekilde engel olamazsın. İşte onlar, <u>Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği</u> kimselerdir; onları dünyada zillet, ahirette korkunç bir azap bekler.” (Mâide, 5:41).</p>
<p>“Zira kendilerine bir <strong>fitne</strong>/bela gelmeyeceğini sanarak <u>kör ve sağır davrandılar</u>. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Bunun ardından onların çoğu yine körleşti ve sağırlaştı: ama <u>Allah yaptıkları her şeyi görmektedir</u>.” (Mâide, 5:71).</p>
<p>“Bunun ardından, “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, bizim amacımız O’na ortak koşmak değildi.” demekten başka bir fitnelik düşünemeyecekler.” (En’âm, 6:23).</p>
<p>“Musa, … &#8220;Rabbim!&#8221; dedi, &#8220;Şimdi <u>içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizleri de helak eder misin</u>? Bu Senin fitneyle sınamandan başka bir şey değil; onunla dilediğini sapıklığa terk eder, dilediğini de doğru yola yöneltirsin!&#8230;” (A’râf, 7:155).</p>
<p>“Zira aklınızdan çıkarmayın ki, mallarınız ve çocuklarınız birer fitne/sınav aracıdır; ve bilin ki katında en büyük ecir bulunan Allah’tır!” (Enfâl, 8:28. Keza Teğâbun, 64:15).</p>
<p>“Artık onlarla fitne/zulüm sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (yönelik tüm baskılar kaldırılıncaya) kadar savaşın! Ne ki baskıya bir son verirlerse, unutmayın ki Allah onların yaptığı her şeyi görmektedir.” (Enfâl, 8:39).</p>
<p>“Nitekim, küfre saplananlar (da) <u>birbirleriyle dayanışma içindedirler</u>. Ancak, siz (mü’minler de) de böyle yapmadıkça (dayanışma içinde hareket etmedikçe) yeryüzünde zorbalık ve büyük bir baskı hakim olacaktır.” (Enfâl, 8:73).</p>
<p>“Eğer (münafıklar) sizinle birlikte sefere çıkmış olsalardı, sorun çıkarmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Zira içinizden kendilerini can kulağıyla dinleyecek olanları görüp aranıza daha fazla fitne sokmak amacıyla saflarınıza daha bir sokulacaklardı: ama Allah o zalimleri çok iyi bilmektedir. Zaten onlar daha önce de fitne çıkarmaya çalışmışlar ve sana karşı türlü işler çevirmişlerdi; ta ki hak tecelli edinceye ve Allah’ın yasası onların hoşuna gitmeyecek bir biçimde gerçekleşinceye dek. Onlardan kimileri de &#8220;İzin ver bana, beni fitneye/günaha sokma!&#8221; der. Şu işe bakın ki, baştan ayağa günaha gömüldüler: Üstelik, nankörlükte ısrar edenler bir de cehennem tarafından kuşatılacaktır.” (Tevbe, 9:47-49).</p>
<p>“Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez fitneye (sınava, skandala) konu oluyorlar, sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ders alıyorlar!” (Tevbe, 9:126).</p>
<p>“Yalnızca Allah’a güvenip dayandık: Rabbimiz! Bizi zalim bir topluluğun elinde fitne konusu yaparak rüsva etme!” (Yûnus, 10:85).</p>
<p>“Her can ölümü tadacaktır; şu da var ki, Biz sizi seçip ayırmak için hayır ve şer ile fitneye/sınava tabi tutuyoruz: zaten sonunda bize döneceksiniz.” (Enbiyâ, 21:35).</p>
<p>“Yine insanlardan kimileri de vardır ki, Allah’a (iman ve küfrü birbirinden ayıran) sınırda kulluk eder; öyle ki, eğer kendisine bir iyilik dokunsa onunla tatmin olup sevinç duyar; fakat başına bir fitne/musibet gelse yüzüstü dönüverir; dünyayı da ahireti de kaybeder: nitekim telafisi en zor kayıp da budur.” (Hacc, 22:11).</p>
<p>“(Allah’ın) Şeytan’ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir. İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.” (Hacc, 22:53).</p>
<p>“Rasul’ün davetini, sakın birbiriniz arasındaki herhangi bir davet gibi algılamayın! Doğrusu Allah, aranızdan kimselere sezdirmeden sıyrılıp çıkmak isteyenleri biliyor. Şu halde onun emrine karşı gelen kimseler, başlarına (bu dünyada) bir musibetin (ahirette ise) can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” (Nur, 24:63).</p>
<p>“İnsanlar yalnızca &#8220;iman ettik&#8221; demekle, sınanıp denenmeden (fitneye; ayıklamaya tabi tutulmadan) bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” (Ankebût, 29:2).</p>
<p>“Eğer şehirleri saldırıya uğrasaydı ve (düşman tarafından) fitne çıkarmaları istenseydi, (ikiyüzlüler) hiç tereddüt etmeden bunu hemen yaparlardı.” (Ahzâb, 33:14).</p>
<p>“Hiçbiriniz, kimseyi kendi heves ve ayartmalarınıza boyun eğdiremezsiniz (fitnecilik yapamazsınız)!” (Sâffât, 37:162).</p>
<p>“Ne zaman insanın başına bir zarar gelse Bize yalvarır; daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa &#8220;Bu servete ben sadece ve sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım&#8221; der; ama hayır, aksine o bir sınav (fitne) aracıdır: ne var ki onların çoğu bunu dahi kavrayamamaktadır.” (Zümer, 39:49).</p>
<p>“(Münafıklar) seslenecekler: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ (Mü’minler) şöyle cevap verecekler: ‘Elbette! Ama siz kendi kendinizi fitneye/ tuzağa düşürdünüz; böylece (güya) kendinizi gözettiniz; kuşkuya kapıldınız, Allah’ın emri gelinceye kadar malum kuruntularla avundunuz; dahası, o (kafa) sizi Allah ile aldatarak gurura sürükledi.’” (Hadîd, 57:14).</p>
<p>“Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde fitne konusu/oyuncak etme! Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane, 60:5).</p>
<p>“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar derin bir mahrumiyet gayyasını boylayacaklar ve onları harlı ateşin azabı bekleyecektir!” (Burûc, 85:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de “fitne” kelimesinin geçtiği tüm âyetlerin meâlini vermek bahsi çok uzatacağından bu kadarla iktifa etmek durumundayız. Rabbim bizleri fitne ateşini tutuşturanlardan ve o ateşe bir şekilde odun taşıyanlardan muhafaza eylesin. Fitne ateşini söndürmek için el birliğiyle ıslah edici eylemler ortaya koyabilen sorumlu mü’minlerden olabilmek duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) M. Bâsim Mîkâtî vd.; <strong>el-Kutûf min Luğati’l-Kur’ân</strong>, Lübnan Nâşirûn Yayınları, Beyrut 2007,         s.779-780.</p>
<p>(2) Râğıb el-İsfahani, <strong>Müfredât</strong>, Çev. Yusuf Türker, Pınar Yayınları, İstanbul 2007, s.1117-1120.</p>
<p>(3) http://<strong>corpus.quran.com</strong>/qurandictionary.jsp?q=ftn</p>
<p>(4) Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2015, s.631-634.</p>
<p>(5) Mehmed Âkif; “<strong>Herkese Çarpan Fitne</strong>”, Sırât-ı Müstakîm, 3 Ekim 1912/ 20 Eylül 1328/ 22 Şevval 1330, c. 9-2, aded: 213-31, s. 81-82’den iktibasla: Mehmed Âkif; <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>, Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, DİB Yayınları, Ankara 2013, s.108-110.</p>
<p>(6) Mehmed Âkif Ersoy; <strong>Safahât</strong>, 4. Kitap: Fatih Kürsüsünde, Vâiz Kürsüde. Hazırlayan: Abdullah Uçman. Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.722-724.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/fitne-atesine-odun-tasimamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
