<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>2:125 Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/2125/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/2125/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 May 2020 12:06:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>AKLI VAHİYLE BULUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akli-vahiyle-bulusturabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akli-vahiyle-bulusturabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jun 2016 09:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[1:4]]></category>
		<category><![CDATA[18:27]]></category>
		<category><![CDATA[2:125]]></category>
		<category><![CDATA[2:136]]></category>
		<category><![CDATA[2:285]]></category>
		<category><![CDATA[2:4]]></category>
		<category><![CDATA[2:53]]></category>
		<category><![CDATA[2:75]]></category>
		<category><![CDATA[2:79]]></category>
		<category><![CDATA[2:87]]></category>
		<category><![CDATA[3:3]]></category>
		<category><![CDATA[4:136]]></category>
		<category><![CDATA[4:163]]></category>
		<category><![CDATA[40:53]]></category>
		<category><![CDATA[45:20]]></category>
		<category><![CDATA[5:41]]></category>
		<category><![CDATA[5:46]]></category>
		<category><![CDATA[5:48]]></category>
		<category><![CDATA[53:36-37]]></category>
		<category><![CDATA[6:115]]></category>
		<category><![CDATA[6:154]]></category>
		<category><![CDATA[6:89]]></category>
		<category><![CDATA[6:91]]></category>
		<category><![CDATA[7:144]]></category>
		<category><![CDATA[9:6]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[hadis]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[Tevrat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=334</guid>

					<description><![CDATA[Sadece Kur’an-ı Kerim’in değil önceki vahiylerin büyük çoğunluğunun da inzal edilmeye başlandığı mübarek ramazan ayı; akıl ile vahyi buluşturma çabalarımızı yoğunlaştırmak için bereketli bir zemin oluşturmaktadır. Aklımızı vahiyle buluşturma çabalarımıza katkı sadedinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yedi cilt halinde neşretmiş olduğu “Hadislerle İslam” isimli kıymetli eserin “Kitaplara İman” başlığı altında yer alan bilgileri uygun ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Kur’an-ı Kerim’in değil önceki vahiylerin büyük çoğunluğunun da inzal edilmeye başlandığı mübarek ramazan ayı; akıl ile vahyi buluşturma çabalarımızı yoğunlaştırmak için bereketli bir zemin oluşturmaktadır. Aklımızı vahiyle buluşturma çabalarımıza katkı sadedinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yedi cilt halinde neşretmiş olduğu “<strong>Hadislerle İslam</strong>” isimli kıymetli eserin “Kitaplara İman” başlığı altında yer alan bilgileri uygun ara başlıklar ilave ederek özetle paylaşmak istiyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sözlerin En Güzelinin “En Güzel”in Sözü Olduğuna İnanmak</strong></p>
<blockquote><p>“Rabbinin kelimesi (<strong>Kur’an</strong>) doğruluk ve adalet bakımından <strong>tamdır</strong>. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur.” (En’âm, 6/115).</p></blockquote>
<p>“Allah Teâlâ, insana birçok lütufta bulunmuştur. Bu lütufların en önemlilerinden biri de insanlığa rehberlik edecek, onlara doğru yolu gösterecek, hak ile bâtılı ayırt etmelerine imkân verecek olan ilâhî kitaplardır. Allah Teâlâ, ilâhî kitapların kendi kelâmı olduğunu beyan etmiştir (A’râf, 7/144). Tevrat (Bakara, 2/75) ve Kur’an (Tevbe, 9/6) “<strong>Kelâmullah</strong>” olarak nitelenmiştir. Yüce Yaratıcı peygamberleri ile konuşmuş (Bakara, 2/253; A’râf, 7/143) ve insanlarla hangi şekillerde konuşacağını da beyan etmiştir (Şûrâ, 42/51).</p>
<p>Kur’an’da Allah’ın kelâm sıfatı ve ilâhî kitapların O’nun kelâmı olduğunu ifade etmek için “<strong>kelime</strong>” (söz) tabiri kullanılmıştır:</p>
<p>“Rabbinin kelimesi <strong>(Kur’an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır</strong>. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (En’âm, 6/115).</p>
<p>“Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. <strong>O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın</strong>.” (Kehf, 18/27).</p>
<p>Allah’ın kitapları, O’nun sözlerinin harflere, satırlara dökülmüş şeklidir. Bundan dolayı <strong>O’nun kitapları sözlerin en üstünlerini içermektedir</strong>. Bu gerçeği ifade etmek için Allah Resûlü, “Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Benim kitabımı okumak ve beni zikretmekten dolayı kim benden bir şey isteyecek durumda olmazsa, ben o kimseye isteyenlere verdiğimden daha üstününü veririm. Allah’ın sözlerinin diğer sözlere üstünlüğü, Allah’ın, yarattıklarına üstünlüğü gibidir.’“ buyurmuştur (T2926 Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 25).</p>
<p><strong>Kitaplara iman</strong>, sözün en güzeli olan Allah kelâmının (B6098 Buhârî, Edeb, 70) doğruluğuna, gerçekliğine ve O’na ait olduğuna iman etmek demektir. Çünkü “Allah katında, Kendi sözünden daha yüce hiçbir söz yoktur. Kullar da Allah’a, Kendi sözünden daha sevimli hiçbir sözle karşılık vermemişlerdir.” (DM3376 Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 5).</p>
<p>En yüce sözün sahibi ve kullarına karşı çok merhametli olan Allah Teâlâ, insanı dünya hayatında başıboş ve yalnız bırakmamış, lütuf ve kereminin ifadesi olarak ona <strong>elçiler göndermiş</strong>, <strong>ilâhî kitaplar</strong> indirerek yol göstermiştir.” (Hadislerle İslam, s.543).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dâreyn Saadeti İçin Vahye Mutabık Bir Hayat İnşa Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Allah’ın sözünün diğer sözlere üstünlüğü, Allah’ın, yarattıklarına olan üstünlüğü gibidir.” (Tirmizî).</p></blockquote>
<p>“İnsan, akıl ve irade sahibi bir varlık olarak yaratılmış olmakla birlikte, sonsuz rahmet sahibi Yaratan, peygamberleri aracılığıyla insanlara öğüt almaları için, bir hidâyet rehberi ve yollarını aydınlatan bir nur olarak kitaplar göndermiştir (Câsiye, 45/20).</p>
<p>Allah Teâlâ, insanın hayat serüveninde Rabbini tanıyıp O’na kulluk etmesi; inanç ve ibadetle ilgili konuları, ahlaki yükümlülükleri, geçmiş ümmetlerin yaşadıkları tecrübeleri, ahiret hayatının mahiyetini ve daha nice konuları içeren kitaplarla her iki dünyada mutluluğa ulaşmaları için insanlara yardım etmiştir. Bu maksatla ilk peygamberden itibaren sahifeler ya da kitaplar, insanlık tarihinin farklı dönemlerinde insanlara yazılı şekilde ulaştırılmıştır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de bazı peygamberlere yazılı belge anlamında “kitaplar”, bazılarına daha küçük hacimli olan “suhuf” (sayfalar) verildiği ifade edilmektedir. Kitap olarak, peygamberlerden Hz. Musa’ya Tevrat (Bakara, 2/53, 87), Hz. Dâvûd’a Zebur (Nisa, 4/163), Hz. İsa’ya İncil (Mâide, 5/46) ve Hz. Muhammed’e Kur’an (Mâide, 5/46) verilmiştir. Ayrıca, “Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir.” (En’âm, 6/89) âyetiyle bunların dışındaki peygamberlere de kitap verilmiş olabileceğine işaret edilmektedir.</p>
<p>Ayrıca Kur’an’da bazı peygamberlere sayfalar anlamına gelen “suhuf” gönderildiği bildirilmekte, bu ifadeyle “kitapçık” veya “küçük risale” mahiyetindeki ilâhî bildirilerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan sayfalar halinde yazılarak kaydedildiği için Kur’an’a da “suhuf” denilmektedir (Abese, 80/13; Beyyine, 98/2). Buradan hareketle Kur’an, “iki kapak arasına alınmış sayfalar” anlamında “<strong>Mushaf</strong>” diye de isimlendirilmektedir. Ayrıca Kur’an’da Hz. Musa ve Hz. İbrahim’e de “suhuf” verildiğinden bahsedilmektedir (Necm, 53/36-37).</p>
<blockquote><p>“Allah katında, Kendi sözünden daha yüce hiçbir söz Kullar da Allah’a, Kendi sözünden daha sevimli hiçbir sözle karşılık vermemişlerdir.” (Dârimî).</p></blockquote>
<p>Yüce Yaratıcı’nın gönderdiği peygamberler gibi kitaplar da bir öncekini tasdik etmiş, böylece <strong>ilâhî kaynağın bir olduğu</strong>nu ortaya koymuşlardır. Bu çerçevede son semavi kitap olan Kur’an da kendinden önceki kitapları tasdik etmiş ve şöyle buyurmuştur:</p>
<p>‘‘Allah, sana Kitabı (Kur’an) <strong>hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı</strong> olarak indirdi.” (Âl-i İmrân, 3/3). Aynı şekilde İncil de kendisinden önce indirilen Tevrat’ı tasdik etmiştir. Bu husus Kur’an’da şu şekilde ifade edilmektedir:</p>
<p>“Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa’yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içerisinde hidâyet ve nur bulunan, öncesindeki Tevrat’ı doğrulayan Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.” (Mâide, 5/46).” (Hadislerle İslam, s.544).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın Kitaplarını ve Elçilerini Yarıştırmamak</strong></p>
<blockquote><p>“Size öyle bir şey bırakıyorum ki ona sarıldıktan sonra asla sapıtmazsınız. O, Allah’ın Kitabı’dır.” (Müslim).</p></blockquote>
<p>“Her biri kendisinden öncekini tasdik eden ve son halkası Kur’an olan ilâhî kitaplara, hepsinin doğru, gerçek olduğuna ve hepsinin hidâyet vesilesi olarak insanlığa sunulduğuna inanmak; iman etmenin, mümin olmanın gereklerinden biridir:</p>
<p>“Deyin ki biz, Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilene ve diğer bütün peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara iman ettik. Onlardan <strong>hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz</strong> ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara, 2/136).</p>
<p>“Ey iman edenler, Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş olduğu kitaba iman edin.” (Nisa, 4/136).</p>
<p>“Müminler sana indirilene ve senden önce indirilene (kitaplara) inanırlar, ahirete de kesinlikle iman ederler.” (Bakara, 2/4, 285).</p>
<p>“Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkâr ederse o derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa, 4/136).</p>
<p>Adı ne olursa olsun bütün ilâhî kitaplar Allah kelâmıdır. Kaynakları ve taşıdıkları mesaj açısından aralarında bir fark yoktur. Hepsi haktır ve gerçeği bildirir. Hepsi melekler aracılığı ile indirilir. Hepsi Allah’ın birliğini, yalnız O’na kulluk edilmesi gerektiğini ifade eder. Bu husus Kur’an’da şu şekilde açıklanır:</p>
<p>“Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona, ‘Benden başka ilah yoktur, bana kulluk edin.’ diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya, 21/25).</p>
<p>Ancak ilâhî kitapların, indirildikleri topluma göre farklı dilleri (İbrahim, 14/4) ve ilk muhataplarının zamanı ve toplumsal şartları gereği bazı özel kuralları ve yöntemleri olabilmektedir (Mâide, 5/48).” (Hadislerle İslam, s.545).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın Kitabını Tahrif Etmenin Vahametini İdrak Edebilmek</strong></p>
<p>“Kur’an ve hadislerde bahsi geçen sahifeler günümüze ulaşmamış; Tevrat, Zebur ve İncil ise orijinal hallerini koruyamamıştır. Kur’an dışındaki mevcut semavi kitapların ilk hali sonraki nesillere intikal ettirilememiştir. Kur’an bu durumu şu şekilde açıklamaktadır:</p>
<p>“Vay o kimselere ki elleriyle kitabı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, ‘Bu, Allah’ın katındandır.’ derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından dolayı onların haline!” (Bakara, 2/79).</p>
<p>Allah’ın, nimetini tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidâyete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Hz. Musa’ya indirdiği vahiy (kitap) (En’âm, 6/154), çeşitli şekillerde müdahaleye maruz kalmıştır (Bakara, 2/75). İnsanlar, Allah’ın kitaplarının kadrini gereği gibi takdir etmemiş, Allah’ın kelâmı olduğunu bildikleri halde onu gizleyip inkâr ederek (En’âm, 6/91) istedikleri gibi yorumlayıp kelimelerin yerlerini değiştirmişlerdir (Mâide, 5/41). Özellikle bazı Yahudi ve Hıristiyan din adamları kutsal kitaplarında ekleme ve çıkarmalarda bulunarak öznel yorumlar yapmak suretiyle kitapların özgün yapısını değiştirmişlerdir. Kur’an’da ve bazı hadis metinlerinde bu kimselerin Allah’ın sözünü işitip anladıktan sonra, bile bile bozarak çıkarları uğruna az bir pahaya sattıklarına vurgu yapılmaktadır… (DM674 Dârimî, Mukaddime, 57). Bunun karşılığında onları ahirette şiddetli bir azabın beklediği belirtilmektedir (Mâide, 5/41).</p>
<p>İlâhî kitaplarda gerçekleştirilen söz konusu değişiklikler, bazen lafız ve manada, bazen de yanlış tefsirlerle sadece manada yapılmıştır. Dolayısıyla Tevrat ve İncil metinlerinin hem kendi içlerinde hem de Kur’an’la karşılaştırıldığında ortaya çıkan çelişkiler, söz konusu tahriften kaynaklanmaktadır. Kitabın tahrif edilmesi aslında peygamberin mesajının bozulmasıdır. <u>Peygamberin mirası olan kitaba ihanet, peygambere ve dolayısıyla Allah’a ihanettir.</u> Hz. Peygamber, Yahudi ve Hıristiyanların Tevrat ve İncil’i okumalarına rağmen hükümleriyle amel etmedikleri için dini bilginin aslını kaybettiklerini ifade etmiştir (İM4048 İbn Mâce. Fiten, 26).” (Hadislerle İslam, s.546).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah Resûlü’nün En Büyük Mirasına Sahip Çıkabilmek</strong></p>
<p>“Kur’an-ı Kerim’de ve Hz. Peygamber’in mesajlarında özellikle vurgulanan, “Bütün ilâhî kitaplara iman etme” emri, hiç şüphesiz o kitapların tahrif edilmemiş yani Allah’tan geldiği şekliyle muhafaza edilmiş halleri için söz konusudur. Müminler bu kitapların asıllarının Allah kelâmı olduğunu kabul etmekle yükümlü olduğu kadar, Kur’an dışındaki mevcut ilâhî kitapların tahrif edilmiş olduğuna da inanmakla sorumludur. Bu nedenle Tevrat ya da İncil’den gelen bir bilgiyle karşılaşan mümin, bu bilginin doğru veya yanlış olduğunu söylemeden önce Kur’an’a başvurmak zorundadır. Kur’an’ın verdiği bilgilerle tenakuz halinde olmaması, Kur’an’ın genel ilke ve prensipleriyle çelişmemesi böyle bir bilginin doğru olabileceğine işarettir. Kur’an’ın değer yargılarıyla ve evrensel mesajıyla çelişen bilginin, Allah’tan gelen bir bilgi olarak değerlendirilmesi söz konusu olamaz.</p>
<p>Görüldüğü üzere, önceki dinlerin mensupları, kitaplarını çıkarları doğrultusunda değiştirmişlerdi. Bunun neticesinde Allah’ın insanlığa gönderdiği ilâhî rehberler olan kutsal kitaplar unutulmaya yüz tutmuş, insanlık cahiliye karanlığında bocalamaya başlamıştı. Böyle bir zamanda Allah Teâlâ, kulu ve elçisi Muhammed’e (sav) son kitabı Kur’an-ı Kerim’i indirmiş, yüce vahyi ile kullarını yeniden lütuflandırmıştır. Artık tek rehber, hidâyetin kaynağı, dünya ve ahiret mutluluğunun anahtarı Kur’an’dır. Hz. Peygamber’den ve Kur’an’dan haberi olan bütün insanların Allah’ın gönderdiği son Peygamber’e ve son Kitab’a iman etmesi zorunludur. Hz. Peygamber bu hususu şu şekilde ifade etmektedir:</p>
<p>“Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu ümmetten bir Yahudi veya Hıristiyan beni işitir, sonra da benim kendisiyle gönderildiği (vahy)e iman etmeden ölürse mutlaka ateş ehlinden olur.” (M386 Müslim, İman, 240).</p>
<p>İlâhî kitaplar aynı zamanda müminlere; korumaları, üstüne titremeleri, her şeyden önemlisi buyruklarıyla amel etmeleri için bırakılmış birer yüce mirastır. “Andolsun, biz Musa’ya hidâyet verdik, İsrâiloğulları’na da kitabı (Tevrat) miras bıraktık.” (Mu’min, 40/53) âyetinden bu hususa dair işaretler çıkarılabilmektedir.</p>
<p>Peygamber Efendimizin de ümmetine bıraktığı en büyük miras, Allah’ın Kitabı Kur’an’dır. Bu bağlamda Allah Resûlü (sav) Veda Haccı sırasında ümmetine şu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>“Size öyle bir şey bırakıyorum ki ona sarıldıktan sonra asla sapıtmazsınız. O, <strong>Allah’ın Kitabı</strong>’dır.” (M2950 Müslim, Hac, 147).” (Hadislerle İslam, s.547).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.1, s.539-547.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akli-vahiyle-bulusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘LEYLE-İ KADR’İN KADRİNİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 19:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15:99]]></category>
		<category><![CDATA[17:52]]></category>
		<category><![CDATA[2:125]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[20:102-104]]></category>
		<category><![CDATA[23:112-113]]></category>
		<category><![CDATA[3:138]]></category>
		<category><![CDATA[30:55]]></category>
		<category><![CDATA[44:1-6]]></category>
		<category><![CDATA[44:3]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâil]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[i'tikâf]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kamerî takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[leyle-i kadr]]></category>
		<category><![CDATA[M. Sait Özervarlı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır. Kamerî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Kamerî takvimin dokuzuncu ayı ramazanı diğer on bir aydan farklı kılan, bu ayda oruç tutarak bedenimizi aç bırakmamız değil, bilakis kendimizi tutarak, bir yıllık dağınıklığımızı toparlayarak, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek, vahiyle inşa olma ve vahye mutabık bir hayat inşa etme görevimizi daha bir şevkle yerine getirmeye yeniden azmetmemizdir. Bu sebeple son yıllarda ramazanın oruç ayı olmaktan öte ‘Kur’an ayı’ olması vasfıyla anılır olması sevindirici bir gelişmedir.</p>
<p>Abdülaziz Bayındır, sadece ümmet-i Muhammed’e değil, önceki ümmetlere de farz kılınmış olan orucun eski semavi dinlerde de dokuzuncu ayda tutulmasının hikmetini, önceki vahiylerin de dokuzuncu ayda yine bir kadir gecesinde nazil olmaya başlamasıyla izah eder.</p>
<p><strong>Leyle-i Mübâreke: Leyletu’l-Kadr</strong></p>
<blockquote><p>Ramazan ayını farklı kılan, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek vahye mutabık bir hayat inşa etme azmimizi bilememizdir.</p></blockquote>
<p>Cehalet karanlıklarını nuruyla aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini; “bütün insanlığa iletilmiş tarifsiz bir bildiri ve sorumluluk bilincini kuşananlar için de bir rehber ve öğüt” (3/138) olarak tanımlar. Vahyin inmeye başladığı ilk geceyle ilgili olarak önce Duhân Sûresi’nin ilk âyetlerine, ardından Kadir Sûresi’ne kulak verelim:</p>
<p>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</p>
<ol>
<li>Hâ-Mîm! 2. Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!<br />
3. Evet, onu <u>mübarek bir gecede</u> Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik. 4. O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır, 5. tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet (rasulleri) gönderen de Bizdik, 6. Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur&#8230;” (Duhân, 44/1-6).</li>
</ol>
<p><strong>Kadir Sûresi; cüz 30, sûre 97 </strong></p>
<p>Son Nebi&#8217;ye Son Vahy&#8217;in ilk ayetlerinin geldiği bereketli gecede parlayan nur, yeryüzünde kıyametin kopuşuna kadar yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir. “İnnâ Enzelnâ Sûresi” olarak da anılan “Kadr Sûresi”nin -üslup benzerliği ve konu bütünlüğü dikkate alındığında- Medine’de değil, Mekke’de Alak Sûresi’nin hemen ardından ya da Leyl Sûresi’nden sonra ve Fecr Sûresi’nden önce 12. sırada indiği kabul edilebilir. Bereket timsali sûrenin meâlini ve tefsirini Mustafa İslâmoğlu&#8217;nun çalışmasından okuyalım:</p>
<p><strong>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</strong></p>
<ol>
<li>Elbet onu kadir-kıymet gecesinde<sup>(1)</sup> Biz indirmeye (başlamışızdır).</li>
<li>Bilir misin o kadir-kıymet gecesinin mahiyeti nedir?<sup>(2)</sup></li>
<li>O kadir-kıymet gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.<sup>(3)</sup></li>
<li>Melekler, vahiyle beraber<sup>(4)</sup> o gece inerler de inerler,<sup>(5)</sup> Rablerinin izniyle, hayatın her alanına dair<br />
5. tarifsiz bir mutluluğun (formüllerini getirirler); bu durum,<strong> tanyeri ağarıncaya kadar sürer.”</strong><sup>(6)</sup></li>
</ol>
<p>(1) Veya: “Kıymeti belli bir gecede”. Yani: “Kıymetine yeter olmayan, bir ömre bedel, bereketli ve şerefli bir gecede” (Krş: 44:3). Burada isim tamlamasından dolayı belirli gelen gece Duhân 3’te sıfat tamlaması olarak belirsiz gelmiştir (<em>fî leyletin mubâraketin</em>). Zira orada bereketi belirsizdi, burada ise o bereketin “kadarı/mikdarı/kadri” belirlenmiştir: “Bin aydan hayırlı.”</p>
<blockquote><p>Cehalet karanlıklarını aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini “bütün insanlığa iletilmiş bir bildiri, rehber ve öğüt” olarak tanımlar.</p></blockquote>
<p>Kadr, bir şeyin miktarını, değerini ve sonucunu belirtir. Burada kelimenin “miktarla” değil “değerle” ilgili olduğu 3. âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yine Kadr’in anlamının <u>değere ilişkin</u> olduğunu, bu gecenin ramazan ayında olduğunu söyleyen Bakara 185’in sonundaki “hakkı bâtıldan ayıran bir ölçme ve değerlendirme yeteneği” anlamına gelen furkân da teyit eder.</p>
<p>Leyl, içinden aydınlatılabilecek geçici karanlık için kullanılır. Zulumâtın türetildiği zalâm ise içinden aydınlatılamayan, aydınlanmak için terk edilmesi gereken karanlıktır. Birçok yerde gelen “Karanlıklardan aydınlığa” kalıbı, “gece” gibi içinden aydınlatılacak karanlığı değil, ancak terk edince kurtulunacak karanlığı ifade eder.</p>
<p>(2) Bakara 185, Kur’an’ın indiği gecenin ayın bütününde aranmasını îmâ eder. Bu gecenin haftanın günlerinden pazartesine denk geldiğini, Allah Rasulü’nün, pazartesi günleri neden nafile oruç tuttuğuyla ilgili bir soruya verdiği cevaptan öğreniyoruz. Zaten Rasulullah’ın hayatının dönüm noktası olan o gecenin hangi güne denk geldiğini bilmemesi düşünülemezdi.</p>
<p>(3) Yani: O ömre bedel bir gecedir. Zımnen: Ey muhatap! Kur’an, indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır. Şu halde aynı Kur’an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, ilk muhatabını “âlemlere rahmet”, indiği şehri “kentlerin anası”, indiği toplumu “insanlık anası” (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur’an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür, bir gece kadar bereketsizdir. (Krş: 17:52; 20:102-104; 23:112-113; 30:55).</p>
<p>(4) Rûh, Nahl 2, Mü’min 15 ve Şûrâ 52’de tartışmasız vahiy mânasına kullanılmıştır. Bu sûrenin ana konusu da vahiydir. Dolayısıyla burada teşrifatçı melekler eşliğinde indirilen, akleden kalbin hayat soluğu olan vahiy olmalıdır. Zira, bilinçsiz bilgi ruhsuz cesettir. Vahiy ise bilgiyi bilince dönüştürür.</p>
<p>(5) Zımnen: Lafzı bir kez, mânası sonsuz kez inen vahiyle inşâ olmak isteyen her mü’mine, melekler, hidayet ve furkan olan vahyin diriltici soluğunu kıyamete kadar indirmeye devam ederler. Vahyin her çağda geçerli olan dönüştürücü gücünün arkasındaki mucize budur.</p>
<p>(6) Veya fecrin mastar anlamıyla: “(Hakikatin) fışkırdığı kaynağa dönünceye kadar sürer.” İki anlama da gelebilir:</p>
<ol>
<li>İnsanlığın içinde debelendiği cahiliye gecesi Kur’an’ın ışığıyla son buluncaya kadar. İbrahim Sûresi’nin ilk âyetinde ifadesini bulan hakikat budur.</li>
<li>Gaybî hakikatleri örttüğü için bir geceye benzeyen bu dünya hayatı son bulup, gaybî hakikatlerin “yakîn” olduğu âhiret şafağı atıncaya kadar (Krş: Hattâ ye’tiyeke’l-yakîn: 15:99).” (İslâmoğlu, 2013:II/1281-1284).</li>
</ol>
<p><strong>Kur’an’ın vahyedilmeye başlanmasıyla müşerref olan gece!</strong></p>
<blockquote><p>Son elçiye ilk vahyin geldiği bereketli gecede parlayan nur, kıyamete kadar yeryüzünde yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir.</p></blockquote>
<p>Tevhit Mesajı’nda Sûre-i Kadr’in özlü tefsiri şöyle yapılmıştır:</p>
<p>“1-3. Ey elçimiz Muhammed’e iman etmeyen ve kendi soyları içerisinden önemli kişilerin yaptıkları ile övünen, müminlere “İsrailoğulları içerisinde Allah yolunda bin ay cihat etmiş kimseler bulunmaktadır” gibi sözler söyleyen Medine yahudileri! Şunu iyi bilin ki elçimiz Muhammed’e vahyettiğimiz bu Kur’an, öylesine büyük bir ilahi nimettir ki, onun vahyedilmeye  başlandığı gecenin dahi değerini kavramaya sizin aklınız ermez, çünkü onun vahyedilmeye başlandığı Kadir gecesi sizin bahsettiğiniz bin aydan daha hayırlıdır.</p>
<p>4-5. O gece vahiy meleği Cebrâil, Allah’tan bir lütuf ve rahmet olmak üzere, diğer meleklerle birlikte ilk defa elçimiz Muhammed’e vahiy getirmiş ve ondan sonra da, tevhit dininin hükümlerini açıklamak üzere vahiy getirmeye devam etmiştir. O gece Allah, elçisi Muhammed’i tam bir itminana kavuşturmuş ve ona, insanları tevhide çağırma, esenliğe ve kurtuluşa davet etme vazifesini tevdi etmiştir.”</p>
<p>Burada âdeta Kur’an’a iman etmeyen yahudilere şöyle denilmektedir: “Sizler, vahyedildiği geceyi dahi bin aydan daha hayırlı yapan şu Kur’an’a iman etmedikçe, geçmişte bin ay ibadet etmiş atalarınızın bulunmasıyla kurtuluşa eremezsiniz.” Bununla beraber sûrenin lafzan Hz. Peygamber’e ve müminlere hitap ettiği de ortadadır. Bize göre burada yahudiler üzerinden müminlere mesaj verilmektedir. <em>Doğrusunu Allah bilir</em>.” (Elik, 2013:1365).</p>
<p><strong>Hz. İbrahim’den beri gelen nebevî sünnet: İ</strong>‘<strong>tikâf</strong></p>
<blockquote><p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir.</p></blockquote>
<p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir. Böylece, bin aydan hayırlı oluşunu bir ömre bedel olarak anlayabileceğimiz Kadir Gecesi’nde ihya olmanın bir yolu da İbrahimî dinlerin ortak sünneti olan i‘tikâftır. Nitekim, “Ramazanın son on gününe girildiğinde Allah Rasulü dünyevi işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı. Bir hadiste Rasulullah’ın Kadir gecesinde, “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği belirtilir.</p>
<p>Sözlükte “hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki <em>akf</em> kökünden türeyen i‘tikâf, bu mânaları yanında kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye <em>mu‘tekif</em> veya <em>âkif</em> denir.</p>
<p>İ‘tikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnet ile sabittir. “Mescidlerde i‘tikâfta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” (Bakara 2/187) meâlindeki âyetle Hz. Âişe’nin, “Rasulullah ramazanın son on gününde i‘tikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları i‘tikâfa girmiştir” (Buhârî, “İ‘tikâf”, 1) şeklindeki rivayeti bunun delillerini teşkil eder.</p>
<p>Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve tâatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşrû bile olsa her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin mânen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nâfile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir mânevî ufuk ve imkân sunmaktadır.</p>
<p>İ‘tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde muhtelif şekillerde gerçekleştirilen köklü bir gelenektir; İslâmî öğreti içinde de Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil zamanından beri devam edegelen bir sünnet olarak bilinir. Nitekim, “İbrâhim ve İsmâil’e: Evimi onu ziyaret edenler, ibadet için orada kalanlar (<em>âkifîn</em>), rükû ve secde edenler için tertemiz tutun diye ahid -emir- verdik” (Bakara 2/125) meâlindeki âyet bir yönüyle buna işaret etmektedir&#8230;” (Şener, 2001:23/457).</p>
<p>Rabbim bizleri mümin sorumluluğunu kuşanan ve her iki cihanda mesut olan bahtiyar kulları arasına girmeye muvaffak eylesin. Günümüz ramazan, gecemiz kadir olsun.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.II, s.1281-1284.</li>
<li>Elik, Hasan ve Coşkun, Muhammed; Tevhit Mesajı: Özlü Kur’an Tefsiri, Fikir Yayınları, İstanbul 2013, s.1365.</li>
<li>Özervarlı, M. Sait; “Kadir Gecesi” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24/124-125.</li>
<li>Şener, Mehmet; “İ‘tikâf” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 23/457-459.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
