<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>2:187 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/2187/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/2187/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 May 2020 12:06:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>‘LEYLE-İ KADR’İN KADRİNİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 19:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15:99]]></category>
		<category><![CDATA[17:52]]></category>
		<category><![CDATA[2:125]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[20:102-104]]></category>
		<category><![CDATA[23:112-113]]></category>
		<category><![CDATA[3:138]]></category>
		<category><![CDATA[30:55]]></category>
		<category><![CDATA[44:1-6]]></category>
		<category><![CDATA[44:3]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâil]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[i'tikâf]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kamerî takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[leyle-i kadr]]></category>
		<category><![CDATA[M. Sait Özervarlı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır. Kamerî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Kamerî takvimin dokuzuncu ayı ramazanı diğer on bir aydan farklı kılan, bu ayda oruç tutarak bedenimizi aç bırakmamız değil, bilakis kendimizi tutarak, bir yıllık dağınıklığımızı toparlayarak, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek, vahiyle inşa olma ve vahye mutabık bir hayat inşa etme görevimizi daha bir şevkle yerine getirmeye yeniden azmetmemizdir. Bu sebeple son yıllarda ramazanın oruç ayı olmaktan öte ‘Kur’an ayı’ olması vasfıyla anılır olması sevindirici bir gelişmedir.</p>
<p>Abdülaziz Bayındır, sadece ümmet-i Muhammed’e değil, önceki ümmetlere de farz kılınmış olan orucun eski semavi dinlerde de dokuzuncu ayda tutulmasının hikmetini, önceki vahiylerin de dokuzuncu ayda yine bir kadir gecesinde nazil olmaya başlamasıyla izah eder.</p>
<p><strong>Leyle-i Mübâreke: Leyletu’l-Kadr</strong></p>
<blockquote><p>Ramazan ayını farklı kılan, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek vahye mutabık bir hayat inşa etme azmimizi bilememizdir.</p></blockquote>
<p>Cehalet karanlıklarını nuruyla aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini; “bütün insanlığa iletilmiş tarifsiz bir bildiri ve sorumluluk bilincini kuşananlar için de bir rehber ve öğüt” (3/138) olarak tanımlar. Vahyin inmeye başladığı ilk geceyle ilgili olarak önce Duhân Sûresi’nin ilk âyetlerine, ardından Kadir Sûresi’ne kulak verelim:</p>
<p>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</p>
<ol>
<li>Hâ-Mîm! 2. Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!<br />
3. Evet, onu <u>mübarek bir gecede</u> Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik. 4. O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır, 5. tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet (rasulleri) gönderen de Bizdik, 6. Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur&#8230;” (Duhân, 44/1-6).</li>
</ol>
<p><strong>Kadir Sûresi; cüz 30, sûre 97 </strong></p>
<p>Son Nebi&#8217;ye Son Vahy&#8217;in ilk ayetlerinin geldiği bereketli gecede parlayan nur, yeryüzünde kıyametin kopuşuna kadar yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir. “İnnâ Enzelnâ Sûresi” olarak da anılan “Kadr Sûresi”nin -üslup benzerliği ve konu bütünlüğü dikkate alındığında- Medine’de değil, Mekke’de Alak Sûresi’nin hemen ardından ya da Leyl Sûresi’nden sonra ve Fecr Sûresi’nden önce 12. sırada indiği kabul edilebilir. Bereket timsali sûrenin meâlini ve tefsirini Mustafa İslâmoğlu&#8217;nun çalışmasından okuyalım:</p>
<p><strong>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</strong></p>
<ol>
<li>Elbet onu kadir-kıymet gecesinde<sup>(1)</sup> Biz indirmeye (başlamışızdır).</li>
<li>Bilir misin o kadir-kıymet gecesinin mahiyeti nedir?<sup>(2)</sup></li>
<li>O kadir-kıymet gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.<sup>(3)</sup></li>
<li>Melekler, vahiyle beraber<sup>(4)</sup> o gece inerler de inerler,<sup>(5)</sup> Rablerinin izniyle, hayatın her alanına dair<br />
5. tarifsiz bir mutluluğun (formüllerini getirirler); bu durum,<strong> tanyeri ağarıncaya kadar sürer.”</strong><sup>(6)</sup></li>
</ol>
<p>(1) Veya: “Kıymeti belli bir gecede”. Yani: “Kıymetine yeter olmayan, bir ömre bedel, bereketli ve şerefli bir gecede” (Krş: 44:3). Burada isim tamlamasından dolayı belirli gelen gece Duhân 3’te sıfat tamlaması olarak belirsiz gelmiştir (<em>fî leyletin mubâraketin</em>). Zira orada bereketi belirsizdi, burada ise o bereketin “kadarı/mikdarı/kadri” belirlenmiştir: “Bin aydan hayırlı.”</p>
<blockquote><p>Cehalet karanlıklarını aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini “bütün insanlığa iletilmiş bir bildiri, rehber ve öğüt” olarak tanımlar.</p></blockquote>
<p>Kadr, bir şeyin miktarını, değerini ve sonucunu belirtir. Burada kelimenin “miktarla” değil “değerle” ilgili olduğu 3. âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yine Kadr’in anlamının <u>değere ilişkin</u> olduğunu, bu gecenin ramazan ayında olduğunu söyleyen Bakara 185’in sonundaki “hakkı bâtıldan ayıran bir ölçme ve değerlendirme yeteneği” anlamına gelen furkân da teyit eder.</p>
<p>Leyl, içinden aydınlatılabilecek geçici karanlık için kullanılır. Zulumâtın türetildiği zalâm ise içinden aydınlatılamayan, aydınlanmak için terk edilmesi gereken karanlıktır. Birçok yerde gelen “Karanlıklardan aydınlığa” kalıbı, “gece” gibi içinden aydınlatılacak karanlığı değil, ancak terk edince kurtulunacak karanlığı ifade eder.</p>
<p>(2) Bakara 185, Kur’an’ın indiği gecenin ayın bütününde aranmasını îmâ eder. Bu gecenin haftanın günlerinden pazartesine denk geldiğini, Allah Rasulü’nün, pazartesi günleri neden nafile oruç tuttuğuyla ilgili bir soruya verdiği cevaptan öğreniyoruz. Zaten Rasulullah’ın hayatının dönüm noktası olan o gecenin hangi güne denk geldiğini bilmemesi düşünülemezdi.</p>
<p>(3) Yani: O ömre bedel bir gecedir. Zımnen: Ey muhatap! Kur’an, indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır. Şu halde aynı Kur’an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, ilk muhatabını “âlemlere rahmet”, indiği şehri “kentlerin anası”, indiği toplumu “insanlık anası” (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur’an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür, bir gece kadar bereketsizdir. (Krş: 17:52; 20:102-104; 23:112-113; 30:55).</p>
<p>(4) Rûh, Nahl 2, Mü’min 15 ve Şûrâ 52’de tartışmasız vahiy mânasına kullanılmıştır. Bu sûrenin ana konusu da vahiydir. Dolayısıyla burada teşrifatçı melekler eşliğinde indirilen, akleden kalbin hayat soluğu olan vahiy olmalıdır. Zira, bilinçsiz bilgi ruhsuz cesettir. Vahiy ise bilgiyi bilince dönüştürür.</p>
<p>(5) Zımnen: Lafzı bir kez, mânası sonsuz kez inen vahiyle inşâ olmak isteyen her mü’mine, melekler, hidayet ve furkan olan vahyin diriltici soluğunu kıyamete kadar indirmeye devam ederler. Vahyin her çağda geçerli olan dönüştürücü gücünün arkasındaki mucize budur.</p>
<p>(6) Veya fecrin mastar anlamıyla: “(Hakikatin) fışkırdığı kaynağa dönünceye kadar sürer.” İki anlama da gelebilir:</p>
<ol>
<li>İnsanlığın içinde debelendiği cahiliye gecesi Kur’an’ın ışığıyla son buluncaya kadar. İbrahim Sûresi’nin ilk âyetinde ifadesini bulan hakikat budur.</li>
<li>Gaybî hakikatleri örttüğü için bir geceye benzeyen bu dünya hayatı son bulup, gaybî hakikatlerin “yakîn” olduğu âhiret şafağı atıncaya kadar (Krş: Hattâ ye’tiyeke’l-yakîn: 15:99).” (İslâmoğlu, 2013:II/1281-1284).</li>
</ol>
<p><strong>Kur’an’ın vahyedilmeye başlanmasıyla müşerref olan gece!</strong></p>
<blockquote><p>Son elçiye ilk vahyin geldiği bereketli gecede parlayan nur, kıyamete kadar yeryüzünde yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir.</p></blockquote>
<p>Tevhit Mesajı’nda Sûre-i Kadr’in özlü tefsiri şöyle yapılmıştır:</p>
<p>“1-3. Ey elçimiz Muhammed’e iman etmeyen ve kendi soyları içerisinden önemli kişilerin yaptıkları ile övünen, müminlere “İsrailoğulları içerisinde Allah yolunda bin ay cihat etmiş kimseler bulunmaktadır” gibi sözler söyleyen Medine yahudileri! Şunu iyi bilin ki elçimiz Muhammed’e vahyettiğimiz bu Kur’an, öylesine büyük bir ilahi nimettir ki, onun vahyedilmeye  başlandığı gecenin dahi değerini kavramaya sizin aklınız ermez, çünkü onun vahyedilmeye başlandığı Kadir gecesi sizin bahsettiğiniz bin aydan daha hayırlıdır.</p>
<p>4-5. O gece vahiy meleği Cebrâil, Allah’tan bir lütuf ve rahmet olmak üzere, diğer meleklerle birlikte ilk defa elçimiz Muhammed’e vahiy getirmiş ve ondan sonra da, tevhit dininin hükümlerini açıklamak üzere vahiy getirmeye devam etmiştir. O gece Allah, elçisi Muhammed’i tam bir itminana kavuşturmuş ve ona, insanları tevhide çağırma, esenliğe ve kurtuluşa davet etme vazifesini tevdi etmiştir.”</p>
<p>Burada âdeta Kur’an’a iman etmeyen yahudilere şöyle denilmektedir: “Sizler, vahyedildiği geceyi dahi bin aydan daha hayırlı yapan şu Kur’an’a iman etmedikçe, geçmişte bin ay ibadet etmiş atalarınızın bulunmasıyla kurtuluşa eremezsiniz.” Bununla beraber sûrenin lafzan Hz. Peygamber’e ve müminlere hitap ettiği de ortadadır. Bize göre burada yahudiler üzerinden müminlere mesaj verilmektedir. <em>Doğrusunu Allah bilir</em>.” (Elik, 2013:1365).</p>
<p><strong>Hz. İbrahim’den beri gelen nebevî sünnet: İ</strong>‘<strong>tikâf</strong></p>
<blockquote><p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir.</p></blockquote>
<p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir. Böylece, bin aydan hayırlı oluşunu bir ömre bedel olarak anlayabileceğimiz Kadir Gecesi’nde ihya olmanın bir yolu da İbrahimî dinlerin ortak sünneti olan i‘tikâftır. Nitekim, “Ramazanın son on gününe girildiğinde Allah Rasulü dünyevi işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı. Bir hadiste Rasulullah’ın Kadir gecesinde, “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği belirtilir.</p>
<p>Sözlükte “hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki <em>akf</em> kökünden türeyen i‘tikâf, bu mânaları yanında kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye <em>mu‘tekif</em> veya <em>âkif</em> denir.</p>
<p>İ‘tikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnet ile sabittir. “Mescidlerde i‘tikâfta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” (Bakara 2/187) meâlindeki âyetle Hz. Âişe’nin, “Rasulullah ramazanın son on gününde i‘tikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları i‘tikâfa girmiştir” (Buhârî, “İ‘tikâf”, 1) şeklindeki rivayeti bunun delillerini teşkil eder.</p>
<p>Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve tâatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşrû bile olsa her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin mânen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nâfile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir mânevî ufuk ve imkân sunmaktadır.</p>
<p>İ‘tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde muhtelif şekillerde gerçekleştirilen köklü bir gelenektir; İslâmî öğreti içinde de Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil zamanından beri devam edegelen bir sünnet olarak bilinir. Nitekim, “İbrâhim ve İsmâil’e: Evimi onu ziyaret edenler, ibadet için orada kalanlar (<em>âkifîn</em>), rükû ve secde edenler için tertemiz tutun diye ahid -emir- verdik” (Bakara 2/125) meâlindeki âyet bir yönüyle buna işaret etmektedir&#8230;” (Şener, 2001:23/457).</p>
<p>Rabbim bizleri mümin sorumluluğunu kuşanan ve her iki cihanda mesut olan bahtiyar kulları arasına girmeye muvaffak eylesin. Günümüz ramazan, gecemiz kadir olsun.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.II, s.1281-1284.</li>
<li>Elik, Hasan ve Coşkun, Muhammed; Tevhit Mesajı: Özlü Kur’an Tefsiri, Fikir Yayınları, İstanbul 2013, s.1365.</li>
<li>Özervarlı, M. Sait; “Kadir Gecesi” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24/124-125.</li>
<li>Şener, Mehmet; “İ‘tikâf” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 23/457-459.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR’AN AYI RAMAZANDA İHYA OLMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2015 18:55:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:183-184]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:186]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Savm]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=106</guid>

					<description><![CDATA[“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185). İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185).</p></blockquote>
<p>İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek için ramazan ayı eşsiz bir nimet olarak varlığımızı kuşatacak. Ramazanda oruçla bedenimizi, Kur’an’la ruhumuzu terbiye edebilirsek, on bir ayın sultanını ona yakışır şekilde ihya etmiş, bu mübarek ayda oruç ve Kur’an ile ihya olma imkânı elde etmiş oluruz.</p>
<p>Sözlük anlamına da uygun olarak ‘kuru sıcak’ günlerde ihya edeceğimiz ‘ramazan’ ayı, ay takviminin dokuzuncu, üç ayların sonuncu ayıdır. Bu ayı diğer onbir aydan farklı ve üstün kılan özellik, vahyin inmeye başladığı ‘kadir gecesi’nin bu ayın içinde olmasıdır. Dolayısıyla, bu aya “Kur’an ayı” denmesi son derece isabetli bir tanımlama olmuştur.</p>
<p>İnsanlık, son vahyin inmeye başladığı bir ramazan gecesinde, kıyamete kadar sürecek bir ihya projesine muhatap olmuştur. Dolayısıyla, bu mübarek ayda vahiyle daha yakın bir temas kurabilirsek, Kur’an’ı anlayarak daha çok okuyup okuduklarımızla tasavvurlarımızı gözden geçirirsek ve hayatımıza çekidüzen verirsek, muktezayı hâle mutabık bir davranış ortaya koymuş oluruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Oruç: kendini tutmak</strong></p>
<blockquote><p>İmam Cafer, ‘Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır’ der.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan ramazanı oruç ile ihya etme emrinin hikmeti nedir? Bu mühim sorunun cevabını Mustafa İslâmoğlu hocamdan dinleyelim:</p>
<p>“Farsça ‘gün’ anlamına gelen <em>rûze</em>’nin Türkçeleşmişi olan ‘oruç’un Kur’an lisanındaki karşılığı <em>savm</em>’dır. <em>Savm</em>, hem ‘tutmak’ hem de ‘terk etmek’ anlamını ihtiva eder. Kelimenin kök manası ‘yeme ve içmeden kesilmek, ağzı kapalı olmak, içine ilave bir şey almamak’tır. Lisanımızda namazı “kılarız”, abdesti “alırız”, zekâtı “veririz”, kelime-i şehadeti “getiririz”, hacca “gideriz”, orucu ise “tutarız”.</p>
<p>Oruç tutmak, başta orucun tarafını tutmaktır. Yani, “Ben oruçtan yanayım, ben orucun tarafındayım!” demektir. Oruç tutmak kendini tutmaktır. Başımıza ne geliyorsa kendimizi tutamadığımız için geliyor. Günahların kökeni, öfkesini tutamamak, nefsini tutamamak, şehvetini tutamamak, dilini tutamamak gibi sebeplere dayanır. Kişi orucu ne kadar tutarsa, oruç da kişiyi o kadar tutar. Kim orucun başını dik tutarsa, oruç da onun başını dik tutar. Oruç onu kula kul olmaktan koruyan bir kalkan, onu kulu kul edinmekten koruyan bir akıl olur. Bu anlamıyla oruç ‘aç kalmak’ değil ‘beslenmek’tir. Aç bırakılan bedendir. Bunun anlamı, insanın maddi yanının ‘ikincil’ olduğunu vurgulamaktır. Birincil olan yanı akleden, düşünen, hatırlayan, öğüt alan, inanan, değer üreten, iyiyi kötüden ayıran yanıdır&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an ayı ramazan</strong></p>
<blockquote><p>Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların hazin durumunu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar.</p></blockquote>
<p>Kutsiyet ve bereketin sebebi zaman değil vahiydir. Vahyin sebebi <em>hidayet</em>, yani “rehberlik”tir. Hidayetin sebebi ise tüm vahiylerin vasfı olan <em>beyyinât</em> ve <em>furkân</em>’dır. <em>Beyyinât, </em>“savunulan hakikati isbatlamak için yeterli olan apaçık belgeler” anlamına gelir. <em>Furkân</em> ise “iyiyi kötüden, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, adaleti zulümden ayırmaya yarayan nitelik veya yetenektir.” Ramazan orucunu emreden Bakara Sûresi’nin 285. âyetinde Kur’an işte bu iki vasfıyla takdim edilir. Vahiy muhatabına rehberlik etme (hidayet) amacını ancak âyette vurgulanan iki vasfı sayesinde gerçekleştirir. Bunların birincisi olan <em>beyyinât;</em> Kur&#8217;an&#8217;ın kendisinde olup karşısındakine sunduğu; ikincisi olan <em>furkân</em> ise muhatabında inşa ettiği bir niteliktir. Sadece Kur&#8217;an&#8217;ın inşa ettiği bir tasavvur ve akıl <em>furkân</em> olma vasfını kazanır. Böyle bir tasavvur ve akılla bakan bir göz ancak <em>beyyinât</em>&#8216;ın delalet ettiği hakikatleri yerli yerinde görür ve kavrar.</p>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’ın bedenin aç bırakılarak ihya edilmesinin nedeni burada ortaya çıkmaktadır. Bu neden, mü’minin akli ve ruhi melekelerini tahrik ve teşvik ederek onun anlama ve düşünme yeteneğini artırmaktır. Bunun Kur’an’la alakası açıktır: Bu suretle vahyin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak. Zaten vahyi “okumak” da budur. Zira okumaktan maksat anlamaktır. Bir şey anlaşılmıyorsa, aynı zamanda okunmuyor demektir. İkra’ emr-i ilahisi, “oku” emrinden ayrı olarak bir de “anla” emrine muhtaç değildir. Okuyup anlamayı birlikte içerir. Tabii ki anlamaktan maksat yaşamaktır. Ne var ki, bir mesaj anlaşılmadan yaşanamaz.</p>
<p>İşbu nedenle ramazan Kur’an ayıdır. Ramazan bize Kur’an’ı getirdiği için ‘ramazan’dır. Ramazanlarımız Kur’an’ı okuduğumuz, anladığımız, yaşadığımız ve yaşattığımız kadar mübarektir&#8230; Ömrü Ramazan olanın âhireti bayram olur. O bayram cennetin ta kendisidir. Ramazan mü’minde şu sözü söyleme şuurunu inşa eder: Küfre, şirke ve zulme karşı orucumu bozarsam, keffaretim cehennem olsun!” (M.İslâmoğlu, “Kur’an ve Ramazan”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.3-5).</p>
<h4><strong>Oruç ve ramazan âyetleri </strong></h4>
<h4>Kur’an-ı Kerim’de oruç ve ramazanla ilgili beyanların toplu halde yer aldığı Bakara Sûresi’nin ilgili âyetlerini, Hasan Elik hocanın “Özlü Kur’an Tefsiri”nden okuyalım:</h4>
<p>“183-184: Ey elçimiz Muhammed’e iman edenler! Oruç ibadeti sizden önceki dönemlerde vahyedilen kitaplarda farz kılınmış olduğu gibi, ramazan ayında size de farz kılınmıştır. Bu ay içerisinde hasta veya yolcu olan ve bu durumu sebebiyle oruç tutamayanlar, bu özür hali bittikten ve ramazan geçtikten sonra, tutamadığı günler kadar oruç tutsun. Ayrıca ramazan ayında, hasta veya yolcu olduğu için oruç tutamayanlar içerisinde varlıklı olanlar, özürleri bittikten ve ramazan ayı geçtikten sonra, hem tutamadıkları orucu tutmalı hem de fidye vermelidirler. Bu fidyenin miktarı, bir yoksulu doyuracak erzaktır. Kim gönülden gelerek daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlı olur. Elbette ki hastalık ve yolculuk şartlarına rağmen ramazan orucunu tutmanız sizler için en iyi olanıdır.</p>
<p>185: Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhidle şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz. Yolcu veya hasta olanlar, tutamadıkları oruçları başka bir zamanda tutabilirler. Böylece oruç tutamadığınız günleri daha sonradan tamamlamış, sizleri bu tevhide yönlendiren Allah’a şükretmiş, O’na olan kulluk görevinizin bir kısmını ifa etmiş olursunuz. Allah sizin için zorluk değil, kolaylık murat eder.</p>
<p>186: Ey elçimiz Muhammed! Allah nezdinde bazı varlıkları aracı kabul eden ve kendilerini Allah’a yakınlaştıracakları ümidi ile onlara dua eden müşriklere de ki: Allah’a ulaşmak için o varlıkların aracılığına ihtiyacınız yoktur. Zira Allah sizlere çok yakındır. Eğer benim peygamberliğime ve tevhide iman ederseniz, sizlere hak ettiğiniz mükâfatı verecektir. Bu nasihati dikkate alıp şirkten vaz geçerseniz, doğru yola ermiş olursunuz.</p>
<p>187: Ey müminler! Oruçlu olduğunuz günlerin gecelerinde eşlerinizle ilişkiye girebilirsiniz. Sizler eşlerinizle et ve tırnak gibisiniz. Birbirinizin en özel hallerini bilir, sırlarını muhafaza edersiniz. Allah, oruçlu olduğunuz ramazan ayında geceleri dahi eşlerinizden uzak durmanın sizin için oldukça zor ve sıkıntılı olduğunu bildiği için size bu ruhsatı vermiştir. Buna göre gece boyunca, yani tan yerinin aydınlığı gece karanlığından iyice ayrılıncaya kadar yiyip içebilir ve eşlerinizle yakınlaşabilirsiniz. Tan yeri ağardıktan sonra artık bu fiilleri kesmeli ve akşam vaktine kadar oruçlu kalmalısınız. Diğer taraftan, mescitlerde itikafa girdiğiniz dönemlerde eşlerinizle ilişkiye girmeyiniz. Bunlar Allah’ın bu hususla ilgili olarak sizlere bildirdiği hükümlerdir. Sakın bunları çiğnemeyiniz. Allah sizlere işte bu şekilde hükümlerini açıklamaktadır ki, O’nun rızasına uygun ameller yapabilesiniz.” (Elik ve Coşkun, Tevhit Mesajı, 2013:64-66).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanlar Kur’an’ı anlamış değil!</strong></p>
<blockquote><p>İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar.</p></blockquote>
<p>Elbette vahyi anlama çabasını bir aya hasretmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak, mübarek ramazan günlerinde, her zamankinden çok daha uzun ve çok daha derinlikli bir şekilde Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Üstad Cevdet Said’in ifadesiyle, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile günümüz Müslümanlarının tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Üstada göre, uzunca bir süredir yaşadığımız perişan vaziyet, Müslümanların Kur’an’ı hakkıyla anlamadığının en bariz göstergesidir:</p>
<p>“Maalesef, milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir! Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<em>Rabbü’l-âlemîn</em>” âyetini tam kavrayabilsek, bütün meseleyi çözeceğiz. Ama, maalesef daha Fâtiha Sûresi bile yeterince anlaşılamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em>: kâinat, insanlar ve âhirettir. Bütün Kur’an’ı okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konu etrafında odaklandığını görürüz. Ayağımızı sağlam basarsak, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış ve yaklaşım geliştirebilirsek, sorunlarımız bir bir çözülecek. Hak gelince batıl kendiliğinden yok olacak.</p>
<p>Mesela, Furkan Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>We câhidhum bihi cihaden kebîra</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak yoluyla yapılması gerektiği anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Bilakis cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p>
<p>İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Bunu yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz inanış ve davranışlar da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannederek yanlış işler yapıyorlar. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Yoksa düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak bazı örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vuracaklar&#8230;” (F.Güngör ve İ.Hasanoğlu, “Allâme Cevdet Said ile Kur’an’ın Sorun Çözme Yöntemi Üzerine”, Öze Dönüş dergisi, Kış 2015, sayı: 1, s.34-42).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı anlayarak okumak ibadettir</strong></p>
<p>Kur’an ayı ramazana hazırlık çabalarına mütevazı bir katkı olması niyazıyla kaleme aldığımız bu yazımızı, merhum Abdulcelil Candan hocanın konumuzla doğrudan alakalı bir makalesinden kısa bir iktibasla bitirelim:</p>
<p>“Kur’an’ı okumaktan gaye, onu düşünerek ve anlayarak okumaktır (Sâd, 38/28). Said b. Cübeyr Kur’an’ı anlamadan okuyanı kör insana benzetir. Bakara Sûresi’nin 121. âyetinde geçen “hakkıyla okumak”tan gaye; lisan, akıl ve kalp üçlüsünün uyumlu birliktelikle gerçekleştirdiği bir okumadır. Lisan güzel telaffuz eder, akıl anlamını bihakkın kavramaya çalışır, kalp ise bu mânâların hizmet ettiği maksatları idrak etmek için tefekkür eder. İmam Cafer es-Sadık da âyetin tefsiri bağlamında şu tespiti yapar: Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır. Yoksa, tefekkürsüz bir ezberleme ve harfler üzerinde zaman geçirme değildir.</p>
<p>Kur’an, kendisini anlamadan okuyanları sağır ve körlere benzetmiştir (Furkan, 25/73). Zerkeşi, “Kur’an okudukları halde Kur’an onları gırtlaklarını geçmez,” hadisinin, Kur’an’ı tecvidle okudukları halde manasını anlamayanlar hakkında olduğunu söyler. Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların içinde bulundukları hazin durumu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar. İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar. Kısacası, Kur’an’ı anlamadan okumak insana cüzi oranda sevap getirse bile, Kur’an’ın gönderiliş gayesini ve okuma emrinin maksadını gerçekleştirmez&#8230;” (A.Candan, “Ramazanda Kur’an Okumak”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.26-30).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
