<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çağının Şahidi Olmak Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Nov 2024 18:45:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>15 TEMMUZ: DESTANI ANMAK, İHANETİ ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-destani-anmak-ihaneti-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-destani-anmak-ihaneti-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jul 2019 20:39:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 TEMMUZ HADİSESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ASKERÎ DARBE GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[BURKİNO FASO DİYANET İŞLERİ BAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[DESTANI ANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYEVİLEŞMEK]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[İHANETİ ANLAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[ILIMLI İSLAM]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİKTE YARDIMLAŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[KÖTÜLÜKTE YARDIMLAŞMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. SUAT CEBECİ]]></category>
		<category><![CDATA[RÜYA İLE AMEL ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[SAMUEL HUNTINGTON]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE’Yİ İŞGAL VE TAKSİM GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA HALK EĞİTİM MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[YALOVA MÜFTÜLÜĞÜ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=920</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’yi işgal ve taksim girişiminin millî iradenin topyekûn direnişiyle püskürtüldüğü 15 Temmuz günü “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” olarak ilan edilmiş olup bu hadisenin 3. yıldönümünde tüm il ve ilçelerde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Yalova’da bizzat iştirak ettiğim bu etkinliklerden ikisini birer yazıyla sizlere daha önce aktarmıştım. Bu haftaki yazımda Yalova Müftülüğünce 16 Temmuz Salı günü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’yi işgal ve taksim girişiminin millî iradenin topyekûn direnişiyle püskürtüldüğü 15 Temmuz günü “Demokrasi ve Millî Birlik Günü” olarak ilan edilmiş olup bu hadisenin 3. yıldönümünde tüm il ve ilçelerde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Yalova’da bizzat iştirak ettiğim bu etkinliklerden ikisini birer yazıyla sizlere daha önce aktarmıştım. Bu haftaki yazımda Yalova Müftülüğünce 16 Temmuz Salı günü saat 18:00’de Halk Eğitim Merkezi’nde düzenlenen konferansı özetleyeceğim.</p>
<p>“<strong>15 Temmuz: Destanı Anmak, İhaneti Anlamak</strong>” başlıklı konferansında Yalova Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Suat Cebeci, 15 Temmuz hadisesini ve FETÖ’yü farklı boyutlarıyla anlattı:</p>
<p><strong>Büyük Oyunu Görebilmek</strong></p>
<p>“20. yüzyıla kadar imparatorluklar çatıştı, güçlü olan kazandı. 20. Yüzyılda ideolojiler çatıştı. Önce sıcak savaş başladı, ardından yarım yüzyıl soğuk savaş halinde devam etti.</p>
<p>1993 yılında yayımladığı bir makalesinde Samuel Huntington (1927-2008) medeniyetler çatışmasından bahsetti. Daha sonra kitap halinde yayımlayınca ne demek istediği daha net anlaşıldı: İmparatorluklar ve ideolojiler savaşı bitti. Artık medeniyetler savaşı başladı. Kastettiği ise Batı ile İslam medeniyetinin çatışmasıydı. Huntington Türkiye’ye özel yer ayırdığı kitabında, Amerikan dış diplomasisine rehberlik edecek şu vurguyu yapıyordu: Türkiye’nin Batı’da yeri yoktur. İslam medeniyetini inşa eden, padişahlarının adına hutbe okunan Türkiye’nin yeri İslam âlemidir. Tavrınızı, politikanızı ona göre belirleyin. Türkiye’nin NATO’da yeri yoktur…</p>
<p>Bu tespitler bir teorisyenin sözlerinden çok bir ülkenin diplomatik önsezilerini ve gelecek perspektifini yansıtıyordu. Nitekim “ılımlı İslam” oluşturma amacını taşıyan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) geliştirildi. Hayat ve güç veren İslamiyet’in yerine kültür unsuruna dönüşmüş bir din haline getirilen bir İslam ikame edilecekti! Tabii ki Amerika böyle dedi diye Müslümanlar bunu kabul etmezdi. Bunu söyleyecek bir otoriteye, bir lidere ihtiyaç vardı. Amerika o lideri Erzurum’da buldu, yetiştirdi ve Amerika’ya taşıdı!”</p>
<p><strong>Hadiselerden Gereken Dersleri Çıkarabilmek </strong></p>
<p>“Akif diyor ya; “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar / Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”</p>
<p>Sene 1903, Magosa’da vaizlik yapan, itibarlı insanlarla düşüp kalkmaya düşkün, egosu güçlü bir adam var; Derviş Vahdeti… Din gösterişi asla kabul etmez. “Namazlarından dolayı gösteriş yapanlara veyl olsun, yuh olsun.” der Kur’an.</p>
<p>İnsan psikolojisi üzerinde çalışanlar şu tespiti yapar: Kutsala ihanet edenin ihanet etmeyeceği hiçbir şey yoktur. Derviş Vahdeti’yi İstanbul’a taşıyıp aylık dergi çıkarttırıyorlar; Volkan.</p>
<p>Gösterişe düşkün olanlar vaazda salya sümük ağlarlar. 70’li yılların başında İzmir’de vaaz ederken o da ağlardı, niye ağladığını bir türlü anlayamazdık.</p>
<p>Vahdeti’yi birileri finanse ediyor ve büyütüyor. “Şeriat elden gidiyor” diye İstanbul’da büyük bir taraftar kitlesi topluyor. Eşref Edip, Mehmet Akif… gibi buna kananlar da oldu, ama kısa zamanda vaziyeti anlayıp geri çekildiler. Bizim ilahiyat hocaları inatla hâlâ bunun peşinden gitmeye devam ediyorlar. Halbuki başkaları bizi hesaba çekmeden önce kendi kendimizi hesaba çekmeliyiz.</p>
<p>Daha sonra Vahdeti devlete sızıyor, Selanik’teki 4. Kolordu’nun İstanbul’a gelerek Abdülhamid’i devirmesini sağlıyor. Filim aynı, final farklı. Bizim liderimiz çekilmedi.</p>
<p>Erzurum’da Kur’an Kursu’nda bir hocasını Atatürk’e hakaret iddiasıyla şikâyet etmişti o şahıs. O hoca niye böyle bir şey yapsın? Ama oradan vurunca düşürecek ya…</p>
<p>Kapitalizm ve sosyalizm çatışmasında maşa olan birçok genç oldu. Bu adamı da Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’nin başına getirdiler. Din adamı olma şansı yokken dönemin merhum DİB yardımcısı da kullanılarak İzmir’e vaiz olarak atanıyor. O dönemlerde BOP gündeme geldi. Bunun için hitabeti, rol yapma ve kandırma kabiliyeti güçlü bu adamı keşfettiler ve büyüttüler. Bu ülkede din konuşan çok insan hapse atıldı ama bu adam hiç takibata uğramadı.</p>
<p>1996’da Amerika’ya gitti, bir daha çıkamadı. Kullanışlı bir figür olarak orada esir tutuluyor.</p>
<p>BOP’ta çatlak çıktı. Türkiye AB’nin üyesi olamayacaktı belki ama İslam dünyasının lideri olma potansiyeli var. Kalabalık bir nüfus, güçlü bir geçmiş, büyük bir birikim, değer üreten ve değerleri uğruna gözünü kırpmadan tankın önüne yatan bir toplum, bunlara dikkat edelim, ne yapacakları belli olmaz diye izlediler.</p>
<p>Türkiye’de kontrol altında tutulan bir kesim, bakıyorsunuz Türkiye’nin sempatisini kazanmış, yarısının oyunu almış ve iktidara gelip ‘kendi özgür siyasetimi, ekonomimi, istihbaratımı oluşturacağım, kazan-kazan prensibini uygulayacağım’ dedi.</p>
<p>Güneydoğu’da Amerika ile bir istihbarat paylaşımı sözleşmesi yaptık. Bize yanlış istihbarat veriyor, dağı taşı bombalatıyordu, asıl istihbaratı da PKK’ya veriyordu. Türkiye bu anlaşmayı lağvetti. Ondan sonra ip koptu. Taksim’de birkaç ağaç taşınacak bahanesiyle ortalığı karıştırmak istiyorlardı. 12 Eylül darbesinin gerekçesi neydi? Taksim’e cami yapılacak, Konya’da miting. ‘Ekonomik olarak düze çıkma hayalini unutun, üçüncü hava alanı, körfez köprüsü yaptırmayız…’ Acı olan cemaat buna alet oldu. Basiretleri kör olduğu için olayları okuyamadılar. Müslümanları Müslümanlarla vurmaları ağırımıza gidiyor.”</p>
<p><strong>İyiyi Kötüden, Doğruyu Eğriden Ayırma Yeteneği Kazanmak </strong></p>
<p>“Kur’an’dan koptukça hayattan uzaklaşıyoruz. Müttaki olursak Allah bize basiret verir ve çıkış yolu gösterir.</p>
<p>“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Enfâl 8:29).</p>
<p>“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talâk 65:2-3).</p>
<p><strong><em>İttika</em></strong>; Allah’a ince ayar bağlılık, 24 saat bilinçli olmak demektir. İşte böyle olursan Allah “furkan” yani ‘iyiyi yanlıştan, doğruyu eğriden ayırma yeteneği’ bahşeder. Sürekli oruç tutarsın, kurban dağıtırsın ama müttaki olamayabilirsin.</p>
<p><em>İttika</em>; iman, amel ve ahlaktan oluşur. Amelin ibadet kısmı %2’dir, gerisi muamelattır. Hakkıyla kılsak bile namaz hayatımızın küçük bir kısmını kapsar. Helal, haram, doğruluk, dürüstlük… bunlardır muamelatta asıl olan. Asıl bu kısımda hassasiyet göstermeliyiz. O zaman ferasetimiz artar. Bir hadiste geçtiği üzere feraset sahibi olup Allah’ın nuruyla bakamazsanız elin oğlu sizi oynatır, hakkı bâtıl bâtılı da hak gösterir, şaşırır kalırsınız. Sonra da sizi birbirinize kırdırır!</p>
<p>Allah ile bağımızı kesersek akıl bizi bir yere götürmez. İlk inen ayette “<em>ikra’</em>; oku” diyor. Bu emrin mef’ulü yok. Ne okuyayım? Her şeyi; insanı, kâinatı, hadisatı… Bir şart koşuyor: Allah kaydıyla. Her ne yaparsan Allah bağlantılı yapacaksın; komşuluk, evlenme, boşanma, iş… “Bismillah de başla” değil, “Allah bağlantılı yap” demektir.</p>
<p>Zihinlerimiz karışık, doğru nedir yanlış nedir ayırt edemiyoruz! Allah akıl vermiş, mahrum bırakmamış, biz kendimizi mahrum etmişiz! Her dakikanın hesabını verecek bir duyarlılıkla yaşarsak kimse bizi kandıramayacaktır, emin olun.</p>
<p>“Hizmet hareketi” dendi ama içimiz hiç ısınmadı ona. Ama son yıllarda Türkiye’de askeriyesinden bürokrasisine herkes onlara yöneldi. Bizim İslami heyecanımız kadar furkanımız, duyarlılığımız olmazsa bizi yakalayıp yuları takar götürürler. Zengin bir dilenci “Allah rızası için” dedi diye çıkarıp para veriyoruz. Yani dinimize muhabbetimiz bizi <strong>kolay yönetilir</strong> hale getiriyor. Çünkü furkanımız noksan, bunun da sebebi takvamızın noksan olması.</p>
<p>Tarihten beri irfanı ve erdemi yaymak için çok emek vermiş insanlarımız var. Hiçbirinin ordusu, şirketi, cemaati, devleti olmamıştır. Arkalarında sahipler ordusu oluşturmamışlar ve ümmeti bölmemişlerdir. Onlar bir camia oluşturmamış. Ama ‘biz Kadiriyiz’, ‘biz Nakşiyiz’ … diye gruplara ayrılmışız! “<em>İnneme’l-mu’minîne ihvetun</em>; Emin olun ki, mutlak surette bütün müminler kardeştir.” (Hucurât 49:10). Kur’an cemaatleri ayırmıyor. Ama biz ‘ihvan’ deyip diğer müminleri ayırıyoruz!</p>
<p>Şirket kurmak dünyevi bir iddiadır. İttika yolunda gidenler dini meseleleri dünyevi meselelere dönüştürürse yanlış yapıyorlar demektir. Ticaret, zenaat, üretim helaldir. Ahireti unutmadan dünyaya çalışmak bir emirdir:</p>
<p>“Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas 28:77). Ahirete yönelip dünyayı terk etmek de dünyaya meyledip ahireti terk etmek de İslami değildir. Dengeyi kurmak gerekir. Uçmak iki kanatla mümkün olur.</p>
<p>Fedakârlık yapmak ve nefsaniyetten uzak durmak gerekir. İmam Gazali dersler veriyordu. 40 yaşlarında meşhur olmuş. Cuma günü hatip “büyük allame üstat Gazali şöyle dedi” deyince Şam’ı terk ediyor, “ben bu şöhretle burada yaşayamam” diye. Bağdat’a gidip medreseden kopmuş, inzivaya çekilmiş. O tarihte cedel ilmi türemiş, Cebrail mi büyük Peygamber mi büyük? Uzanmak için ekmeğe mi basmalı Kur’an’a mı? Sarf mı önemli nahiv mi? gibi konular tartışılmaya başlanmış. Nihayetinde on yıl sonra ısrarlı talep üzerine inzivadan çıkıp medreseye dönüyor. Bir şey nefsimize hoş geliyorsa ondan vaz geçmeliyiz. Bu adamın <strong>en büyük zaafı</strong> enesidir. Dünyanın öbür ucunda adı anılınca çok mutlu oluyor. NLP yoluyla insanlara istediklerini söyletebiliyorlar. Yapay zekâyla yönetecekler bundan sonra insanları. Ya mümin ferasetini gösterip buna karşı koyarız ya da bizi köle ederler…</p>
<p>1996’da Amerika’ya gitti bu adam. Dünyanın birçok yerinde okullar açıldı. İstiklal marşını, Türkçe şarkı türkü söylemeyi öğretiyorlar, Türkiye’nin tanıtımını yapıyorlardı. Türkçe Olimpiyatlarını hatırlarsınız. Bir dinî cemaatin bunlarla ne işi var? “Neye hizmet ediyorsunuz?” diye sormadık! Yabancı ajanların kışlası haline gelmiş bu okullar. <strong>Ilımlı İslam</strong> için bir lider lazımdı, parlattılar. Adına üniversite kuruldu, sempozyumlar düzenlendi, tezler yaptırıldı. Bu adamın yüzüne baktığınızda bir İslam âlimi çehresi görüyor musunuz? Bunca olup bitene rağmen hâlâ ondan umudu olan insanlar var!</p>
<p>“<em>Ve mekerû ve mekerallah</em>…; Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Âl-i İmran 3:54).</p>
<p>Bu toplumda Allah’a sadakati güçlü olanların gözü yaşlı duaları hürmetine Allah bizi kurtardı. Darbe yapacağız derken baltayı ayaklarına vurdular. Bir hadiste buyurulduğu üzere; “Mümin bir delikten iki kez ısırılmaz.” İyi niyet şart. Gerçeği söyleyeceğiz. Mümin mümine ayna olur. Ona düşmanlık yapmaz. Birbirimizle uğraşma lüksümüz yok!</p>
<p>Bir cemaatte <strong>rüya</strong> ve <strong>dünyevileşme</strong> belirleyici olmuşsa rotası şaşmış demektir. Şayet dinî bir cemaat ise dünyevilikle ne işi var? Vakti olmadığı için sadece farzları kılabilen birisi beş vakte beş vakit daha katandan daha üstün olabilir.”</p>
<p><strong>İyilikte Yardımlaşmak, Kötülükte Yardımlaşmamak</strong></p>
<p>“Mescid-i Haram’a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi tecavüze sevk etmesin! İyilik ve takva (Allah’ın yasaklarından sakınma) üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Mâide 5:2). “Hayırda ve iyilikte yardımlaşın” emrinin bir sebebi var; tek başına yapamazsın. Günahta ve düşmanlıkta kimseye destek olmayın…</p>
<p>Bu hadisede mağdur olanlar bu iş niye başımıza geldi diye hiç muhasebe yaptılar mı? 250 kişi öldü, 2700 kişi yaralandı, bütün bir millet olarak allak bullak olduk, cemaatlere güven sarsıldı…</p>
<p>Devletin başı “kandırıldık” diyor da sen niye kandırıldık diye itiraf etmiyorsun? Cemaati oluşturan insanları aldattılar ve bizi birbirimize düşürdüler! Biz “15 Temmuz’da başaramadınız” diyoruz, onlar da diyor ki; “başardık, sizi birbirinize düşürdük, okumuş insanları hapse attırdık…”</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı iken Prof. Dr. Mehmet Görmez, Kazakistan Diyanet İşleri Başkanının şöyle dediğini anlatmıştı: “Bunlar üç şeyi yıkıp yerine bir başka şeyi koydular; aile bağlılığını yıkıp yerine cemaat bağımlılığını, milliyet bağlılığını yıkıp cemaate bağlılığı koydular, ümmet bağlılığını yıktılar, cemaat için ümmete düşmanlık besler hale geldiler. Bunların arkasındaki eli görün.”</p>
<p>Mehmet Görmez Burkino Faso Diyanet İşleri Başkanının da şöyle dediğini de aktarmıştı: “Biz onlardan üç şeyden dolayı nefret ettik: Fakiri hiç sevmediler. Her zaman Hıristiyanları bize tercih ettiler. Faaliyetlerinde İslami nişaneler yoktu. Ama bu nefretimizi bastırıp bir tek sebepten dolayı muhabbet beslemeye çalıştık: Türkiye’den geldikleri için.”</p>
<p>Bu adamın onca vaazını duydunuz, bir defa olsun ondan bir ayet metni duydunuz mu? Ama gitti Papa’ya, “misyonunuza amadeyiz” dedi! Papa’nın tarihsel misyonu İslam’ı yok etmektir!</p>
<p>Afrika’da, başka yerde, Türkiye’yi İslamiyet’in geleceği olarak görüyorlar. Bu umudu boşa çıkarmamak icap eder.</p>
<p>Hakkı hak görüp ittiba eden, bâtılı bâtıl görüp içtinap edenlerden olabilmek duasıyla…”</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cebeci, Suat. (2019). “<strong>15 Temmuz: Destanı Anmak, İhaneti Anlamak</strong>”. Konferans. Düzenleyen: Yalova Müftülüğü. Yer: Yalova Halk Eğitim Merkezi, Saat: 18:00-19:30.</p>
<p>http://yalova.edu.tr/tr/Page/Icerik/yalova-universitemiz-rektoru-prof-dr-suat-cebeci-destani-anmak-ihaneti-anlamak-konferansina-konusmaci-olarak-katildi, 16.07.2019.</p>
<p>https://www.diyanethaber.com.tr/yalova-muftulugu/yalovada-15-temmuz-paneli-h6625.html, 16.07.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-destani-anmak-ihaneti-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 TEMMUZ HADİSESİNİ DOĞRU TANIMLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-hadisesini-dogru-tanimlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-hadisesini-dogru-tanimlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jul 2019 12:32:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 TEMMUZ HADİSESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[ASKERÎ DARBE GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEMOKRASİ VE MİLLİ BİRLİK GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ERKAN ÇAV]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KUŞATMAYA DİRENEN TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KUŞATMAYA TOPYEKÛN DİRENMEK]]></category>
		<category><![CDATA[RAİF DİNÇKÖK KÜLTÜR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[SEZAİ ÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[SUAT CEBECİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE’Yİ İŞGAL VE TAKSİM GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[VASFİ YILMAZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=918</guid>

					<description><![CDATA[Her ne kadar “askerî darbe girişimi” olarak tanımlanıyorsa da hürriyetine, istiklaline ve istikbaline uzanan yabancı elin farkına varan milletimizin efsanevi bir direnişle püskürttüğü 15 Temmuz hadisesi esasen bir “işgal ve taksim girişimi”dir. Akıllarını ve iradelerini bir heyulaya teslim etmiş, gruplarının çıkarı uğruna vatanını işgalcilere peşkeş çekmekten hazer etmeyen satılmışlar ile onları kullanan küresel sömürü çarkının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her ne kadar “askerî darbe girişimi” olarak tanımlanıyorsa da hürriyetine, istiklaline ve istikbaline uzanan yabancı elin farkına varan milletimizin efsanevi bir direnişle püskürttüğü 15 Temmuz hadisesi esasen bir “<strong>işgal ve taksim girişimi</strong>”dir.</p>
<p>Akıllarını ve iradelerini bir heyulaya teslim etmiş, gruplarının çıkarı uğruna vatanını işgalcilere peşkeş çekmekten hazer etmeyen satılmışlar ile onları kullanan küresel sömürü çarkının sahipleri, 15 Temmuz 2016 Cuma günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın dirayetli liderliği ve milletimizin ferasetli direnişiyle derin bir hayal kırıklığı yaşamıştır.</p>
<p>İslam dünyasını ve dünya mazlumlarını sevince, Türkiye ve İslam düşmanlarını ise hüzne boğan bu şanlı direnişin 3. yıl dönümünde çok çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir. Bu bağlamda ben de 16 Temmuz Salı günü Yalova Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nde bir konferans verdim. Konferansımda ana tema olarak belirlediğim “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” (<strong>1</strong>) isimli eserin kısa bir özetini geçen haftaki yazımda sizlere sunmuştum (<strong>2</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımda, Yalova Üniversitesi Rektörlüğünce 16.07.2019 tarihinde Raif Dinçkök Kültür Merkezi’nde düzenlenen “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Paneli”ndeki (<strong>3</strong>) sunumların özetini aktarmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Ülkemizin Kıymetini Bilmek: Birlik ve Beraberliğimizi Muhafaza Etmek</strong></p>
<p>Panelin moderatörlüğünü üstlenen Rektörümüz Prof.Dr. <strong>Suat Cebeci</strong>, <strong>15 Temmuz</strong> hadisesinin; içeriden ve iktidar değişimini amaçlayan bir darbe girişimi değil, bilakis ülkemizi Suriye, Irak ve Yemen gibi parçalayıp yağmalamayı amaçlayan <strong>dışarıdan</strong> bir girişim olduğunun altını çizdi:</p>
<p>“15 Temmuz, bize yöneltilen saldırılardan sadece biridir. Gezi ayaklanması, Kobani ayaklanması, Çukur savaşları gibi birçok girişimleri oldu, hiçbirini başaramadılar. Fenerbahçe sporcularına bile pusu attılar. Mermi sapabilir diye garantiye almak için domuz saçması kullandılar, şoför isabet aldı ama ölmedi. Otobüs viyadükten uçmadı, milyarlık sporcu ve yönetici takımı kurtuldu. Kaos çıkarıp taraftarları sokağa dökerek memleketi yıpratacaklardı. Bunların hiçbiri tutmayınca bilfiil müdahale etme kararı aldılar. Devletin kılcal damarlarına kadar kanser mikrobu gibi çöreklenmişlerdi. Ama başarılı olmadılar.</p>
<p>Türkiye’ye karşı ilan edilmemiş bir savaş sürmektedir. Finansal vd. savaşları kazanmak zorundayız. Tarihte üç kıtaya birden bin yıla yakın bir süre hükmeden kaç millet var? Allah birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın.”</p>
<p>15 Temmuz gecesi İstanbul’da Yeşilköy’e koşan, hava meydanındaki direnişe destek vermek için kuleye yönelen zırhlı aracın önüne kendini atan gazimiz <strong>Vasfi Yılmaz</strong>, kısa konuşmasında şu o geceyi şu cümlelerle anlattı:</p>
<p>“Kuleyi ele geçiren darbecileri engellemek için kalabalık halinde ilerlemeye başladık. Tankın (sonradan öğrendik ki ZMA imiş) önünde durdum ama beni devirdi geçti. O gece İstanbul tekbirlerle manevi olarak yeniden fethedilmiştir. Hainler üzerine yemin ettikleri silahlarımızı çalarak asfalttaki, kaldırımdaki insanları ezdiler. Meclis, Türksat, Polis Okulu vd. stratejik yerleri bombaladılar. Bu hain kalkışma milletin direnişiyle durdurulmuştur.”</p>
<p>“Millî İrade ve Millî Şuur Sohbetleri” başlıklı sunumunu 50. kez Yalova’da gerçekleştiren tabip akademisyen Doç.Dr. <strong>Sezai Çelik</strong>, Sayın Cumhurbaşkanımızın daveti üzerine Sapanca’dan kalkıp site sakinlerinden 7 kişiyle köprüye gitmiş ve yaralananlara ilk müdahaleyi yapmıştır:</p>
<p>“Cumhurbaşkanımızın tarihi çağrısı üzerine harekete geçtik. Hanımefendiler Cumhurbaşkanımızın konutunun bulunduğu bölgeye, biz birkaç kişi alenen ateş açıldığı bilgisi üzerine yürüyerek köprüye gittik. Bir çekici rastladı, üzerine doluştuk. Köprüde kurşun seli vardı. Ben bunların plastik mermi olduğunu düşünüyordum. Ama ilk yaralıyı görünce bunun G3 mermisi olduğunu anladım, arkadaşları uyardım.</p>
<p>Hiçbir alet-edevat yoktu, kanamaları durdurmak için çabaladım. Askerler hürmet edip bizi vurmazlar düşüncesiyle bayrağı sırtıma bağladım. Ama bez kalmayınca bayrağı da tampon için kullandım. Tampon yapıp ambulanslara bindiriyorduk yaralıları. 7 saat boyunca yaralılara müdahale ettim. Yaralıların taşınmasında vatandaşımızın da olağanüstü gayreti oldu.</p>
<p>Gördüğüm vahşet anlatılacak gibi değil. Kurtaramadıklarımız da var. 26 yıllık cerrahi hayatımda ilk kez hiçbir alet-edevat olmadan müdahale yapmak zorunda kalmıştım.</p>
<p>Gençlerin sabaha kadar bir taş bile atmadan yiğitçe duruşu çok önemli. Motosikletli 5 genç vardı. Yaralıları hızla alandan uzaklaştırıyorlardı. Bu şekilde 30 kişinin hayatının kurtulmasına vesile oldular. O gece köprüde 34 kişi şehit oldu, 318 kişi yaralandı. Bu gayret olmasaydı ölü sayısı çok daha yüksek olurdu.</p>
<p>Bir ara insanlar azalınca acaba korkup ya da yorulup gitmeye mi başladılar diye etrafa bakındım. Cemaatle sabah namazı kıldıklarına şahit oldum… Askerler teslim olana kadar dağılmadık.</p>
<p>Tank atışıyla yere yuvarlandık. Vurulacağını bile bile gençler yaralıları tutup uzaklaştırdılar. Bir motosikletli dayanamayıp tankların üstüne sürdü aracını, birkaç asker yoğun ateş ederek şehit ettiler onu. Cenazesini bile alamadık. Bu gençler zulmü asla sevmezdi, zalime asla meyletmezdi… Onlar Asım’ın nesliydi, çiğnerdi, çiğnenirdi, hakkı tutup kaldırırdı…</p>
<p>Peki FETÖ’nün nesli neredeydi? Eli silah tutanlar bizim karşımızdaydı. Teknik personeli önemli kurumlara girmeye çalışıyorlardı. Hastane sahipleri ve doktorları acil ışıklarını kapatıp hastaları kabul etmeyenlerdi.</p>
<p>Bu alçaklara taş bile atmamıştık. Elimizde bayraklarımız, dilimizde tekbirler… Ama onlar yirmişer dakika arayla bizi kurşun yağmuruna tuttular. Çünkü bizde iman, onlarda korku vardı.</p>
<p>Bu dertleri başımıza açan kim? Emperyalistlerin işbirlikçisi ve ayakçısı sahte hoca! “Çakı bile taşımazlar” demişti oysa. Kendisi ve askerleri nereye sığınmıştı? Düşmanımıza.</p>
<p>Motosikletli gençlerden birini sonradan zorlukla buldum, Ümraniye’de. Toplanın, bu millet sizi tanımak istiyor dedim. “Millet bilse ne olur bilmese ne olur, Allah biliyor ya…” dedi.</p>
<p>15 Temmuz gazisi Doç.Dr. Sezai Çelik görsellerle desteklediği sunumunu şu tavsiyeleriyle tamamladı:</p>
<p>“Evlatlarımıza sahip çıkalım, onları başkalarına çaldırmayalım. Yurduma alçaklar bu sefer içerden saldırdı. Ama Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi millî irade ve millî güç onları durdurdu. Mehmet Akif anlaşılmadan vatan sevgisi anlaşılmaz. Çok iyi okuyun onu. Biz her şeye ilahi perspektiften de bakmalıyız. İmtihanda sabredenlere müjdeler olsun… 15 Temmuz bizim için büyük bir imtihanmış. Bu imtihandan kimi geçti, kimi kaldı.</p>
<p>İnsana çalıştığının karşılığı vardır. Yani fiili dua gerekir. Bu da fiilen askerin karşısına dikilebilmektir. Çiftçi ekmeden ve sulamadan dua ederse olur mu? Bu fıtrat kanunlarına aykırı. Nerede bir kötülük görsek mutlaka karşısına dikilmemiz lazım. Yanlışı elimizle, gücümüz yetmiyorsa dilimizle düzeltmeliyiz. Ona da gücümüz yetmiyorsa buğzetmeliyiz. Bu da imanın en zayıf noktasıdır.”</p>
<p>Bu haftaki yazımızı, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. <strong>Ali Erbaş</strong>’ın, 15 Temmuz münasebetiyle yayımladığı mesajıyla bitirelim:</p>
<p>“15 Temmuz, milletimizin maruz kaldığı en büyük ihanetlerden birinin yıldönümüdür. Referansını dinden aldığını iddia ederek yıllarca insanlarımızın temiz dinî duygularını hain emellerine alet eden bir terör şebekesi vatanımıza, birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize istiklal ve istikbalimize kastetmiştir.</p>
<p>Tarihten beri nice zorlukları aşan aziz milletimiz, yine büyük bir inanç, azim ve kararlılıkla; dinine, vatanına, milletine, özgürlüğüne ve hukuk düzenine sahip çıkmış, <strong>hain işgal girişimi</strong>, Allah’ın inayeti, idarecilerimizin dirayeti ve aziz milletimizin cesaretiyle, bütün dünyaya örnek olacak şanlı bir direnişle bertaraf edilmiştir.</p>
<p>Bugün, bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır ki, <strong>FETÖ</strong>, bütün kirli planlarını ve karanlık yüzünü, sapkınlık ve kötülüğünü din kisvesi altında gizlemeye çalışan dış güdümlü bir terör örgütüdür. İslam’ın bütün değerlerini tahrif ve tahrip ederek karanlık ve süfli amaçlarına alet eden, <strong>itikadi, amelî ve ahlâkî bir sapma hareketi</strong>dir.</p>
<p>Kirli ve karanlık planları uğruna kendi halkı üzerine ateş açmaktan çekinmeyen bu terör çetesinin elebaşı ve müntesipleri dînî değerler ile aldattığı ve ağına düşürdüğü insanları militanlaştırarak kendi vatanına ve milletine ihanet eden canavarlar haline getirmiştir.</p>
<p>15 Temmuz hain darbe girişimi bir daha açıkça göstermiştir ki, din konusundaki cehalet, <strong>yanlış dînî bilgi</strong> birçok bireysel ve sosyal soruna neden olmakta, doğru şekilde karşılanmayan her türlü ihtiyaç istismara açık hale gelmektedir. Bu noktadan hareketle ifade etmeliyim ki dînimizi, kendi menfaatlerine alet edenlere, birlik ve beraberliğimizi, huzur ve kardeşliğimizi hedef alanlara karşı hep beraber daha dikkatli olmak zorundayız.</p>
<p>Bu itibarla, Diyanet İşleri Başkanlığı, insanımızın iyi niyet ve temiz duygularını istismar edenlere, İslam’ın kavramlarını kullanarak bozgunculuk yapanlara, yanlış bilgilerle din konusunda toplumumuzu ayrıştırma ve  aldatmaya yönelik bütün söylemlere ve faaliyetlere karşı üzerine düşen sorumlulukları yapmaya ve milletimizi bilgilendirmeye devam edecektir.</p>
<p>Bu vesileyle hain darbe girişimine karşı mücadele ederken canını feda eden şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet; gazilerimize sağlık ve afiyet diliyor, gösterdiği büyük cesaret ve mücadeleden dolayı aziz milletimize şükranlarımı sunuyorum.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Güngör, Fethi. (2019). “<strong>Küresel Kuşatmaya Topyekûn Direnmek</strong>”. Diriliş Postası, https://www.dirilispostasi.com/makale/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek-5d2cf61a0c0f014b7c40908b, 16.07.2019</li>
<li>Çav, Erkan. (2017). <strong>Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye: Vesayet, Operasyonlar, FETÖ, 15 Temmuz İstiklal Mücadelesi, 2002-2017 Olaylar ve Süreçler</strong>. Piya Yayınları: İstanbul, 596 s. https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash, 13.02.2108.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Yalova Üniversitesi. (2019). “<strong>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Paneli</strong>”. Raif Dinçkök Kültür Merkezi, http://yalova.edu.tr/tr/Page/Icerik/yalova-universitemiz-15-temmuz-destani-paneli-gerceklestirdi, 16.07.2019.</li>
<li>Erbaş, Ali. (2019). “<strong>15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Mesajı</strong>”. https://www.diyanet.tv/diyanet-isleri-baskani-prof-dr-ali-erbas-tan-15-temmuz-mesaji, 11.07.2019. DiyanetTV, https://www.youtube.com/watch?v=JLMjyhMjqZA, 14.07.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/15-temmuz-hadisesini-dogru-tanimlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜRESEL KUŞATMAYA TOPYEKÛN DİRENMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 19:29:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 TEMMUZ İSTİKLAL VE İSTİKBAL MÜCADELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BERNARD LEWIS]]></category>
		<category><![CDATA[BOP]]></category>
		<category><![CDATA[DAEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[DARBE GİRİŞMİ]]></category>
		<category><![CDATA[DHKP-C]]></category>
		<category><![CDATA[ERKAN ÇAV]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[FRANCIS FUKUYAMA]]></category>
		<category><![CDATA[ILIMLI İSLAM PROJESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KUŞATMA]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYETLER ÇATIŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NATO GENEL SEKRETERİ WILLY CLAES]]></category>
		<category><![CDATA[NEW WORLD ORDER]]></category>
		<category><![CDATA[PİYA YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[SAMUEL HUNTINGTON]]></category>
		<category><![CDATA[SDG]]></category>
		<category><![CDATA[TARİHİN SONU]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE’Yİ İŞGAL VE TAKSİM GİRİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=916</guid>

					<description><![CDATA[“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59:14). Genç meslektaşım Sosyolog Dr. Erkan ÇAV, “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” isimli 596 sayfalık eserini 86 sayfada özetlemiş. 15 Temmuz işgal ve taksim girişiminin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu hâlde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın. Hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akılları ermez bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr 59:14).</p>
<p>Genç meslektaşım Sosyolog Dr. Erkan ÇAV, “Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye” isimli 596 sayfalık eserini 86 sayfada özetlemiş. 15 Temmuz işgal ve taksim girişiminin üçüncü yıldönümünde sosyal medyada paylaştığı bu özet pdf kitapçığı, hem bu kapsamlı çalışmaya dikkat çekmek hem de maruz kaldığımız küresel kuşatmanın boyut ve katmanlarına ilişkin analizlerini özetlemek istedim.</p>
<p><strong>Küresel Kuşatmayı Tüm Buutlarıyla Görebilmek</strong></p>
<p>“Türkiye, küresel kuşatma altındadır. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile birlikte yapısal hale getirilen Küresel Vesayet Sistemi’ni aşmak için her adım attığında operasyonlar yapılan, bunun için başta terör örgütleri olmak üzere çeşitli gizli örgütlerin kullanıldığı bir ülkedir. 15 Temmuz, en büyük küresel operasyon olarak kayıtlara geçecek iken, Türkiye Devleti, milletiyle bütün olarak İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi bilinciyle dirilerek bu saldırıya engel oldu. Türkiye, küresel kuşatmaya direniyor. Asıl mücadele şimdi başlıyor.</p>
<p>Tarihin akışının, Türkiye için, coğrafyamız için, dünya için oldukça hızlandığı zamanlardayız. Geçtiğimiz 15 yılda, gözlerimizin önünde yaşanan binlerce küçüklü büyüklü, siyasi ve sosyal, askeri ve bürokratik, yerel ve küresel olayların, hangi sınıflandırmaya alırsak alalım, baş döndürücü bir olaylar zincirine, çok boyutlu süreçlere ve derinlikli bir birikime işaret ettiği aşikârdır. Bu olayları kendi akışına en yakın süreçler içerisinde tanımlamak, anlamak ve yorumlamak için, belirli özelliklerinden hareketle birbirleriyle ilişkilerini, bağlantılarını ve bağıntılarını ortaya koymak gerekir. Olaylar içerisinde boğulmadan, öne çıkan nitelikleri üzerinden, tarihin ana süreçleri içerisindeki konumlarını belirleyebilmek, bunları belirli kavram örüntüleri etrafında ilişkilendirmek ve bugünden geriye doğru “devletin bekası” odaklı bir bakış süzgeci oluşturabilmek.” (s.27).</p>
<p>“Düşünürlerimizin, ihanet süreçlerine karşı daha hazırlıklı olabilmek için birikimleriyle bu süreci çözümlemesi, tartışması, paylaşması ve bu tür girişimlere karşı ülkenin toplumsal-siyasal-entelektüel direncini artırması bir ihtiyaçtır.</p>
<p>Kitabın ilk bölümünde, mevcut güncel duruma ilişkin genel tespitleri, ikinci bölümde Küresel Vesayet Sistemi’nin kuşatma adımlarını, üçüncü bölümde “küresel kuşatma alanlarını”, dördüncü bölümde “15 Temmuz ve Sonrası”nı, beşinci bölümde FETÖ’yü, altıncı bölümde “güçlü bir toplum ve devlet için yapılması gerekenleri”, yedinci bölümde “küresel sistemdeki yerimizi”, sekizinci bölümde “Batı’nın arzuladığı Türkiye”yi, dokuzuncu bölümde “Millî, Güçlü ve Bağımsız Türkiye” perspektifini ele aldık. Bölümler arasında belirli bir tarihsel akış ilişkisini, mantık örgüsünü ve anlatım bütünlüğünü gözettik. Kitabın sonuna, bugüne kadar yazılmış 15 Temmuz ve FETÖ odaklı kitapların ve dergi özel sayılarından bir bölümünün listesini içeren bir yazımızı ekledik.</p>
<p>FETÖ’yü anlamak Türkiye’ye oynanan oyunun geçmişini, derinliğini ve dehşetini, 15 Temmuz’u anlamak Türkiye’nin İstiklâl ve İstikbal Mücadelesi’ni ve Türkiye’nin kaderini anlamak dünyanın kaderini anlamak olacaktır.” (s.41).</p>
<p><strong>Türkiye Karşıtı Konsorsiyuma Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“15 Temmuz sürecine baktığımızda sadece FETÖ üyelerinin yürüttüğü bir ‘Darbe Girişmi’nden bahsetmiyoruz. Örgüt ile ortak hareket eden farklı ideolojik alanlardan, ülkelerden, koşullardan gelen kişiler, kurumlar ve yapılar var. Aynı şekilde 2002’den bugüne gelen tarihe baktığımızda Türkiye’ye yönelik operasyonların da sadece bu örgüt eliyle yapılmadığı, ülkeyi zayıflatmak için küresel güçlerle iş birliği yapan başka yerli işbirlikçilerin, kişilerin ve yapıların bulunduğu, onlara eşgüdümlü destek ve strateji aktaran küresel yapıların ve istihbarat örgütlerinin bu operasyonları yürüttüğünü görmekteyiz. Şu an için, operasyonları yürütenlerin tamamını çözümlemek imkânsızdır. Ancak düşmanca bir yaklaşım içinde olan konsorsiyumun deşifre olan örgütü FETÖ’yü çözümlemedeki başarımız, Türkiye’ye yönelik küresel operasyonları, tuzakları ve oyunları anlamamız için bir anahtar niteliğindedir.” (s.47).</p>
<p><strong>Türkiye’yi Zayıflatıp Parçalama Hedefi Güttüklerini Anlamak</strong></p>
<p>“FETÖ ve küresel yöneticilerinin amacı, eğer parçalayamazlarsa, Türkiye’de zayıf bir ordunun ve zayıf bir sivil iktidarın olması, zayıflardan birinin ülkeyi yönetmesi ve kendilerine güdümlü, dirençsiz, güçsüz, ekonomik ve teknolojik olarak bağımlı, istenileni yapmaktan başka çaresi olmayan bir ülkenin olmasıdır. Son 15 yıldaki AK Parti’ye, devlete ve millete yönelik operasyonlar, bunu sağlamak içindir. Zayıf ve kontrol edilebilir bir devlet isteyen Batı/NATO/ABD/AB, sadece FETÖ’yü değil, PKK (PYD/YPG/SDG), DHKP-C, DAEŞ veya hangi isimle olursa olsun Türkiye’nin toplumsal, siyasi, dinî, kültürel veya değerler bütünlüğüne yönelik saldırı yürüten terör örgütlerinin hepsini çeşitli biçimlerde desteklemekten geri durmamaktadır.” (s.48).</p>
<p>“15 Temmuz, küresel bir hesaplaşmanın Türkiye planındaki zirve noktasıdır: Teslim alınmak istenen İslam dünyası ile para ve silah gücü ile hareket eden egemen güçlerin savaşının tepe noktası. Bir tarafta yerli ve millî bir iktidar, öte tarafta, karşısında Batıcı ve küresel güçler. Bir yanda direnen İslam coğrafyasının önde devletlerinden Türkiye, diğer yandan egemenliğini pekiştirmek isteyen küresel güçler. Bir yanda İslam âlemi, diğer yanda Hıristiyan ve Yahudi geleneğin kodlarından da faydalanan yıkıcı küresel egemenler. Kavganın ölçeği ve tarafları budur. Küresel kuşatma, küresel direniş getirir. Türkiye hem kendi hem de İslam âleminin varlığını koruyabilmek, güçlenebilmek ve İstiklâl ve İstikbal Mücadelesini başarabilmek için, küresel direnişin içinde yer almak, küresel sistemin çarklarını kendi lehine zorlamak ve bu hesaplaşmayı kazanmak zorundadır.” (s.486-487).</p>
<p>“<strong>Türkiye, neden Batı’nın hedefindedir?</strong> sorusunun cevabını anlamak için öncelikle, Türkiye’nin tek başına Batı’nın hedefi olmadığını, bunun özellikle Soğuk Savaş sonrası NATO/Atlantik eksenli Batı’nın kendisine yeni bir düşman olarak “İslam Âlemi”ni seçmesinin doğal bir sonucu olduğunu kavramak gerekir. “Tarihin Sonu” tezi (1989) ile oluşturduğu gelecek tasavvuru içinde “tarihselleşen İslam” ile “evrenselleşen Batı” arasındaki çatışmayı kaçınılmaz gören Francis Fukuyama, “Medeniyetler Çatışması” (1990) yaklaşımını ilk kez dile getiren Bernard Lewis ve “Medeniyetler Çatışması” tezinin teorisini (1993) küresel ölçekte geliştiren Samuel Huntington, bu “<strong>ötekileştirme</strong>”, “<strong>yabancılaştırma</strong>” veya “<strong>düşmanlaştırma</strong>” paradigmasının, Batı ile İslam bağlamında yüzyıllardır gelen birikimle beslenen düşünsel alet çantasını güncelleyen kişilerden bazılarıydı.</p>
<p>Özellikle Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” tezi ile “Yeni Dünya Düzeni” (New World Order) oluşumunda ideoloji ve ekonominin değil kültür ve medeniyetin belirleyici olacağını savunarak geliştirdiği fikirlerini entelektüel-zihniyet dünyasında tahkim ederek küresel politikalara, programlara, projelere ve uygulamalara aktarılabilir hale getirmiştir. 1992’de, Londra’da yapılan toplantıda biçimlenen ve 1995 yılında NATO Genel Sekreteri Willy Claes’in yaptığı açıklama ile tamamen görünür olan süreci hatırlamakta fayda var: “Sovyet tehdidi bitti. Şimdi NATO’nun misyonu İslam ülkelerinde gelişen fundamentalist (radikal/köktenci) hareket olmalı.” (s.492).</p>
<p>“Ahmet Davutoğlu’nun tespitiyle; “Yakın dönem tarihimize baktığımızda, Türkiye’nin dış desteğe bağımlı ve kendi başına strateji geliştirmeyecek kadar zayıf, büyük aktörlerin stratejilerinde kullanılabilecek kadar da güçlü olması istenmiştir.” Ne işe yaramayacak kadar zayıf ne de kontrol edilemeyecek kadar güçlü bir Türkiye isteniyor.” (s.494).</p>
<p>“Bu süreçleri değerlendirdiğimizde her bakımdan, bölgesinde ve küresel ölçekte siyasi-ekonomik etkisi, siyasi-toplumsal nüfuz gücü ve siyasi-askeri sorunları çözme kapasitesi yükselen bir Türkiye profili karşımızdadır. Bunun için, İslam âleminin lokomotif ve lider ülkelerinden bir tanesi olarak Türkiye’nin devlet olarak attığı bütün adımların bir şekilde engellenmesi amacıyla küresel egemen güçlerin özellikle Batı kanadı Türkiye’ye yönelik ağır baskılar uygulamakta, çeşitli müdahaleler yapmakta ve elindeki her imkânla hareketsiz kılmak için çabalamaktadır. Bölgesel ve küresel ölçekli süreçleri bu anahtar olgu ile birlikte okumadan, Türkiye’nin “küresel kuşatmaya direnen ülke” olma pozisyonunu anlamak mümkün değildir.” (s.496).</p>
<p><strong>Batı-FETÖ-Türkiye Üçgeninde Yapılmak İsteneni Fark Etmek</strong></p>
<p>“Batı, Türkiye’yi küçük bırakmak, kontrol etmek, gelişmesine engel olmak, sorunlarla boğuşmasını sağlamak için çok yönlü yatırım yapıyordu, çok boyutlu strateji izliyordu. Mesela Türkiye’nin terörden başını kaldırmaması için küresel içerikli terör örgütleri daha 2000’li yılların başında saldırı için yönlendiriliyor (İstanbul bombalamaları, 2003), buna el-Kaide gibi “radikal İslamcı” örgütlerle İslami bir kimlik de verilerek İslami düşünce kökenli yöneticileri olan Hükümet etki, baskı ve kontrol altına alınıyordu. Elbette bu onlarca taktik içinden sadece bir tanesiydi. Birçok “<strong>durdurma</strong>” taktiği aynı anda izleniyordu. Bir yandan “dine karşı din” yöntemi ile sapkın FETÖ destekleniyor, öteki taraftan günün şartları içinde siyasi iktidar olmak için dış desteğe bir şekilde ihtiyaç duyan AK Parti’ye açıktan destek verilerek güçlü bir iktidar olasılığında güçlü bir kontrol becerisine sahip olunabileceği, yönlendirilebileceği ve “Ilımlı İslam Projesi”nin uygulatılabileceği, İslami duyarlılığı olan ve dindarlardan oluşan bir yapıya BOP şemsiyesi altında işlevsel olacağı için olumlu bakıldığı izlenimi veriliyordu…” (s.496).</p>
<p>“Uzun erimli derin operasyonlarla, Türkiye’nin ekonomik, sosyal, kültürel, askerî, siyasi ve dinî çeşitli boyutlarını belirleyen kültür ve medeniyet birikimi, gelişim potansiyeli ve olası güçlenme imkânları köreltilerek, susturularak, kilitlenerek ve çeşitli alt-operasyonlarla yok edilerek; Türkiye merkezli herhangi bir toplum ve devlet modelinin, yönetim sisteminin, yerli ve millî çözüm girişimlerinin, mevcuttan farklı bir küresel sistem tasavvurunun, İslam Âleminin inkişafına imkân verecek bir atılımın, Batı’dan bağımsız ve güçlü herhangi bir kültür ve medeniyet projesinin, varoluş pratiğinin ve varlık uygulamasının denenmesine engel olunuyordu…” (s.497).</p>
<p>Yüce Allah, 15 Temmuz Türkiye’yi işgal ve taksim girişimine direnirken canlarını feda eden kahramanları cennetinde ağırlasın. Gözlerini kırpmadan uzuvlarını feda eden yiğitlere de sağlık ve afiyet dolu bir hayat bahşetsin. Bizleri de onların aziz hatıralarına ve ailelerine sahip çıkmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Çav, Erkan. (2017). <strong>Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye</strong>: Vesayet, Operasyonlar, FETÖ, 15 Temmuz İstiklal Mücadelesi, 2002-2017 Olaylar ve Süreçler. Piya Yayınları: İstanbul, 596 s.</p>
<p><a href="https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash">https://twitter.com/hashtag/K%C3%BCreselKu%C5%9FatmayaDirenenT%C3%BCrkiye?src=hash</a>, 13.02.2108.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/kuresel-kusatmaya-topyekun-direnmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MURSİ’NİN AZİZ HATIRASINI SANATLA CANLI TUTMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/mursinin-aziz-hatirasini-sanatla-canli-tutmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/mursinin-aziz-hatirasini-sanatla-canli-tutmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 06:45:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EMRE]]></category>
		<category><![CDATA[BİLAL EL-AHMED]]></category>
		<category><![CDATA[CEVAT AKKANAT]]></category>
		<category><![CDATA[FİRAS ABDURREZZAK SUDANİ]]></category>
		<category><![CDATA[GRUP KIYAM]]></category>
		<category><![CDATA[GRUP YÜRÜYÜŞ]]></category>
		<category><![CDATA[HEYSEM RASSÂS]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ERYİĞİT]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İKTİBAS DERGİSİ 487]]></category>
		<category><![CDATA[İMAD DEVİDAR]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM SANATININ GARİP YOLCULARI]]></category>
		<category><![CDATA[LAMENT FOR MORSİ]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMUD ENVER]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ALİ ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[MENAF Bİ’ÂC]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR CUMHURBAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED BERK EBU SEMİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[MÜNİR ARIKAN]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[MÜRSİ AĞITLARI]]></category>
		<category><![CDATA[MÜRSİ EZGİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜRSİ MARŞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[MURSİ'YE AĞIT]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[SADÂ EL-ENĞÂM]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAM ŞAİRLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAMİ BOZBIYIK]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİT MURSİ]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[SULTAN ABDELİ]]></category>
		<category><![CDATA[TENSİM ABDULKADİR]]></category>
		<category><![CDATA[USAME HAŞŞÛN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=914</guid>

					<description><![CDATA[“Şairlere gelince, (onlar da kendi kendilerini aldatmaya yatkındırlar ve bu sebeple) onlara (da yalnızca) azgınlar uymaktadır. Görmez misin onların her vadide (sözcüklerin, hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını; ve (çoğu zaman) yapmadıklarını söyleyegeldiklerini? Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah’ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan zalimlerin nasıl bir devrimle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Şairlere gelince, (onlar da kendi kendilerini aldatmaya yatkındırlar ve bu sebeple) onlara (da yalnızca) azgınlar uymaktadır. Görmez misin onların her vadide (sözcüklerin, hayallerin peşinde) şaşkın şaşkın dolaştıklarını; ve (çoğu zaman) yapmadıklarını söyleyegeldiklerini? Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah’ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan <strong>zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri</strong> (konusunda Allah’ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 26:224-227).</p>
<p>Mısır’ın ilk meşru cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki kalın parmaklıklar ve çelik tellerle güçlendirilmiş cam kafesin içinde vefat etmesi, iman kardeşliğini tatmış müminleri derinden yaraladı.</p>
<p>Bu hüznü şairler şiirleriyle, bestekârlar ve ses sanatçıları ezgileriyle dile getirdi. Bu hafta bu şiir ve ezgilerden bir demet sunmak istedik. Mursi’nin planlı ve sinsi bir cinayete kurban gitmesine mâni olamamanın utancını, onun aziz hatırasını şiir, ezgi, hikâye, belgesel ve sinema filmi gibi sanat eserleriyle yaşatma gayretiyle bir nebze olsun bertaraf edebiliriz belki.</p>
<p><strong>ZİNDANA SIĞMAYAN KARTAL</strong></p>
<p>-Şehid Muhammed Mursi’ye rahmet duasıyla-</p>
<p>Çıkardın Yusuf’u kuyudan, Yakub’un yanında melek gördüler</p>
<p>El etek öpenler Nil’i yatağından fırlatan pek bir bilek gördüler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cesur kızlarla geldin bilge analarla, çölü ağlatan şen yiğitlerle</p>
<p>Zehirden bezenler, çalışkan arılarla bezenmiş petek gördüler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne Sedat ne Nâsır, yed-i beyza görmüş gibi birden ışıdı Mısır</p>
<p>İblisle aynı tastan yiyen nankörler elifi elbet mertek gördüler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey hasırda namaz kılan önder! Zindana sığmayan hür kartal!</p>
<p>“Onlar adamdı” diyen çocuklar cennete atılan ilmek gördüler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne Esmalar biter ne Kutuplar! Şerefin bin kitabı da bizdedir!</p>
<p>Rüstem ile İskender masalcıları taşları eriten yürek gördüler</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kalbi zindana çarpa çarpa, aşkla yürüdün iki güzelden birine</p>
<p>Şerefini satanlar, boyun eğmeyen gerçek bir erkek gördüler!</p>
<p>17 Haziran 2019</p>
<p>Ali EMRE</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ŞEHADET DESENLİ YÜREK</strong></p>
<p>Çınlar yeryüzünde sesi</p>
<p>Dünyaya düşer gölgesi</p>
<p>Muhammed Mursi varlığı</p>
<p>İnsanlığın göstergesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şehadet desenli yürek</p>
<p>Dünyadan sökülen direk</p>
<p>Yüreklerde filiz versin</p>
<p>Şimdi bize sabır gerek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ayrılsa da dünyamızdan</p>
<p>Silinmez hafızalardan</p>
<p>Mütebessim hali kalır</p>
<p>Kokusu gitmez zindandan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendimize ah edelim</p>
<p>Halimizi seyredelim</p>
<p>Yakar ateş içimizden</p>
<p>Hakikat üzre gidelim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zulüm vakte ekli siğil</p>
<p>Mısır halkı layık değil</p>
<p>İnsanca yönetilmeye</p>
<p>Gel Sisi önünde eğil</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Zulüm ilelebet sürmez</p>
<p>Gözü gören gönlü görmez</p>
<p>Sedat’a özenir Sisi</p>
<p>İnşallah kolay gebermez</p>
<p>17.06.2019, Anıttepe</p>
<p>İbrahim ERYİĞİT</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÖRNEK KUL MUHAMMED MURSİ</strong></p>
<p>Demokrasi diye sandık verdiler</p>
<p>Seçime gitmeyen zındık dediler</p>
<p>İhvan kazanınca yandık dediler</p>
<p>Yüreklere aktı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bıkmış Mübarek’ten(!), mazlum vallahi</p>
<p>Değişti Mısır’ın zulüm tarihi</p>
<p>Halkın seçtiği o münevver dahi</p>
<p>Geleceğe baktı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüm Gazze Şeridi ablukadaydı</p>
<p>Koskoca bir millet soykırımdaydı</p>
<p>Refah Kapısı’nı anında açtı</p>
<p>İsrail’i yaktı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsrail, Avrupa ve Amerika</p>
<p>Hemen çıkardılar içte tefrika</p>
<p>Orduyla vurdular o masum halka</p>
<p>Meydanlara aktı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tahrir Meydanı’nda bir avuç dostla</p>
<p>Meşaleyi yaktı Muhammed Mursi</p>
<p>O ateş kor olur Firavunlara</p>
<p>Ateşten de paktı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>17 yaşında Esma Biltaci</p>
<p>Tahrir’de alnında Şehitlik Tacı</p>
<p>Buna şahid olan duyar mı acı</p>
<p>Halkı için ‘hak’tı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Her yerde işkence ve zulüm vardı</p>
<p>Gaddar baltacılar sokaklardaydı</p>
<p>Darbeci askerler etrafı sardı</p>
<p>Boynunu büktü o Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Medrese-i Yusufiye dönemi</p>
<p>Artık Rabbi oldu ona tek Hami</p>
<p>Küfrün karşısında hiç eğilmedi</p>
<p>Cennetlere aktı Muhammed Mursi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Umarım hayatı bir ibret olur</p>
<p>Üç kuruşluk Dünya hep zillet olur</p>
<p>Müslüman kalbinde bir heybet olur</p>
<p>Bize “Örnek Kul”du Muhammed Mursi</p>
<p>17 Haziran 2019 – 20:22</p>
<p>Münir ARIKAN</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>MISIR İKİNDİSİNDE BİR ADAM</strong></p>
<p>Otur şöyle ağlama Nil&#8217;in yamacına</p>
<p>Bir adam tanıdım yavrum anlatayım sana</p>
<p>Karanlık hücrelerde zindanda sorgularda</p>
<p>Diz çökmedi zorbaya</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi hüzünbaz kuşlar yaslı yıldızlar</p>
<p>Mısır ikindisinde ağıt yakıyorlar</p>
<p>Namertlerin şah olduğu soysuz bir dünyada</p>
<p>Kahraman adamlar da var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya sağır olsa da yavrum ahirette biz</p>
<p>Nil ülkesinden gelen o kahramanı bekleyeceğiz</p>
<p>“Sabrına şahidiz</p>
<p>Diz çökmeyen yiğit bir adamla</p>
<p>Aynı zamanda yaşadık.” diyeceğiz.</p>
<p>18 Haziran 2019</p>
<p>Ali EMRE</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>MAHKEMEDE ÖLENE</strong></p>
<p>&#8220;Sekülerlerin adaleti;</p>
<p>ne yapsın iktidari fiil?!.&#8221;</p>
<p>mazeretine fiskeyle&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ölmedin</p>
<p>Oley çektin ey garip&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ölmedin</p>
<p>Mısır&#8217;da</p>
<p>Türkiye&#8217;de&#8230;</p>
<p>Hayatı tatil ettin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dar geldin dünyaya</p>
<p>Ölmedin</p>
<p>İsyan etti can havlin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sükût suikastine</p>
<p>Dayanamadı kalbin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mayıslar Haziranlar</p>
<p>Ülkendir senin</p>
<p>Ölmedin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Amuda kalkıp söyledin</p>
<p>Ölmedin</p>
<p>Ufkumuzu şen ettin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Senin &#8216;Sessiz Gemi&#8217;n</p>
<p>Mağdur ve fakat mağrur</p>
<p>Yol alıyor evrende</p>
<p>Ölmedin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ölmedin&#8230;</p>
<p>Mahkemeleri dirilttin</p>
<p>Zulüm erlerini inlettin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ölmedin</p>
<p>Serçe olup uçup gittin&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey şehit&#8230;</p>
<p>Ankara, 18 Haziran 2019</p>
<p>Cevat AKKANAT</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MURSİ Mİ? SİSİ Mİ?</strong></p>
<p><strong>YÖNÜN BELLİ OLSUN</strong></p>
<p>Her gün farklı, farklı tona bürünme</p>
<p>Hep dik yürü sakın yerde sürünme,</p>
<p>Bir o dağda, bir bu dağda görünme</p>
<p>Ben burdayım de de, yerin belli olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer inanıp da çıktıysan yola,</p>
<p>Baş çevirip bakma hiç sağa sola,</p>
<p>Sakın putperestle girme kol kola,</p>
<p>Tevhid&#8217;i haykır da, dinin belli olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Karşı çık Nemrut&#8217;a, Firavun&#8217;lara,</p>
<p>Su taşı ağzınla tüm yangınlara,</p>
<p>Karınca misali düş de yollara,</p>
<p>Hakk&#8217;a doğru yürü, yönün belli olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah! Allah! de de; mutlu olsun sine,</p>
<p>Sımsıkıca sarıl, bu kutsal dine</p>
<p>Hakkı tutup kaldır, kaldır sen yine</p>
<p>Öfke duy bâtıla, kinin belli olsun.</p>
<p>Hakkı tutup kaldır, kaldır bin kere</p>
<p>Öfke duy bâtıla, kinin belli olsun.</p>
<p>18.06.2019</p>
<p>Sami BOZBIYIK</p>
<p>Şehid önder Prof. Dr. Muhammed Mursi’nin yavaş bir cinayete kurban gitmesi üzerine Arap şairler de birçok şiirler yazmışlar, ses sanatkârları besteler yapmışlardır. Mesela Arapça bilen okurlarımız Suudlu muhalif Av. Sultan Abdeli, Şamlı şair Dr. Muhammed Berk Ebu Semiyye, Menaf Bi’âc, Heysem Rassâs, Firas Abdurrezzak Sudani gibi şairlerin kaside ve mersiyelerini okuyabilirler (www.odabasham.net). Arap bestekârların ve ses sanatçılarının Mursi hakkındaki eserlerine de her gün yenisi eklenmektedir. Güzel kliplerle de desteklenen bu çalışmalardan bazılarını makalemizin en sonuna eklediğimiz listede linklerden dinlemek mümkün…</p>
<p>Rabbimiz mazlum şehid Muhammed Mursi’ye gani gani rahmet eylesin. Mekânı cennet, makâmı âlî olsun. Bizlere de onun arkadaşlarına ve haklı davasına destek olabilmeyi nasip ve müyesser eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Akkanat, Cevat. (2019). “<strong>Mahkemede Ölene</strong>”. Şiir. https://cevatakkanat.blogspot.com/2019/06/mahkemede-olene_18.html, 18.06.2019.</li>
<li>Arıkan, Münir. (2019). <strong>Örnek Kul Muhammed Mursi</strong>. Şiir. 17.06.2019.</li>
<li>Bozbıyık, Sami. (2019). Mursi mi? Sisi mi? Yönün Belli Olsun. Şiir. https://www.facebook.com/akkisladasiir/posts/1033547076841301/, 18.06.2019.</li>
<li>Emre, Ali. (2019a), “<strong>Zindana Sığmayan Kartal</strong>”. Şiir. 17.06.2019.</li>
<li>Emre, Ali. (2019b). <strong>Zindana Sığmayan Kartal</strong>. (Şehit Muhammed Mursi Şiiri).</li>
<li>https://www.youtube.com/watch?v=GBzMqbsVGlo, seslendiren: <strong>Can Demiryel</strong>, 18.06.2019.</li>
<li>Emre, Ali. (2019c). <strong>Zindana Sığmayan Kartal</strong>. (Şehit Muhammed Mursi Şiiri). https://www.youtube.com/watch?v=R0owEX3fDIs, yapım: <strong>Grup Kıyam</strong>, 22.06.2019.</li>
<li>Emre, Ali. (2019d), “<strong>Mısır İkindisinde Bir Adam</strong>”. Şiir. 18.06.2019.</li>
<li>Emre, Ali. (2019e), “<strong>Mısır İkindisinde Bir Adam</strong>” (Mursi&#8217;ye Ağıt / Lament For Morsi). https://www.youtube.com/watch?v=68XheAPtYhI, yapım: <strong>Grup Yürüyüş</strong>, okuyan: Mehmet Ali Aslan, 20.06.2019.</li>
<li>Eryiğit, İbrahim. (2019). <strong>Şehadet Desenli Yürek</strong>. Şiir. İktibas dergisi, sayı: 487, Temmuz 2019, s.64.</li>
<li>Seyyid Kutub; <strong><em>Ahî ente Hurrun</em></strong> (Kardeşim Sen Özgürsün). Şiir. Bestelenerek Mursi’ye ithaf edildi: https://www.youtube.com/watch?v=unYDjh5yOEo, yayınlayan: Celal Topçu, 08.07.2013.</li>
<li>Seyyid Kutub; <strong><em>Ahî ente Hurrun</em></strong> (Kardeşim Sen Özgürsün). Şiir. Bestelenerek Mursi’ye ithaf edilen ezginin yorumu. https://www.youtube.com/watch?v=ajTVB6TTp6Y, yorumlayan: Mehmet Ali Aslan, 19.01.2017.</li>
<li>Sultan Abdeli, <strong>Selam Ey Ulu Şehid</strong>. Kaside. https://www.altamkeen.net/node/3103, 18.06.2019.</li>
<li>Şam Şairleri. (2019). http://www.<strong>net</strong>/شعر/109165-بعض-ما-قيل-من-أشعار-في-حق-الرئيس-الشهيد-الدكتور-محمد-مرسي, 21.06.2019.</li>
</ul>
<p><strong>Mursi Hakkındaki Arapça Ezgiler ve Marşlar:</strong></p>
<ul>
<li>İslam Sanatının Garip Yolcuları. (2019). <strong>Şehadet Yolcusu Mursi’ye Mersiye. </strong>https://www.youtube.com/watch?v=NDVy6P0e8Xw, 17.06.2019.</li>
<li><strong>Dinlen Artık Ey Mazlum</strong>. https://www.youtube.com/watch?v=SD9JqEyCDqs, 17.06.2019.</li>
<li>Usame Haşşûn. (2019). <strong>Ben de Elbenna Gibi Öleceğim</strong>. Yayınlayan: Sadâ el-Enğâm. https://www.youtube.com/watch?v=mp7jtobhsIA, 17.06.2019.</li>
<li><strong>Merhum Muhammed Mursi Marşı</strong>. (2019). https://www.youtube.com/watch?v=K6smYaXyEZc, 18.06.2019.</li>
<li><strong>Kardeşim Muhammed Mursi, Gözler Senin İçin Yaş Dökecek</strong>. (2019). https://www.youtube.com/watch?v=POlr3Q035EY, 18.06.2019.</li>
<li>Mahmud Enver. (2019). <strong>Râââh!</strong> (Gittiii!). https://www.youtube.com/watch?v=o7tDK9MMcCA, 19.06.2019.</li>
<li><strong>Filistin Halkını Sakinleştirmemi İsteme Benden</strong>. (2019). https://www.youtube.com/watch?v=4BW81ST7riY, 19.06.2019.</li>
<li><strong>Tadımız Kaçtı</strong>. (2019). Yayınlayan: İmad Devidar. https://www.youtube.com/watch?v=WzxJiCNL1S0, 20.06.2019.</li>
<li>Tensim Abdulkadir. (2019). <strong>İhvanın Çağrısına Kulak Verin. </strong>https://www.youtube.com/watch?v=NDVy6P0e8Xw. Yapım: İslam Sanatının Garip Yolcuları. Yorum: Bilal el-Ahmed. 21.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/mursinin-aziz-hatirasini-sanatla-canli-tutmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOĞRU YOLA GÜZEL SÖZ VE DAVRANIŞLARLA  DAVET ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/dogru-yola-guzel-soz-ve-davranislarla-davet-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/dogru-yola-guzel-soz-ve-davranislarla-davet-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 15:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULHALİM UŞITARU NODA]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH GULIAM]]></category>
		<category><![CDATA[BRUNEİ]]></category>
		<category><![CDATA[BUDİZM]]></category>
		<category><![CDATA[CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DAHİLİYE NEZARETİ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FETH DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[FİLİPİNLER]]></category>
		<category><![CDATA[İNGİLİZ RAVZA]]></category>
		<category><![CDATA[İSAV]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂMÎ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA AZINLIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA MÜSLÜMAN TALEBELER CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA’DA İSLAM’IN TEBLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA’DA İSLAM’IN YAYILIŞ TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAMİKAZELİ]]></category>
		<category><![CDATA[KARAÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[KOGON]]></category>
		<category><![CDATA[KONFİÇYÜS]]></category>
		<category><![CDATA[KORE SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[KORELİ DÖRT GENCİN İSLAM’A GİRİŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU TANRISI]]></category>
		<category><![CDATA[MANİLA]]></category>
		<category><![CDATA[NİMETULLAH YURT]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. SALİH MEHDİ SAMARRAİ]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH MAHDİ AL SAMARRAI]]></category>
		<category><![CDATA[SON SARHOŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[SULTAN SÜLEYMAN]]></category>
		<category><![CDATA[TANRININ FIRTINASI]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ USÛLLERLE İSLÂMÎ TEBLÎĞ VE TEMSÎL]]></category>
		<category><![CDATA[YUZO ITAGAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜBEYİR KOÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=791</guid>

					<description><![CDATA[“Ud’u ilâ sebîli Rabbike bi’l-hikmeti we’l-mev’ızati’l-haseneti we câdilhum billetî hiye ahsen…: (Bütün insanlığı) hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; şüphesiz, O’nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doğru yola erişenleri de en iyi bilen O’dur.” (Nahl 16:125). İslâmî İlimler Araştırma Vakfı (İSAV), [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Ud’u ilâ sebîli Rabbike bi’l-hikmeti we’l-mev’ızati’l-haseneti we câdilhum billetî hiye ahsen</em>…: (Bütün insanlığı) hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; şüphesiz, O’nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doğru yola erişenleri de en iyi bilen O’dur.<em>”</em> (Nahl 16:125).</p>
<p>İslâmî İlimler Araştırma Vakfı (İSAV), 17-18 Kasım 2018 tarihlerinde İstanbul’da, Eresin Topkapı Oteli’nde; “<strong>Yeni Usûllerle İslâmî Teblîğ ve Temsîl</strong>” konulu milletlerarası bir ilmî toplantıya ev sahipliği yaptı. Yalova Üniversitesi’nin iki günlük “uluslararasılaşma” çalıştayına katılmam sebebiyle izleyemediğim bu ilmî toplantıda sunulan kıymetli tebliğleri (<strong>1</strong>) okumak için çalışmanın kitap halinde neşredilmesini sabırla bekleyeceğiz.</p>
<p>Bu vesileyle, Eylül 2012’de İstanbul’u ziyareti esnasında kendisiyle bir mülâkat gerçekleştirdiğim Prof.Dr. Salih Mehdi Samarrai’nin yarım asrı aşan tebliğ ve davet tecrübesini sizlere aktarmak suretiyle bu pek mühim mevzuun daha çok gündemde kalmasına katkı yapmak istiyorum (<strong>2</strong>).</p>
<p>4 Kasım 1932’de Irak’ın Samarra kentinde doğan, Saddam’ın İhvân-ı Müslimîn’e uyguladığı ağır baskılar sebebiyle uzun yıllar boyunca ülkesine hiç giremeyen, ömrünün yarım asırlık kısmını Japonya’da İslam’ı tebliğ etmek için geçiren ziraat mühendisi <strong>Salih Samarrai Hoca</strong>, elliden fazla ülkede bulundu.</p>
<p>1961’de Japonya Müslüman Talebeler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Bir süredir Cidde’de yaşayan büyük davetçi, halen kurucularından biri olduğu ve yıllarca başkanlığını yaptığı Japonya İslam Merkezi’nin fahri başkanı olarak hizmetlerine devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, 2005 yılında Kore’de İslam’ın 50. Yılını Kutlama etkinlikleri çerçevesinde İslam Birliği’nin 25-26 Kasım tarihleri arasında düzenlediği sempozyumda siz de bir tebliğ sunmuştunuz. “Allah’a güzel davranışlarla davet etmenin lüzumu” başlıklı bu tebliğinizde vurguladığınız hususları hatırlatarak başlayabilir misiniz sohbetimize? </em></strong></p>
<p>Müslümanlar, Arap Yarımadası’ndan doğuya ve batıya fetihçi, tüccar, seyahatçi ve davetçi olarak hareket ederken hep şu şiarı gözetmişlerdi: Allah’a davet ederken <u>zor kullanarak değil</u>, iyilikle ve <strong>güzel davranışlarla davet etmek</strong>. Aslında onlar bu tutumlarıyla “Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” (Bakara 2:256) ve “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et.” (Nahl 16:125) âyetlerinin talimatları doğrultusunda hareket etmiş oluyordu.</p>
<p><strong><em>Üstadım, güzel sözle davetin hikmeti aşikâr. Allah’a zorla davet eden mi olmuştu da bu davranışı reddeden bir âyet nazil oldu?</em></strong></p>
<p>Evet. Rivayet edildiğine göre Allah Rasulü (s) döneminde Medine’de, ensardan bir adamın iki çocuğu Şam’a gider ve Hıristiyan olurlar. Medine’ye döndüklerinde, babaları Müslüman olmaları için kendilerini zorlamak ister. Bunun üzerine “Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” âyeti nazil olur. Bu konuda bir başka olay daha aktarılır: Raşit Halifelerin siretlerinde rivayet edildiğine göre, yaşlı bir Yahudi kadın Hz. Ömer’e gelip yardım talebinde bulunur, Hz. Ömer de kendisine iyi davranır ve yardım eder. Kadın yardımı alıp ayrıldığında Hz. Ömer kendisini takip ederek: ‘İslam’a girebilir misin? diye sorar. Bunun üzerine kadın: ‘Asla’ diye cevap verir. Hz. Ömer, çok üzülür. Zira, İslam’a davet ederken resmî konumunu kullanmış olabileceğini, bunun da bir nevi baskı ve zorlama olabileceğini düşünür…</p>
<p><strong><em>İslam davetçilerinin bu âyet ve rivayetlerden yeterince ders çıkardıklarını söyleyebilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Evet, tarihte Müslümanlar, İran’ı, Afganistan’ı, Orta Asya’yı ve Hindistan’ı fethettiklerinde hep <u>zorlamadan uzak durma</u> ve hikmetle, güzel sözle davet etme yöntemini kullanmışlardır. İnsanları kutsallarıyla baş başa bırakmışlardır. Mesela, İran’daki ateşperestlerin ateşe tapmalarına karışmamışlardır, bu yüzden inançları günümüze kadar gelebilmiştir. Keza Afganistan’da 1400 yıl boyunca Bamiyan putunu olduğu gibi bırakmışlar, onu imha etme gereği duymamışlardır. En sonunda bildiğiniz gibi fanatikler gelip onu yıkmıştır. Yine Hindistan’da, Endonezya’da ve Malezya’da binlerce putu olduğu gibi bırakmışlardır. Mısır’da piramitleri ve ‘Korku Tanrısı’ heykelini yıkmadan günümüze kadar olduğu gibi bırakmışlardır.</p>
<p><strong><em>İslam dünyasında halen önemli miktarda bir gayrimüslim nüfusun varlığı da bu yaklaşımdan mı kaynaklandı?</em></strong></p>
<p>Evet, bin dört yüz yıl sonra bile hâlâ Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ta Hıristiyanlar eski dinlerinde kalmaya devam edebilmişlerdir. Bunlardan İslam’ı seçenlerin kâhir ekseriyeti, bu seçimlerini sadece kendi hür iradeleriyle gerçekleştirmişlerdir. Öyle ki, Mısır’ın önde gelen Kıpti din adamları, <strong>İslam’ın yüksek müsamahasının</strong> kendilerine zarar verdiğini söylemek durumunda kalmışlardır. Mısır’a hükmeden Bizanslılar, Kıptilerin kendi mezheplerine geçmeleri için baskı uygulamışlardı. Ancak Kıptiler onlara karşı sert bir direniş ortaya koymuştu. Oysa, Müslümanlar onlara müsamahayla davrandıkları için Kıpti toplum dağılarak büyük çoğunluğu İslam’a girmiştir.</p>
<p><strong><em>Ama hocam, tarihte çok sayıda büyük askerî seferler gerçekleşti. Mesela, Osmanlılar mütemadiyen batıya seferler düzenledi. Bu davet tarzı, içerisinde baskıyı ve zoru barındırmıyor mu sizce?</em></strong></p>
<p>Osmanlılar Doğu Avrupa’yı, Balkanları, Sırbistan’ı ve Bosna’yı fethettiklerinde, Osmanlı Halifesi bu ülkelerde yaşayan insanların Müslüman olmaları için baskı yapmak istemiştir. Bunun üzerine İstanbul’da bulunan Şeyhülislam’la İstişare etmiş ve Şeyhülislam kendisine, “dinde zorlama yoktur” (2:256) demiş, Halife de buna bağlı kalmıştır. Sırpları Osmanlı’ya karşı direnmeleri için eğiten İngiliz subaylardan biri, 1916 yılında “Kapı Bekçileri” adıyla yayımlanan kitabında şöyle demiştir: Osmanlı’nın dinî hoşgörüsü, tam özgürlüğe sahip kiliselerinde Sırp milliyetçiliğini ve Sırp dilini korumuştur. İşte bu İslami müsamaha, Arnavutluk, Bosna, Karadağ, Sırbistan ve Hırvatistan’da yaşayan milyonlarca insanın İslam’a girmesine neden olmuştur. Aynı durum İran, Afganistan, Hindistan, Endonezya, Malezya ve bunlara ilave olarak Afrika kıtası ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşanmıştır.</p>
<p><strong><em>Hint alt kıtası ve Malaylar da İslam’ı müsamaha sayesinde seçti, değil mi? </em></strong></p>
<p>Evet, aynen öyle, mesela Hindistan. Birçok gözlemci ve tarihçi, Hint yarımadasında Müslüman olanların büyük çoğunluğunun Budist kökenli olduğunu ortaya koymuştur. Aynı durum Endonezya ve diğer Güney Doğu Asya ve Uzak Doğu için de geçerlidir. Belki de Budizm’deki hoşgörülü davranma ruhu, özde arınma ve temizlenme çağrısı bu dine tâbi olanları İslam’a girmeye teşvik etmiştir.</p>
<p><strong><em>Peki hocam, tam bu noktada şöyle bir soru kendini dayatmıyor mu? Çin’de, Filipinler’de, Avrupa’nın ortasından Rusya’nın Asya kısmına kadar olan geniş coğrafyada milyonlarca Müslüman varken İslam’ın Uzakdoğu’ya, Kore’ye ve Japonya’ya ulaşması sizce neden gecikmiştir? </em></strong></p>
<p>Koreli Müslüman düşünür Prof.Dr. Cemil Lee ile İslam’a büyük sempati duyan Japonyalı düşünür Prof.Dr. Yuzo Itagaki bu sorunun cevabını aramışlar. Dr. Cemil Lee, ansiklopedik eserinde; “Kore’de İslam’ın Tarihi ve Bugünü” başlığı altında konuyu genişçe ele almaktadır. Şöyle ki: Müslümanlar, Arap, Fars, Buharalı ve diğer uluslar her ne kadar Kore’yi iyi tanısalar, onlarla birlikte ticaret yapsalar, ülkelerine yerleşseler ve hatta ülkeye Kore adını onlar verseler de, Kore’nin dışındaki <u>İslami merkezlerden uzak ve <strong>kopuk</strong> olmaları</u>, Kore’deki İslami azınlığın erimesine neden olmuştur.</p>
<p><strong><em>Malumunuz, Türkiye’den de hatırı sayılır bir askerî destek gücü gitmişti Kore’ye.</em></strong></p>
<p>Evet, Kore savaşı esnasında Türk tugayının yirminci yüzyılın ortalarında Kore’ye ulaşması toplumda belirgin bir işlev görmüş ve bu gidiş, o topraklarda İslam’ın kendisini etkin bir şekilde gösterdiği en son dönem olmuştur. Artık gelişen teknoloji sayesinde dünya küçük bir köye dönüştüğü için dünya ülkeleri arasında iletişim kolaylaşmış ve bu değişim Kore’deki Müslüman toplumun gelişmesini kolaylaştırmıştır. Böylece Müslümanlar, Kore halkının dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Müslüman olan ve olmayan Koreli araştırmacılar, İslam’ın Kore toprakları üzerinde parlak bir geleceği olduğu hususunda görüş birliğine varmaktadır. Endonezya, Malezya ve Brunei halklarının yaşadıkları, bu öngörü için güzel bir örnek teşkil etmektedir. Zira bu halkların düşünce ve inançları aynı kökten neşet eder.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, Sultan II. Abdülhamid’in Japonya’da İslam’ın tebliğiyle yakından ilgilendiği anlatılır. Kıymetli araştırmalar yaptığınızı bu konu hakkında bize aktaracağınız bilgiler olmalı&#8230; </em></strong></p>
<p>Sultan II. Abdulhamid Ertuğrul gemisini göndermişti Japonya’ya. Türkler sadece Batı’ya değil, doğuya da daveti ulaştırma gayreti göstermişti. Cemil Lee’nin Diyanet’ten çıkan kitabı (<strong>3</strong>) bu konuda Türk-Japon ilişkilerine de değinmektedir. Sultan Abdülhamid’in Japonya’ya bir <strong>davet heyeti</strong> gönderdiğine dair bir söylenti hep var. Bunu çok araştırdım, ama heyetin kimlerden oluştuğunu, ne zaman gittiklerini bugüne dek bulamadım. Sadece Dahiliye Nezareti’nin Japonya’ya gönderilen iki davetçi için tahsis ettiği nakdî meblağın kaydına rastladım. Ama bu iki davetçi kimdir, gittiler mi, döndüler mi, bu konuda malumat edinemedim.</p>
<p><strong><em>Japonya’da esaslı davet çalışmaları yürütmüş olan Abdurreşid İbrahim Sultan Abdülhamid’den destek görmüş olabilir mi?</em></strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’in Japonya’daki hizmetleri gerçekten büyük, ama Sultan Abdulhamid’den destek gördü mü görmedi mi, onu bilemiyorum. İsmail Türkoğlu’nun Diyanet tarafından basılan kitabında (<strong>4</strong>) bu hususta bir bilgi bulunabilir. Ben “Japonya’da İslam” başlıklı 5 bölümden oluşan bir yazı dizisi hazırlayıp yayınladım. 3. makalemde Osmanlı-Japon münasebetlerinin nasıl başlayıp nasıl geliştiğine de değinmiştim.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, siz Japonya’da yarım asırlık bir tecrübe yaşadınız. Japonya’da İslam’ın yayılışı sizce neden gecikti? </em></strong></p>
<p>Benim kanaatime göre, İslam’ın doğuya; yani, İran, Afganistan, Hindistan, Endonezya, Brunei ve Filipinler’e yayılması coğrafi boyuta bağlı olarak zaman almıştır. Mantık, İslam’ın Filipinler’den sonra Japonya’ya ve onunla birlikte Kore’ye ulaşmasının kaçınılmaz olduğunu öngörür. Ancak, İspanya’nın Filipinler’i işgal etmesi ve başkent Manila’nın yöneticisi Sultan Süleyman’ı öldürmeleri doğal olarak İslam’ın doğuya doğru yayılmasını durdurmuştur.</p>
<p>Bu işgalin Hıristiyanlığın yayılmasına da olumsuz etkisi olmuştur. Zira Manila’da bulunan Japonyalı azınlıklar, Japonya’nın Tokyo’daki tek söz sahibi yöneticisi Kogon’a Hıristiyanlığın yayılmasının arkasında <strong>ölüm ve sömürge </strong>olduğu bilgisini verdiler. Bu da Japon lideri, Japonya’da misyonerliği durdurmaya ve iki yüz yıldan fazla bir süre ülkenin kapılarını dünyaya kapatmaya itmiştir.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, siz Japon halkını çok seviyorsunuz, onların İslam’ı sevdiğini ve İslam’a girmeye hazır olduğunu belirterek Ümmet-i Muhammed’i bu konuda üzerine düşeni yapmaya çağırıyorsunuz (5 vd.). Japonların İslam’la kucaklaşması neden bu kadar gecikti? Mülâkatımızın ilk bölümünde Japon düşünür İtagaki’den söz etmiştiniz. Onun İslam’ın Japonya’daki yayılışının gecikmesine ilişkin kanaati nedir? </em></strong></p>
<p>Bu hususta Prof.Dr. İtagaki farklı düşünmektedir. Ona göre Moğollar, Çin’i işgal edip yönetimi ele geçirdikten ve İslam âlemini tarumar ettikten sonra teorik ve pratik olarak hayatın değişik alanlarında ihtisas ve yeterlilik sahibi olan birçok Arap, Fars ve Buharalıyı <strong>devşirerek</strong> onları Çin’e yerleştirdiler. Daha çok çiftçi, mühendis vb. binlerce teknokrattan oluşan bu kitle Çin’de yerleşik düzene kavuşunca Çinli kadınlarla evlendiler ve çoğaldılar. Böylece, bölgede günümüze kadar süregelen en büyük İslam topluluğunun nüvesini oluşturdular. Nitekim, Çin’deki Müslüman toplumun %90’ı Uygurlar dışındaki topluluklardan oluşmaktadır.</p>
<p>Aynı dönemde Moğollar, Japonya’yı da işgal etmeye çalıştılar. Üzerinde elli bin savaşçının bulunduğu bir donanmayı oraya gönderdiler. Ancak donanma Japon sahillerine yaklaştığında büyük bir fırtına çıktı ve işgalcilerin tüm gemilerini alabora ederek Japonya’yı işgal etmelerini engelledi. Bunun üzerine işgal kuvvetleri geri dönmek zorunda kaldı. Japonlar, işgalcileri geri döndüren bu fırtınaya, “tanrının fırtınası” adına gelen “<strong>Kamikazeli</strong>” adını verdiler.</p>
<p>Prof.Dr. İtagaki diyor ki: Eğer Moğollar, işgal kuvvetleriyle birlikte Japonya’yı işgal etselerdi beraberlerinde milyonlarca olmasa da binlerce Arap, Fars ve Buharalı Müslüman’ı getirip oraya yerleştirirlerdi ve bunlar da Japon kadınlarla evlenirlerdi ve böylece Japonya bir İslam ülkesine dönüşürdü.</p>
<p>Her halükârda İslam’ın Kore’deki fiilî tarihi yaklaşık elli yıldır. Japonlar, yüz sene kadar önce İslam’la tanışmaya başlamışlardır.</p>
<p><strong><em>Sevgili hocam, “Japonya’da İslam’ın Yayılış Tarihi” isimli eserinizde genişçe anlatmışsınız (2), ama, daha önce duymayan okuyucularımızın haberdar olması için kısaca ilk Japon Müslümandan söz edebilir misiniz?</em></strong></p>
<p>Abdulhalim (Uşitaru) Noda ilk Müslüman Japonya olarak kabul edilir. Ertuğrul şehitlerini getiren gemiyle İstanbul’a gelmişti. Sultan II. Abdulhamid ondan bazı subaylara Japonca öğretmesini rica etmişti. İki sene kadar İstanbul’da kaldı, subaylara Japonca öğretti. Bu arada, ilk İngiliz Müslüman Abdullah Guliam’ın davetiyle Noda İslam’ı seçti. Abdullah Guliam’ın Müslüman oluşuyla ilgili Mısır’da neşredilen <em>el-Feth</em> (Fetih) dergisinde güzel yazılar çıkmıştı, o yazıların bir kopyasını muhafaza ediyorum.</p>
<p>Abdulhalim Noda bir taraftan Japonca öğretirken öbür taraftan Osmanlıca ve Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi. Bu fırsatı verdiği için Sultan’a çok teşekkür etti. Hacca gitmek istediğini söyledi…</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, İslam’ın Uzakdoğu’da yayılmasına katkıda bulunan iletişim araçlarına ve bu bölgelerde Kur’an’ın mesajının tebliğ edilmesine yardımcı olan pratik yol ve yöntemler konusundaki kanaatlerinizi, günümüz davetçilerine de örneklik teşkil etmesi bakımından bizimle paylaşır mısınız?</em></strong></p>
<p>Japonya’daki elli yıllık tecrübemden ve Kore ile olan yakın alakamdan edindiğim kanaatlerimden hareketle şunları söyleyebilirim: Aslında benim Kore’yle ilgili ilk izlenimlerim Japonya’dan önce olmuştur. Ellili yılların ortasında Türk davetçi Zübeyir Koç’un Türk gazetelerinde yazdıklarına, 1959 yılında Karaçi’de Müslüman Kore heyetiyle bir araya gelerek elde ettiğim bilgilere ve merhum Dr. Said Ramazan’ın Cenevre’de yayımladıklarına dayanmaktadır. İşte bütün bu tecrübelerimden ve gözlemlerimden hareketle ben İslam’ın Güneydoğu Asya’da <strong>ticaret, göç ve evlilik yoluyla</strong> yayıldığı gibi Uzakdoğu’da da aynı yöntemle yayılacağına inanıyorum.</p>
<p>Ticari ilişkiler (Japonya ve Kore’de görüldüğü gibi) İslam’ın yayılmasına çok yardımcı olmuştur. Yetmişli yıllardan günümüze kadar Koreliler Arap ülkelerinde bulunmuşlar ve kârlı ticari faaliyetler yapmışlardır. Yüzlerce Korelinin Müslüman olmasında bunun büyük bir etkisi olmuştur. Aynı durum Japonya için de geçerlidir.</p>
<p>Göçe gelince, bizler binlerce Müslümanın ticaret ve çalışma amacıyla Kore’ye göç ettiğini ve o ülkenin kızlarıyla evlendiklerini, oralarda izler bıraktıklarını, mescitler inşa ettiklerini görüyoruz. İşte bu, İslam’ın o bölgede yayılmasında önemli bir faktördür.</p>
<p><strong>Turizmi</strong> de unutmamamız gerekiyor. Milyonlarca Koreli ve Japonyalı İslam dünyasını ziyaret etmekte, Müslümanlarla buluşmakta ve bu turistlerden çok sayıda insan İslam’ı benimsemektedir. Hatta bunlar, Avrupa, Amerika ve diğer ülkelerdeki Müslümanlarla da buluşmakta ve böylece İslam’ı kabul etmektedir. Buna ilave olarak Müslümanların Kore ve Japonya’ya yaptıkları turistik seyahatleri de sayabiliriz. Bu tür seyahatler de İslam’ın yayılmasını hızlandırmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, Kore ve Japonya’nın İslam ülkelerinden öğrenci kabul etmeleri, keza, Koreli ve Japonyalı öğrencilerin eğitim amacıyla İslam ülkelerine gitmeleri de Uzakdoğu halklarının İslam’ı tanımasında ve kabul etmesinde önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>Buna Kore ve Japon üniversite ve enstitülerinde Müslüman halkların dilleri ve kültürüyle ilgili eğitimler yapılmasını da ekleyebiliriz. Bu eğitimler, İslam’a ve İslam medeniyetine yönelmede, bu konuda bir bilinç ve anlayışın oluşmasında, bu sayede çok sayıda öğrencinin İslam’a girmesinde çok etkili olmuştur.</p>
<p><strong><em>Sevgili hocam, İslam’ın Uzakdoğu’da yayılmasında medyanın ve kitle iletişim araçlarının payı nedir sizce?</em></strong></p>
<p>Yukarıda anlattığım ilişkilerden önce, ilk zamanlarda radyoların bu konuda büyük katkısı olmuştur. Daha sonra televizyon vb. medya araçları İslam’ın Uzakdoğu’da tanınmasında etkili olmuştur. Günümüzde ise, internet devriminden sonra çok güçlü bir iletişim aracı elde etmiş bulunmaktayız. Artık, internet yoluyla, <strong>davetin sınırı ve engeli kalmamıştır</strong>.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, siz bütün dünyayı, özellikle İslam âlemini karış karış gezdiniz. Sizce “İslam Dünyası” deyince nereleri anlamalıyız?</em></strong></p>
<p>İslam dünyası Brunei’den Fas’a kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Buna dünyanın farklı bölgelerindeki yedi yüz milyon Müslüman’ı da ekleyebiliriz.</p>
<p><strong><em>Peki hocam, sizce, İslam dünyasının, bir başka ifadeyle Müslüman halkların ya da İslam ümmetinin dünya halklarıyla sağlıklı münasebeti ne şekilde kurulmalıdır? </em></strong></p>
<p>İslam ümmetinin diğer halk ve toplumlara karşı tutumları iki çerçevede mümkün olabilir. Müslüman olan diğer halklar onların kardeşleridir. Nitekim Kur’an-ı Kerim bunu açıkça ifade eder (Hucurât 49:10). Henüz Müslüman olmayan halklarla da iyi ilişkiler kurmaya önem vermeli ve özen göstermeliyiz. Zira, <strong>bütün bir insanlık</strong> İslami davetin birinci derecede muhatabıdır, yani <strong>ümmet-i davettir</strong>.</p>
<p><strong><em>Hocam, bu söylem gayet güzel, ancak, bir de reelpolitik var. Uluslararası ilişkiler ağının Müslümanların diğer halklarla davet ilişkisi geliştirmedeki olumsuz etkileri sizce nasıl bertaraf edilebilir?</em></strong></p>
<p>Daha çok Uzakdoğu’dan konuştuk. Mesela, Kore, Japonya ve Çin halklarıyla Müslümanlar arasında ne tarihte ne de günümüzde büyük ve kalıcı savaşlar ve düşmanlıklar olmamıştır. Ben gelecekte bizimle onlar arasında davet ilişkisini zedeleyecek düzeyde büyük savaşlar ve düşmanlıklar olacağına da ihtimal vermiyorum.</p>
<p>Bizler Müslüman olarak Uzakdoğu halklarına kalplerimizi açıyoruz, ellerimizi uzatıyoruz. Onlarla her türlü ticari, iktisadi ve kültürel alışverişe büyük önem veriyoruz. Bizim tarihimiz bu ilişki tarzına şahittir. Günümüzdeki birçok uygulama da buna şahitlik etmektedir. Her ne kadar bazı çevreler İslam medeniyetiyle Budist Konfiçyüs medeniyeti arasında işbirliğinden korksalar da, bu korku yersizdir. Zira her iki medeniyet de barış ve sevgi medeniyeti olup korkuya mahal yoktur.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, insanlar davetin çok zor olduğunu, davetçi olmanın ağır şartları bulunduğunu zannediyorlar. Bu zan onları davetten uzak tutuyor. Siz bu tespitime ilişkin değerlendirmeniz nedir?</em></strong></p>
<p><strong>Davet en kolay iş</strong>. Nimetullah (Yurt) Hoca’yla ilgili altı ayrı makale hazırladım: Son Sarhoş, İngiliz Ravza, Koreli Dört Gencin İslam’a Girişi gibi başlıklarla bunları bir araya getirdim, yayınlamayı düşünüyorum. Allah’a davet etmek gerçekten çok kolay. Allah Rasulü “Benden bir tek âyet olsun tebliğ edin, başkalarına ulaştırın.” buyurmuştur.</p>
<p>Nimetullah Hoca’yla birlikte Dubai’ye bir gidişimizde, sekiz saatlik yolculuktan sonra argın yorgun otelimize ulaşmıştık. Gidişimizi öğrenen Filipinli bir hanımın bizi beklediğini öğrendik. Birkaç dakika tebliğ yaptık, kadın İslam’a giriverdi. Adını Aişe koyduk. Bu anlattıklarım birkaç dakika içinde gerçekleşmişti.</p>
<p>Daha iki gün önce, Nimetullah Hoca’yla birlikte Şehzadebaşı’nda küçük bir mescitte namazımızı kılmış, çay ocağının önünde oturup çay içmeye başlamıştık. Biri Rus, biri Fransız, biri İspanyol üç kişi geldi. Sürekli fotoğraf çekiyorlardı. Nimetullah Hoca; “buyurun, buyurun oturun, birlikte bir çay içelim” deyip onları davet etti. Oturdular, kısa bir sohbetimiz oldu. Önce Rus Müslüman oldu. Ardından Fransız kadın, son olarak İspanyol kocası İslam’ı kabul etti. Nimetullah Hoca kadına Hatice adını verdi, kocasına Ahmet ismini koydu. Ama İspanyol adam; “Hayır, Ahmet yetmez, ben Muntasırbillah adını almak istiyorum” dedi. Bildiğiniz gibi bu isim Endülüs sultanlarından birine aittir. Bunları anlatırken demek istediğim odur ki, davet gerçekten çok kolay…</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, davet konusundaki sohbetimizi bitirmeden son olarak ne söylemek isterisiniz?</em></strong></p>
<p>Biz davet, tebliğ ve irşad konusunda şu iki âyeti kendimize şiar ediniyoruz:</p>
<p>“Ey iman edenler! <strong>Hep birlikte teslimiyet yoluna girin</strong> ve şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2:208).</p>
<p>“Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet Allah katında <strong>en üstününüz</strong>, O’na karşı en takvalı (sorumluluk bilinci en yüksek) olanınızdır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 49:13).</p>
<p>İşte, bu şuurla gönüllerimizi, ellerimizi ve kucağımızı -inançları ve kültürleri ne olursa olsun- tüm dünya halklarına açıyor ve onları Allah’ın dinine, İslam’a davet ediyoruz.</p>
<p><strong><em>Hocam, bu yorgun ve hasta halinizle bizi kırmayıp sorularımızı iştiyakla cevapladığınız için çok teşekkür ederiz. Rabbim, ömrünüzü adadığınız davet alanındaki çabalarınızı en güzel karşılıkla, Adn cennetiyle ödüllendirsin. </em></strong></p>
<p>Âmîn. Wesselamu aleykum we rahmetullahi we berekâtuh…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>İSAV; “<strong>Yeni Usûllerle İslâmî Teblîğ ve Temsîl</strong>”, İstanbul Eresin Topkapı Hotel, 17-18 Kasım 2018. http://www.isav.org.tr/milletlerarasi_ilmi_toplantilar, 17.11.2018.</li>
<li>Fethi GÜNGÖR; “<strong>Japonya İslam Merkezi Fahri Başkanı Prof.Dr. Salih Samarrai ile Allah’a Davetin Yöntemi Üzerine…</strong>”, Söyleşi, Kur’ani Hayat Dergisi, Sayı: 27, Kasım-Aralık 2012, s.52-58.</li>
<li>Cemil LEE; <strong>Osmanlı-Japon Münasebetleri ve Japonya’da İslamiyet</strong>, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1989, 152 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997, 172 s.</li>
<li>Salih Mahdi AL SAMARRAI, “<strong>Japanese People Ready to Enter Islam</strong>”, konuşması, https://www.facebook.com/IslamInJapanMedia/videos/dr-salih-al-samarrai-appeals-to-release-the-japanese-hostages/1540824696171669/, 11.12.2018.</li>
<li>Salih Mahdi AL SAMARRAI, “<strong>Islam in Japan (1960-1970)</strong>”, http://www.islaminjapanmedia.org/islam-japan-1960-1970/, 02.12.2018.</li>
<li>Salih M. SAMARRAİ; “<strong>Japonya Müslümanları</strong>”, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a87948.aspx, 23.11.2000.</li>
<li>Salih Mehdi SAMARRAİ; “<strong>Müslümanlar Uyanıp Tebliğe Başlamalı</strong>”, https://www.yeniakit.com.tr/haber/irkcilik-islam-aleminin-kefenidir-116585.html, 28.09.2012.</li>
<li>Salih Mehdi SAMARRAİ; “<strong>İslâm’ın yayılmasından korkuyorlar</strong>”, https://www.milligazete.com.tr/haber/1081728/haber-ihbar, 28.09.2012.</li>
<li>Salih Mehdi SAMARRAİ; “<strong>Irkçılık İslâm Âlemi’nin kefenidir!</strong>”, https://www.yeniakit.com.tr/haber/irkcilik-islam-aleminin-kefenidir-116585.html, 28.12.2015.</li>
<li>Salih SAMARRAİ; “<strong>Davetçi Matlub Ali, Nimetullah Hocaefendi’yi Takip Ediyor</strong>”, http://www.yenisoz.com.tr/davetci-matlub-ali-nimetullah-hocaefendi-yi-takip-ediyor-haber-12122, 12.04.2016.</li>
<li>Salih SAMARRAİ; “<strong>İnsanları İslam’a Davet Etmenin En Hızlı ve Basit Yolu</strong>”, http://www.yenisoz.com.tr/insanlari-islam-a-davet-etmenin-en-hizli-ve-basit-yolu-haber-12115, 13.04.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/dogru-yola-guzel-soz-ve-davranislarla-davet-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE DEĞİŞİM MACERAMIZI TAHLİL EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2018 20:29:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[1856 ISLÂHÂT FERMÂNI]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[ALTER]]></category>
		<category><![CDATA[CENOVA]]></category>
		<category><![CDATA[DÂNİŞMEND]]></category>
		<category><![CDATA[ERŞAHİN AHMET AYHÜN]]></category>
		<category><![CDATA[FUAT UĞUR]]></category>
		<category><![CDATA[HARB]]></category>
		<category><![CDATA[KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR İSTİLÂSI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMÛD CELÂLEDDÎN]]></category>
		<category><![CDATA[MASSİMO D’AZEGLİO]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA REŞÎD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[NAPOLİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[SALON YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SIRMA]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN İKİNCİ MAHMÛD]]></category>
		<category><![CDATA[TANZÎMÂT]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH BİLİNCİ VE KÜLTÜR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[TBDD]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇÜNCÜ SELÎM]]></category>
		<category><![CDATA[UĞUR MUMCU]]></category>
		<category><![CDATA[VENEDİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=786</guid>

					<description><![CDATA[“Zâlike biennallâhe lem yeku muğayyiren ni’meten en’amehâ ‘alâ qawmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim: Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez.” (Enfâl 8:53). Hocam Mehmet Maksudoğlu’nun (1) Osmanlı’dan günümüze toplumsal değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği özlü eserinin (2) ikinci kısmını, değişim stratejimizi gözden geçirmemize vesile olması niyazıyla -hocamın imla tercihlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Zâlike biennallâhe lem yeku muğayyiren ni’meten en’amehâ ‘alâ qawmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim</em>: Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez.” (Enfâl 8:53).</p>
<p>Hocam Mehmet Maksudoğlu’nun (<strong>1</strong>) Osmanlı’dan günümüze toplumsal değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği özlü eserinin (<strong>2</strong>) ikinci kısmını, <strong>değişim stratejimizi gözden geçirmemize vesile olması </strong>niyazıyla -hocamın imla tercihlerini koruyarak- özetle paylaşıyorum. Bu özetin ardından Tarih Bilinci ve Kültür dergisi sitesinde pdf kitap halinde yayımlanan eserin tamamını okumanızı (<strong>3</strong>), Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini daha detaylı incelemek isteyenlere de Hoca’nın “Osmanlı Tarihi (1289-1922)” isimli eserini tavsiye ediyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Yenilenme Çarelerini Aramak</strong></p>
<p>“Çâreler aramakta olan <strong>Sultân Üçüncü Selîm </strong>(1789-1807) tahta çıkışının ikinci yılında, <strong>1791</strong> ekiminde, 19 Türk ve 2 yabancıdan devletin niçin eski gücünü kaybettiği, bu güce erişmek için şimdi hangi reformların yapılması gerektiği hakkında birer lâyiha (rapor) istedi (Âsım I/34; Cevdet VI/3). 21 lâyiha tek noktada birleşti: Devlet eski gücünü kaybetmişti, müesseseleri bozulmuş veya işlemez hâle gelmişti, mutlaka <strong>ıslâhât</strong> (reform) lâzımdı. Ancak lâyiha sâhibleri çârede ayrılıyorlardı. Başlıca üç grup vardı:</p>
<p><strong>Muhâfazakâr idealistler: </strong>“Osmanlı, mâzide cihân devletiydi, rakıybi de yoktu. O zaman bütün müesseseleri mükemmeldi. O müesseselere dönebilir, onları canlandırabilirsek devlete eski kudretini iade ederiz.”</p>
<p><strong>Tâvizci romantikler: </strong>“Avrupa bâzı bakımlardan bir müddetten beri bizden ileri gitti. <strong><em>Toplum düzenimizi bozmadan</em></strong>, acele etmeden, Avrupa’nın bizde olmayan <strong><em>tekniğini</em></strong> alalım ve hazmedelim. Zâten Avrupa ile aramızdaki mesafe ancak 30 yıldan beri açılmıştır. Hızla onlara yetişmemiz ve gene en büyük devlet olmamız mümkündür.”</p>
<p><strong>Düzen değiştirmek isteyen radikaller: </strong>“Avrupa’nın bizi şimdilik bâzı hususlarda geçtiği ortadadır. Bu düzene devâm edersek, her sahada bizi geçecektir. Biz de <strong><em>düzen değiştirip </em></strong>onlara yetişelim ve onları geçelim. Bizim aklımız onlardan eksik, zekâmız geri midir?” (Öztuna).</p>
<p>Öztuna’nın, “tâvizci romantikler” dediği kimselerin görüşünün ne kadar haklı ve isâbetli olduğunun canlı örneği Japonya’dır. “<strong>Toplum yapısını değiştirmeden, sâdece tekniği almak” </strong>gerekiyordu! Aradan geçen 300 yıla yakın zaman sonra, hâlâ bu konu tartışılıyor ve gündemden düşmüyor. Rahmetlinin kendisi de, ağır basan üçüncü görüşün devâmı olan akımın bir ürünü olduğu için, pâdişâhın üçüncü şıkkı tatbikini haklı buluyor.</p>
<p>Gerçekten zor bir durumda idik: Dünyâda birinci, en üstün siyâsî kuruluş, <strong>Devlet-i ‘Aliyye</strong> iken, kötü bir duruma düşmüştük ve kurtuluş, yenilenme çâreleri arıyorduk. Karar vermek asla kolay değildi. Verilecek karar, devletin ve milletin geleceğini belirleyecekti.</p>
<p><strong>Muhâfazakâr idealist</strong>lerin görüşü isâbetliydi, Osmanlı müesseselerinin mükemmel ve gıbta edilir olduğunu belirten yabancılar bile vardı. Ancak, ‘insan’ unsurunda bozulma söz konusuydu: <strong>Halîl Hâmid Paşa</strong>’nın hareketi devleti oldukça iyi duruma getirecekti ama, çıkarına dokunulanların marifetiyle makamını ve hayatını<strong> 1785</strong> yılında kaybetmişti.</p>
<p><strong>Düzeni değiştirmek isteyen radikaller </strong>ise <strong><em>panik havası </em></strong>içindeydiler ve işin kolayına kaçma eğilimi gösteriyorlardı: Yakın geçmişte, iyileşme için <strong><em>düzen değişikliği</em></strong>ne, <strong><em>sosyalizm</em></strong>e bel bağlayan okur-yazarlarımız gibi… Bilinmeyen yeniliğin çekiciliği de işin cabası…”</p>
<p><strong>Yenilenirken Yapıyı Tahrip Etmemek</strong></p>
<p>“Devletin bünyesinin (yapısının) değiştirilmesinin sonuçları <u>hiç hesaplanmadı</u>, öngörülemedi.</p>
<p><strong>“Sultân Üçüncü Selîm</strong>, 21 lâyihayı okudu ve kararını verdi: <strong>Üçüncü şık uygulanacaktı, <em>düzen değişecekti</em></strong>, adını da buldu: <strong>Nizâm-ı Cedîd </strong>(Yeni Düzen).</p>
<p>… Pâdişâh’ın lehlerine karar verdiği radikaller şahsiyetleri bakımından, zâhiren aynı fikre sâhib görünüyorlarsa da gerçekte üç grup idi:</p>
<p>1- Avrupa’nın her şeyini üstün, Türk’ün, Osmanlı’nın, belki İslâm’ın her şeyinin bozulmuş olduğunu savunan, bir bakıma romantik; Türk, Osmanlı ve İslâm târihinin ilk züppeleri.</p>
<p>2- Nizâm-ı Cedîd’ci olarak yeni düzen içinde külâh kapmak ve reform adına memleketi sömürmek isteyen, mal, para ve iktidara çok harîs menfaatçiler.</p>
<p>3- Hızlı bir radikal reformla Türkiye’yi kalkındırmak isteyen gerçek devlet adamları. Ancak bu sonuncu grup radikaller makbûl idi, makbûl olmak gerekirdi. Hâlbuki Sultân Üçüncü Selîm Hân, radikalleri bir bütün olarak gördü.” (Öztuna).</p>
<p>24 Şubat <strong>1793</strong>’de Nizâm-ı Cedîd rejimi resmen bir hatt-ı hümâyûn ile ilân edildi. Sultân Selîm, yeniliğe ordudan başlamak gerektiğini, iyice bozulmuş olan yeniçeri ile bir yere varılamayacağını biliyordu. Yeniçerilere dokunmadan, onların tepkisini çekmeden, yeni bir ordu kurmağa girişti. Bu ordudaki asker, esnaflıkla uğraşmayacak, disiplinli olacak, milletine ve subayına silâh çekmeyecekti. “Kanûnî devrindeki disiplini hâiz bir ordu, ama asrın tekniği ile de mücehhez olacaktı… Avrupa’dan subaylar, mühendisler, denizciler getirildi. Avrupa kıyafetinden mülhem üniformalar giydirildi.”</p>
<p>Kültür istilâsı böylece, Devlet eliyle, farkına varılmadan, başlatılmış oluyor.</p>
<p><strong>Üniformadan etkilenmek, <em>kültür istilâsının başlangıcı </em></strong><strong><em>oluyor. </em></strong>Benzemek <strong><em>yol olunca</em></strong>, bu iş devâm ediyor ve insanlar, askerden başlayarak, <strong>başkalarına benzeye benzeye</strong> sonunda kimyâdaki târifiyle <em>renksiz, kokusuz, tatsız </em>bir hâle geliyorlar!</p>
<p>Ordu, ıslâh edilmek isteniyor, maddî her şey düşünülüyor, <strong>her gün 40 rekât namaz kılma durumunda olan askere, Allah’ın bu emrini yerine getirmesi için <u>uygun</u> kıyâfet düşünülmüyor! </strong>Demek ki Avrupa karşısındaki <em>şaşkınlık </em>ve <em>panik</em>, doğru, sağlıklı düşünmeye mâni oluyor.</p>
<p>Burada, askerî işgalden çok daha kötü ve tehlikeli olan <strong><em>kültür istilâsı</em></strong>nın ortaya çıkışı görülmektedir. Savaş usulünü almak başka (Hendek harbinde Selmân-ı Fârisî hazretlerinin teklifiyle, İran’da uygulanan hendek işi benimsenmiştir), kâfire <strong>benzemek </strong>çok başka bir iştir. “<strong>Bir kavme benzeyen onlardandır.</strong>” nebevî sözünü, o çağdaki yetkililerin bilmemesi düşünülemez; bu bilgiye rağmen, bunun aksine davranmış olmaları, İslâm’a bağlılık bilincindeki zayıflık mı, düşüncesizlik mi, Avrupa karşısındaki aşağılık duygusu ve panik havasının etkisi mi, merak ve inceleme konusu olarak durmaktadır.”</p>
<p><strong>Nasyonalizmin Osmanlı’ya Etkisini Görebilmek</strong></p>
<p>“Bir Avrupa icadı, ürünü, fabrikasyonu olan<strong> Nasyonalizm</strong>, fikir kökleri daha eskiye dayanmakla birlikte, Fransız İhtilâli’nden (<strong>1789</strong>) sonra<strong>, </strong>onsekizinci asrın sonlarına doğru bir akım olarak ortaya çıktı. İtalya’da, önce dil birliği sağlandı, Napoli, Cenova, Venedik gibi devletçikler İtalyan <em>nation</em>u olarak birleştirildi. “Dil birliğini meydana getirdik, sıra <em>İtalyan milleti</em>ni yaratmağa(!) geldi” denildi. <strong>1861</strong> yılında İtalya siyâsî birliğinin kurulmasından sonra yazar ve Piemont’un eski başbakanı<strong> Massimo d’Azeglio</strong>’nun şöyle dediği yaygındır: “İtalya’yı meydana getirdik, şimdi ‘İtalyan’ları meydana getirmemiz gerek.” (Alter).</p>
<p>“1838’de İngiltere ile yapılan ticâret anlaşması, Mehmed Ali Paşa isyanıyla ilgilidir (Öztuna). Çünkü, İngiltere, Osmanlı Devleti’ni tehdîd eder duruma gelmiş olan Mehmed Ali Paşa meselesine çözüm arayışına düşen Osmanlı’nın bu güç durumundan faydalanarak bu anlaşmayı yapmıştır (Harb).</p>
<p><strong>Kavalalı Mehmed Ali Paşa </strong>konusu, gerçekten <strong><em>ibretle </em></strong>incelenmeğe değer:</p>
<p>Allah’ın verdiği kabiliyet doğru yönde kullanılmazsa ne vahim sonuçlar verdiği görülüyor: “Ben daha iyi yaparım” diye nizâmı bozup entrikalar çevirerek eyâlet vâlisi ol, Avrupalı’dan öğrendiğin teknikle devletin ordusundan daha güçlü ordu kur, sonra devleti yönetmeye kalk, devlet senden çekindiği için <strong><em>telâşla, </em></strong>doğru dürüst değil, hemen hemen hiç <strong><em>inceleme yapmağa imkân bulamadan </em>devletin yapısını kökten değiştirme sonuçlarını getirecek olan </strong>birtakım<em> <strong>iyileştirme </strong></em>hareketlerine girişsin, artçı sarsıntılarla bunun etkisi, birkaç nesil devam etsin ve sonunda, devlet, aynı şekilde, “ben kurtarırım” heveslilerinin elinde harîtadan silinsin!</p>
<p>İngiltere ile 16 Ağustos 1838’de yapılan ticaret anlaşmasının ardından Fransızlar da Osmanlı Devleti’ni, üç ay sonra, kendileriyle, İngiltere’ninki gibi bir anlaşma yapmağa mecbûr etmiştir. Osmanlı, İspanya ile 2 Mart 1840 tarihinde, Hollanda ile de 14 Mart 1840 günü benzer anlaşmalar imzalamak zorunda kalmıştır.</p>
<p><strong>Yenileşmek niyetiyle, <em>kültür istilâsı </em></strong>devlet eliyle <strong>buyur ediliyor:</strong></p>
<p>Sultân İkinci Mahmûd’un, Pertersburg büyükelçiliğinden kapdân-ı deryâ olarak İstanbul’a gelen damadı Müşir Halîl Rif‘at Paşa’nın; “Avrupa’ya benzemezsek, Asya’ya çekilmeye mecburuz” demesi, pâdişâhı, inkılâb (devrim) hareketlerinde daha şiddetli davranmaya teşvik etti (Öztuna).”</p>
<p><strong>Sultân Abdülmecîd’den (1839-1861) Ders Almak</strong></p>
<p>“Tanzîmâtı ilân eden Abdülmecîd, 16 yaşında pâdişâh olmuştur. <strong>Mustafa Reşîd Paşa</strong>, hem hâriciye nâzırı, hem de Osmanlı Devleti’nin Londra sefiri idi. Mısır vâlisi <strong>Mehmed Ali Paşa</strong>, güçlü durumda idi, devlet, ikiye bölünme tehlikesi ile karşı karşıya idi. Mısır gailesini atlatmak için <strong><em>dış desteğe, </em></strong>yâni Avrupalı devletlerin yardımına ihtiyâc vardı (Mahmûd Celâleddîn).</p>
<p>Böylece, devletin, değişen dünyâ şartları karşısında yeniden yapılanmağa olan ihtiyâcı yanında, Avrupa devletlerinin <strong>isteklerine de uyacak, onları tatmin edecek </strong>düzenlemeler yapıldı. Sultân Abdülmecîd’in tahta çıkması üzerine İstanbul’a gelen <strong>Mustafa Reşîd Paşa</strong>, “Tanzîmât’ın hayâtî bir zaruret olduğunu genç pâdişâha <strong>gizli mülâkatlarla </strong>anlatmış” idi (Dânişmend).</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin târihî çizgisindeki müthiş kırılma <strong>Tanzîmât’la resmen başlamış </strong>oluyordu. Bu kırık çizgide gidiş, <strong>1856 Islâhât Fermânı’yla derinleşerek </strong>devâm edecek ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar sürecek, aydınlar ve yetkililer bu akım içinde, bu şartlarda yetiştikleri için, orada da durmayacak, ondan sonra da devlet politikası olarak sürüp gidecektir.</p>
<p>Aslında, Osmanlı Devleti, 18. Yüzyıl sonunda dinamizmini büyük ölçüde yitirmiş, kendisine hayât veren İslâmî değerlere bağlılık, bürokraside ve idârî seviyede zayıflamıştı. 19. Yüzyıl başından beri yapılan işleri, ‘her ne pahasına olursa olsun, mâddeten ayakta kalmak çabaları’ olarak nitelemek yanlış olmaz.</p>
<p>“Osmanlı Devleti’nde Batı kültürünün yerleşmesinde ana sebeb, Sultan Abdülmecid’in (m. 1839-1861) ‘Batılılaşma’ya öncülük etmesidir. Sultan ki ülkede yönetimin başıdır. Onun bu tarzda yönelişi, zorunlu olarak Osmanlı aydınlarının geleneksel kültürden uzaklaşmalarını, Avrupa tarzı eğitime ve Batı kültürüne yönelmelerini teşvik edici olmuştur.” (Dânişmend).</p>
<p>Yaşı, kültürü ve birikimi genç Sultan Abdülmecid’e, Mustafa Reşîd Paşa’nın âdetâ diktesi olan Hatt-ı Hümâyûnu ilân edip yaymasının etkilerini, vereceği sonuçları kestirme imkânı vermiyordu; gerekli olduğuna iknâ edildiği hususları, iyi niyetle ilân ediyordu.</p>
<p>“Seçkin Osmanlı aydınlarının sultanı ve Osmanlı sarayını örnek alması, Osmanlıların yaşama tarzlarının değişmesini ve Avrupa hayat tarzına yönelmeyi süratlendirmiştir. Dolayısıyla daha önce Osmanlı aydınının ikinci dili Arapça iken, onlar için ikinci dil Fransızca olmuştur. Ayrıca edebiyat alanında Osmanlı aydını için Fars edebiyâtı örnek iken artık Fransız edebiyâtı örnek olmuş, Fransızca eserlerin tercümesi de çoğalmaya başlamıştır.” (Dânişmend).</p>
<p>Tanzimât Fermânı’nın verdiği imkânla, azınlıklar ekonomi alanında kuvvetlendiler. Yabancı sermayenin memlekete serbestçe girmesi ve onları koruması, ticaret işlerinin ellerine geçmesine sebep oldu (Sırma).</p>
<p>Sanayi devrimi yapmış, yeryüzünün pek çok yerlerini kendi sömürgesi hâline getirerek iyice zenginleşmiş Avrupalıların yaşayışını yakından görüp, üç yıl boyunca onların yaşama tarzlarına iyice âşinâlık kazanmış Osmanlı yöneticileri, bürokrasisi, bu <strong>kültür şoku</strong>nun sarsıntısını geçiriyor, ‘onlar gibi’ yaşama özentisi içinde bulunuyordu!</p>
<p>Sultan Abdülazîz (1861-1876) mâlî durumu düzeltmeğe çalıştı, gereksiz masrafları kıstı, sarayda altın ve gümüş eşya kullanılmasını yasak etti, rüşveti ve nüfuz ticâretini önlemeğe çalıştı. Bâzı memurlar, rüşvet suçlamasıyla hüküm giydiler…</p>
<p>Tanzîmât’la başlayan değişiklikler zincirinin son halkası Cumhûriyet olmuştur ve bu son safhada eskilerin hayâl bile edemeyeceği, ziyadesiyle radikal işler yapılmıştır…</p>
<p>Ünlü gazeteci yazar Uğur Mumcu, günümüzdeki durumu, internette dolaşan bir konuşmasında şöyle özetliyor:</p>
<p>“Türk vatandaşı; İsviçre Medenî Kanunu’na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası’na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’na göre yargılanan, Fransız İdâre Hukuku’na göre idâre edilen ve İslâm Hukuku’na göre gömülen kişidir.”</p>
<p>Uğradığımız <strong>kültür şoku </strong>sebebiyle, <em>farkına bile varmadan, </em>kendimizi, iyi yapıyoruz, Avrupalılar <strong><em>gibi</em></strong> oluyoruz, asrî oluyoruz (çağdaşlaşıyoruz) diyerek <strong>kültür istilâsı</strong><em>na</em> mahkûm etmişiz! <strong><em>En</em> <em>keskin kırılma noktası olan</em></strong> Tanzîmât’tan beri (1839) artarak süregelen <strong>kültür istilâsı</strong>,<strong> </strong>son yüzyılda doruğuna ulaşmış, bu sebeple iş o hâle gelmiş ve devlet eliyle öyle birkaç nesil yetiştirilmiştir ki; bu tip, Fuat Uğur’un şâhâne ifâdesiyle; <strong><em>kendinin, yanlışlıkla bu ülkede doğmuş, bir talihsizlik eseri olarak Türk ve Müslüman bir âile içinde dünyaya gelmiş </em></strong>olduğu kanaatindedir.</p>
<p>“Düşman tarafından öldürüldüğünde değil, <strong>ona benzediğin zaman</strong> <em>yenilmiş olursun!</em>” der Aliya İzzetbegoviç.”</p>
<p>Bu eserin, maruz kaldığımız kültür şokunu daha derinden idrâk ederek kendimize gelme çabalarımıza müspet bir tesir yapması temennisiyle…</p>
<p>“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O’ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://mehmetmaksudoglu.com">http://<strong>mehmetmaksudoglu</strong>.com</a>, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı’dan Günümüze Değişme Mâcerâmız</strong>, Editör: Fethi Güngör, Tarih Bilinci ve Kültür Dergisi yayını, İstanbul, Kasım 2018, 114 s.</li>
<li>http://www.<strong>tbbd.org</strong>/, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı Tarihi (1289-1922)</strong>, Yayına Hazırlayan: Dr. Erşahin Ahmet Ayhün, 5. Basım, Salon Yayınları, İstanbul 2018, 550 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞ SEBEPLERİNDEN DERS ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 05:51:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[DÂNİŞMEND]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRDÜNCÜ MURÂD]]></category>
		<category><![CDATA[ERŞAHİN AHMET AYHÜN]]></category>
		<category><![CDATA[FÂTİH SULTÂN MEHEMMED]]></category>
		<category><![CDATA[FERHAD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[GENÇ OSMAN (1618-1622)]]></category>
		<category><![CDATA[HAÇOVA MEYDAN MUHÂREBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HALÎL HÂMİD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN KONUK]]></category>
		<category><![CDATA[İNEBAHTI (LEPANTO)]]></category>
		<category><![CDATA[İPŞİRLİ]]></category>
		<category><![CDATA[KANÛNÎ SULTÂN SÜLEYMAN]]></category>
		<category><![CDATA[KARAKAŞ MEHMED PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[KÂTİB ÇELEBİ (1609-1657)]]></category>
		<category><![CDATA[KOÇİ BEY]]></category>
		<category><![CDATA[LALA MUSTAFA PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MÎMAR KASIM AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HARB]]></category>
		<category><![CDATA[NA‘ÎMÂ 1665-1716)]]></category>
		<category><![CDATA[NEŞRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ (1289-1922)]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[PİYÂLE PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SADRÂZAM HÜSEYİN PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SİLAHDÂR]]></category>
		<category><![CDATA[SİNAN PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SOKULLU MEHMET PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SOLAKZÂDE]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN ÜÇÜNCÜ MURÂD (1574-1595)]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH BİLİNCİNDE BULUŞANLAR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇÜNCÜ MEHMED (1595-1603)]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNÇARŞILI]]></category>
		<category><![CDATA[VEZÎR AHMED PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[ZİGETVAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=783</guid>

					<description><![CDATA[“We li kulli ummetin ecel. Fe izâ câ’e eceluhum lâ yeste’khirûne sâ‘aten ve lâ yestaqdimûn;  Her toplumun bir vadesi vardır: Vadeleri dolduğu vakit onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (A’râf, 7/34. Keza; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61 vd.). Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken 1983-84 yıllarında kendisinden İslam Tarihi ve Arapça dersleri aldığımız muhterem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We li kulli ummetin ecel. Fe izâ câ’e eceluhum lâ yeste’khirûne sâ‘aten ve lâ yestaqdimûn</em>;  Her toplumun bir vadesi vardır: Vadeleri dolduğu vakit onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (A’râf, 7/34. Keza; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61 vd.).</p>
<p>Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken 1983-84 yıllarında kendisinden İslam Tarihi ve Arapça dersleri aldığımız muhterem hocamız Mehmet Maksudoğlu (<strong>1</strong>), Osmanlı’dan günümüze, toplumdaki değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği kitabını yayına hazırlamam için bana gönderdiğinde büyük bir iştiyakla okudum.</p>
<p>Maksudoğlu hocamın imla tercihlerini muhafaza etmeye gayret ederek eseri tashih ve redaksiyona tâbi tutup kendisinin de muvâfakatini aldıktan sonra tasarım ustası bir dostuma ilettim (<strong>2</strong>). Ardından, daha çok okuyucuya daha hızlı ulaşabilmesi için Tarih Bilinci ve Kültür dergisine -internet sitesinden tam metin hâlinde yayımlanması- ricasıyla gönderdim. Derginin sahibi Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Konuk, eseri dergi sitesinden hızlıca yayımlattı (<strong>3</strong>). Tam metin halinde siteden indirip okuyabileceğiniz eserin ilk bölümünü, ehemmiyetine dikkat çekmek maksadıyla özetle aktarıyorum. Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini daha detaylı incelemek isteyenlere de Hoca’nın “Osmanlı Tarihi (1289-1922)” isimli eserini tavsiye ediyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Bozulmanın Nasıl Başladığını Doğru Tespit Etmek</strong></p>
<p>“Fâtih Sultân Mehemmed çağında; “Zina suçu derhâl ve şiddetle cezâlandırılırdı. Yol kesicilik âlemden silinmişdi. Öyle ki, bir kadın, yanında büyük mikdârda altınla, yalnız başına bir iki günlük yola gitse, hiçbir zarâra uğramadan döneceğinden kimse şüphe etmezdi.” (Neşrî)</p>
<p>Fâtih’in yıktığı Doğu Roma İmparatorluğu’nda, Kostantinopolis’te ise “fuhuş yaygındı, kölelerin durumu fecî idi.” (Jenkins). Osmanlı ordusu şehri kuşattığında halk, Hipodrom (Sultanahmed) meydanına, Mâviler ile Yeşiller arasındaki araba yarışlarını seyretmeğe koşuyordu…</p>
<p>Derken, durum değişti, Avrupa karşısında, yenileşme, değişme ihtiyâcı duyduk. Güçlü olan, gurura kapılıyor (gurur; ‘aldanmak’ demektir). <strong>Kanûnî Sultân Süleyman</strong> pâdişâh olunca, şehzâdeliğinde Enderûn’da (saray mektebinde) tanıdığı, gerçekten çok zeki ve kabiliyetli İbrâhîm’i, <em><u>usule aykırı olarak</u></em> sadrâzam yaptı. Vezîr <strong>Ahmed Paşa </strong>1522’de Mısır’a tâyin edildi. Sadrâzamlık sırası kendinde olduğu hâlde bu işe İbrâhim’in getirilmiş olmasından dolayı kırgındı, Devlet’e baş kaldırdı, Mısır’da kilit noktalara güvendiği Memlûkları getirdi. 1524 yılı ocak ayında <strong>kendi adına sikke kestirdi, hutbe okuttu! Yâni bağımsız oldu! </strong>1525 yılında ortadan kaldırıldı, <em>ama</em> Devlet’e <em>karşı </em><u>bir davranış ortaya çıkmış oldu.</u></p>
<p><strong>Fâtih</strong>, dışarıdan İstanbul’a ikindi vaktinden sonra girilmesini yasaklamıştı. Kendisi, tebdîl-i kıyâfetle (kılık değiştirmiş olarak) gezerken İstanbul’a ikindi vaktinden sonra girmek isteyince, kapıdaki görevli, onu içeri almamıştı. Fâtih kendisini tanıtıp içeri girerken de; “Hünkârım, kendi <strong>töre</strong>ni niçin kendin bozarsın?!” hitâbını tevcih etmişti.</p>
<p><strong>Kanûnî Süleyman</strong>, Zigetvar cihâdı sırasında, atının kırılan gümüş gemini onaran yeniçeriyi, “orduya sanatkâr karışmış” diyerek öfkelenip yeniçerilikten çıkartmış, emekliye sevketmişti. <strong><em>Yeniçeri Ağası, bu yüzden büyük tehlike atlatmıştı.</em></strong></p>
<p>Bozulmada ikinci adım:<strong> İnebahtı (Lepanto</strong>) deniz savaşını (<strong>1571</strong>) unutmayalım:</p>
<p>Haçlı Donanmasına karşı gönderilen “Osmanlı Donanmasının başında, ‘Donanma-yı Hümâyûn Serdârı’ sıfatıyla İkinci Vezîr Pertev ve Kapdân-ı Deryâ Müezzin-zâde Ali Paşalar vardır ve bunların her ikisi de kara ordusunda yetişmiş olmak itibariyle denizcilikle hiçbir alâkaları yoktur!… Deniz işlerinden hiçbir şey anlamayan bu kara paşalarını o kadar buhranlı bir devirde Bahriye’nin başına getiren de Vezîr-i A‘zam Sokullu Mehmet Paşa’dır! Bunlardan Kapdân-ı Derya Müezzin-zâde Ali Paşa’nın kapdanlıktan evvelki vazifesi Yeniçeri ağalığıdır ve ondan evvel de hiç deniz işlerinde bulunmamıştır! Eski ve yeni müellifler bunda müttefiktir… Büyük denizci Piyâle Paşa’nın donanma serdarlığından azli, Kıbrıs ganimetlerinde Sokullu’yu memnun edememiş olmasından, Sadâret makamında Sokullu’ya rakip sayılmasından ve Sokullu’nun da, onun yerine gönderdiği ikinci vezir Pertev Paşa’yı muvaffak olamayacağı (başaramayacağı) bir işe sevkederek gözden düşürmek istemesindendi!” (Dânişmend).</p>
<p>Avrupalı’nın, <strong>o zamana dek yenemediği</strong> Osmanlı’ya karşı kazandığı Lepanto deniz zaferi, İtalya’da, 450 yıl sonra, halâ şatafatlı törenlerle anılmaktadır.</p>
<p>Kanûnî’nin torunu <strong>Sultân Üçüncü Murâd</strong> (1574-1595) çağında, Osmanlı Cihân Devleti’nin hudûdu, batıda Litvanya’ya kadar uzanıyordu. Sultân Üçüncü Murâd, oğlu Mehmed’in günlerce süren sünnet düğününde (Solakzâde), şaşılacak hünerler gösteren canbazlara, hokkabazlara, mükâfat olarak ne istediklerini sorunca (1595), <strong>yeniçeri olmak istediklerini </strong>söylediler! Yeniçeri Ağası Ferhad, bu gülünç isteğe uymaktansa ağalığı bırakmayı yeğledi. Yerine geçen makam heveslisi Yûsuf Ağa, bu maskaraca işi irtikâb etti, hokkabazları, canbazları yeniçeriliğe aldı. Böylece, Dünyânın en güçlü ordusunun <em>bozulmasında çok mühim bir adım </em>atılmış oldu! (<strong>1595</strong>).”</p>
<p><strong>Şahsi Menfaat Hırsıyla Devlet ve Toplum Nizamını Tehlikeye Atmamak</strong></p>
<p>“Mîlâdî 16. Yüzyıl sonlarında, <strong>Sinan Paşa</strong>’nın beş defa sadrâzam olması, bu makama gelmek için çoğu defa, etkililere ‘hediye’ nâmı altında çok büyük meblâğlar ödemiş olması, <strong>bozulmanın belirtileri olarak değerlendirilmelidir. </strong></p>
<p><strong>Kişinin, böylesine mühim, âhireti için son derecede tehlikeli olan bir makama gelmek için büyük meblâğları ‘hediye’ olarak etkili ve yetkililere ödemesi, neye alâmettir? </strong></p>
<p>“Sinan Paşa, başta harem ve saray muhiti olmak üzere ulemâ ve asker çevresinden kıymetli hediyelerle veya mevkiler vererek bir taraftar kitlesi oluşturmuş, siyasî gücü bu ekiple birlikte kullanmıştır. Özellikle Lala Mustafa Paşa, Ferhad Paşa gibi amansız rakipleriyle giriştiği siyasî mücadele XVI. Yüzyıl’ın son çeyreğine damgasını vurmuştur.” (İpşirli).</p>
<p>Mîlâdî <strong>1596</strong> yılında yapılan Haçova Meydan Muhârebesi’nde, 100 bin kişilik Osmanlı ordusunun karşısına çıkan 300 bin kişilik Haçlı ordusunda Avusturyalı, Macar, İspanyol, Çek, Polonyalı, Floransalı, Erdelli askerler ve <strong>Papa</strong>’nın askerleri vardı. Savaşın ikinci gününde Avusturyalılar Osmanlı ordusunun merkezine şiddetle saldırıp merkezi dağıttılar. Yeniçeri ve sipâhîlerin birçoğu şehîd oldu. Bozgun başlamıştı…</p>
<p>Avusturya askerleri, Osmanlı karargâhına girmiş, yağmaya koyulmuşlardı. Düşman askerlerinin çadırlar arasında dağılıp yağmaladığını gören seyisler, aşçılar, deveciler, katırcılar; balta, kazma gibi âletlerle saldırıp bir kısmını öldürdüler (Solakzâde), bir yandan da “<strong><em>Kâfir kaçdıı!”</em></strong> diye haykırmağa başladılar. Kaçan Osmanlı askerleri de dönüp düşmana saldırdılar. Avusturyalılar 50 bin asker kaybetti. Osmanlılar 95 Alman topu ele geçirdiler (Uzunçarşılı).</p>
<p><strong>Görüldüğü gibi </strong>bozulma, yukarıda, üsttekilerde başlıyor; henüz bozulmamış olan halk çocukları, hizmetliler, <strong><em>bozgunu zafere çeviriyorlar.</em></strong> İbret alınacak bir durum! Bu savaşta genç pâdişâh <strong>Üçüncü Mehmed </strong>(1595-1603) de vardı ve tutsak düşebilirdi!</p>
<p>Lehistan kazakları, Özi (Dinyeper) nehrinden Karadeniz’e çıkıp İstanbul Boğazı’ndaki Yeniköy’ü yağmalamışlardı. Bu duruma çok kızan <strong>Pâdişâh Genç Osman</strong> (1618-1622) Lehistan’la savaşa karar verdi. Ordu-yu Hümâyûn ile 1621 yılında sefere çıkan pâdişâh, Hotin’e geldi, fakat kaleyi alamadı. Kırımlı 50 bin atlı Lehistan içlerine akınlar yaparak halka korku saldı. 14 Eylûl 1621 günü yapılan dördüncü yürüyüşte, Budin Vâlisi <strong>Karakaş Mehmed Paşa</strong>, Lehlilerin istihkâmlarına girmişti ve Osmanlı bayrağını çekmek üzeriydi ki şehîd düştü (Solakzâde).  Sadrâzam <strong>Hüseyin Paşa</strong>, gerekli yardımcı kuvvetleri, <em>kıskançlığından dolayı </em>göndermemişti. Mehmed Paşa bu işte başarılı olursa, <em>kendisinin yerine sadrâzam olabileceği endişesiyle </em>böyle davranmıştı! Bu fecî hatasından dolayı <strong>azledildi. </strong></p>
<p>Sonunda, Devlet-i ‘Aliyye ile Lehistan arasında, 5 Ekim 1621’de barış andlaşması yapıldı… Osmanlı merkez ordusundaki bozukluk, bu seferde de görülmüştü. Bu orduyla iş görülemeyeceğini iyice anlayan pâdişâh, hacca gidip Anadolu’dan asker toplamak istedi, bu hareketi statükoyu ürküttü ve hayâtına mâl oldu (<strong>1622</strong>).”</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarının İsraf Edilmesine Göz Yummamak</strong></p>
<p>“<strong>Mustafa 1617</strong>’de pâdişâh olunca, culûs bahşişi dağıtılmıştı. Üç ay sonra Genç Osman pâdişâh olunca (1618), yine culûs bahşişi dağıtıldı. Dört yıl sonra (1622) tekrar Mustafa pâdişâh olunca, yine culûs bahşişi dağıtılmıştı. Mustafa’nın annesi, oğlunun durumunu korumak için askerlere büyük meblâğlar ödemişti. Bir müddet sonra <strong>Dördüncü </strong>Murâd’a bey‘at edilince, <em><u>5 yılda 4 defa culûs bahşişi</u></em><u> <em>dağıtılmış oldu</em></u>. Sutân Murâd’ın culûs bahşişini ödemek için saraydaki altın ve gümüş eşyanın eritilmesi gerekti ve bâzı tâcirlere borçlanmak zorunda kalındı!</p>
<p><strong>Koçi Bey</strong>, Sultân Dördüncü Murâd’a sunduğu <strong>risâle</strong>de, 16. Yüzyıl’ın sonlarından başlayarak <em>ülke ve devletin içine düşmüş olduğu durumun umumi manzarasını çizdikten sonra <strong>ülkeyi hükmü altına almış kötülükleri </strong>seyredip de susmasının kendisi için mümkün olamayacağını ifade eder </em>(Akün).</p>
<p>Genç pâdişâhı, bu kötü gidişe dur demeğe, kötülükleri önlemeğe dâvet eden, bunu yapmazsa, Kıyâmet Günü’nde hesap vereceğini hatırlatan Koçi Bey, içten çürüme olgusunu, Osmanlı Devleti’nin devâmı ve geleceği için büyük tehlike olarak görür. Bozuluşun idârî ve ictimâî kuruluşlardaki durumunu ele alır. Bu kuruluşlar önceleri nasıldı, nasıl işliyordu, sonraları nasıl bozuldu, bunları anlatır… Zamanla, ehil olmayanlara verilen, hattâ <u>satılan tımarlar, devletin <em>temellerinin sarsılmasına </em>yol açmıştır</u>.</p>
<p><strong>İlmiye</strong> sınıfındaki bozukluğu, bâzı makamlara gelmek için verilen rüşveti belirtir. Mühim makamlara rüşvet ve kayırma yoluyla ehil olmayanların getirilmesini zikreder. Koçi Bey, çâreyi, <strong>kanun-ı kadîm </strong>dediği, geçmişteki usûl ve nizâmlara dönmekte görür ve tavsiye eder.”</p>
<p><strong>Bozuluşu Durdurup Nizamı Islah İçin İrade Koymak</strong></p>
<p>“Bocalama devrinde, duraklama hâlindeki Osmanlı devletinde nâdiren görülen bir olay gerçekleşti: Kabiliyetli, işin ehli bir şahıs, tepedekilere ulaşabildi: <strong>Mîmar Kasım Ağa</strong>, yetmiş yaşında, hâlâ bir Sancak Beyi olan <strong>Köprülü Mehmed Paşa</strong>’yı sarayla tanıştırdı. Köprülü, iç bünyesinde zayıflık belirtileri görülmeğe başlamış olan Osmanlı Devleti’nin dinamiklerini ve hâlâ sâhip olduğu gücü biliyor, halkı tanıyordu. Balığın baştan kokması gibi, bozukluğun, üst düzeydeki bürokratlarda olduğunun, çevirdikleri fırıldakların farkında idi. Bunun için, görevi kabul etmek için dört şart ortaya koymuş ve bu şartların kabul edilmesi üzerine <strong>1656 </strong>yılında Sadrâzam olmuştu (Uzunçarşılı). Köprülü, bu şartları koymazsa, ileri gelenlerin birtakım oyunlarla iş gördürmeyeceklerini, hattâ kendisini sadrâzamlıktan uzaklaştıracaklarını çok iyi biliyordu. Bürokrasinin genel havası buydu…</p>
<p>Bu sırada Osmanlı münevverleri, bozukluğun ne olduğunu tesbît edip devleti sağlıklı kılacak bir düzeltmenin görevleri olduğunu görmeğe başladılar. Bazı târihçi ve edebiyâtçılar 17. Yüzyıl’dan itibaren devletteki zayıf noktaları ve Osmanlı yönetimindeki kusurların neler olduğunu yazmaya başladılar. Bunlar arasında ansiklopedist <strong>Kâtib Çelebi </strong>(1609-1657) ve müverrih <strong>Na‘îmâ </strong>1665-1716) mühimdir. Gerek karar vericilerin çevresinde bulunan veya idârî mekanizmada görevi olan, gerekse idârî görevi olmayan aydınlar, <strong>Osmanlı Devleti’nin yönetim sistemini bozup değiştirmek değil, o sistemi <u>iyileştirmek</u> arzusunda idiler </strong>(Harb).</p>
<p>Tam olgunluğa erişmiş meyvenin bozulmağa başlaması gibi, Osmanlı toplumunda da 16. Yüzyıl sonunda belirmeğe başlayan alâmetler, 17. Yüzyıl sonlarında tamamen açığa çıkmaktadır. Bunun en bâriz örneği <strong>1683 </strong>yılındaki ikinci Viyana muhasarasıdır. Viyana’yı kuşatan asker içinde, kutlu üç aylarda bile içki içenler, zina ve oğlancılık yapanlar vardı (Silahdâr). Toplumda, genel olarak ahlâkî çöküntü başlamıştı. Kara Mustafa Paşa, surlarda ikişer metre eninde 6 gedik açılmış olduğu hâlde (Öztuna) hucûm emri vermedi, verseydi Viyana alınabilirdi… (Şehir düşerse askerin 3 gün yağma hakkı vardı. Ancak teslim olursa, ganimet, Hazine’ye, yani Mustafa Paşa’nın tasarrufuna kalacak, üst düzey yöneticilere dağıtacağı hediyelerle mevkii sağlamlaşacaktı).</p>
<p>Bozukluk ve çürüme tepede kalmamış, zamanla aşağıya inmeye başlamıştı. Devletin kendini toparlaması için son derecede isâbetli ve değerli olan bu hareketler ve Paşa’nın, tımar düzenini iyileştirme hareketi, çıkarlarına dokunanların tepkisine yol açtı ve Halîl Hâmid Paşa’nın makamını kaybetmesine ve idâm edilmesine yol açtı (Nisan <strong>1785</strong>). Çıkarlarına dokunulan fırsatçı düşüncesizlerin Paşa’dan kurtulmak için uydurdukları ve çeşitli kanallarla yayılan ve iletilen iğrenç yalan ve iftirâ; “yeniçerilerin ulûfelerini kesip ayaklanmalarına zemîn hazırlamak ve pâdişâhı değiştirmek” idi!</p>
<p>Terzi ne kadar usta olursa olsun, yıpranmış kumaş yama tutmuyordu…”</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>mehmetmaksudoglu</strong>.com, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı’dan Günümüze Değişme Mâcerâmız</strong>, Editör: Fethi Güngör, Tarih Bilinci ve Kültür Dergisi yayını, İstanbul, Kasım 2018, 114 s.</li>
<li>http://www.<strong>tbbd.org</strong>/, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı Tarihi (1289-1922)</strong>, Yayına Hazırlayan: Dr. Erşahin Ahmet Ayhün, 5. Basım, Salon Yayınları, İstanbul 2018, 550 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ  MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Sep 2018 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP COĞRAFYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[BÖĞRÜDELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[GARP]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İBN-İ SİNA]]></category>
		<category><![CDATA[İDİL-URAL]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİ ENGİNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[İSAR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[JAPON İMPARATORU MEİJİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONYA]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[MANÇURYA]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-JAPON SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[UYGUR BÖLGESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya başlar. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın ilk kıvılcımını ateşleyen hareket adamı, 1903-1908 arasında Tokyo’da Japonca öğrenir. İmparatorluk ailesiyle dostluk kurup üst düzey bazı devlet adamlarının ihtida etmesine vesile olur. Cumhuriyet döneminde Konya’nın Böğrüdelik Köyü’ne yerleşen Abdürreşid İbrahim 1933’te 76 yaşındayken yeniden Japonya’nın yolunu tutar. Yapımı için büyük çaba sarf ettiği Tokyo Camii 1937’de ibadete açılır. Caminin ilk imam-hatipliğini de üstlenir. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasına ve teşkilat kurma hakkı kazanmasına öncülük eder. 17 Ağustos 1944 günü 87 yaşında Tokyo’da vefat eder ve Müslüman mezarlığına defnedilir.</p>
<p><strong>İslam Âleminin Vaziyetini Dirayetle Ortaya Koymak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Efendi’yi yakından tanıyan, onu çok seven ve ondan çok etkilenen Mehmet Âkif, Safahât’ın ikinci kitabında büyük seyyahın gözünden öncelikle hilafetin emanetçisi olarak ümmetin sorumluluğunu taşıyan Osmanlı payitahtının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Ardından Osmanlı coğrafyası dışında kalan Müslüman topluluklara ait gözlemlerini dizeye döker. Böylece İslâm âleminin bir asır önceki <strong>ilmî, siyasi ve ekonomik</strong> tablosunu çarpıcı ifadelerle yansıtır.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in yolculuğu İstanbul’da başlar, İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a, oradan Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) uzanır ve Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’da son bulur. Zira İstanbul, Osmanlı Devleti’nin -tüm Arap coğrafyasını ve Balkanları da kapsayacak şekilde- dolayısıyla hilafetin sembolüdür. Bu güzergâh, İslâm coğrafyasını Osmanlı merkezinde ele alan bir zihniyetle çizilmiş olmalıdır.</p>
<p>Aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı yakın dostu Abdurreşid İbrahim’in, Mehmed Âkif’in Safahat’taki birçok şiirine, özellikle ‘<strong>Süleymaniye Kürsüsünde’</strong> adlı şiirine büyük etkisi olduğu müsellemdir. Bu uzun şiir, “Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ” mısraıyla başlayan takdimden itibaren neredeyse bütünüyle büyük seyyah ve gözlemcinin dilinden aktarılır.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’i Âkif’in Gözünden Tanımak </strong></p>
<p>Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ,</p>
<p>Hiç de bîgâne değil kalbe o câzib sîmâ.</p>
<p>Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,</p>
<p>O mehîb alnı, pek mûnis olan didârı,</p>
<p>Her taraftan kuşatıp, bedri saran hâle gibi,</p>
<p>Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!</p>
<p>Hele gözler iki mihrak-ı semâvîdir ki:</p>
<p>Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.</p>
<p>Ah o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,</p>
<p>Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebûn! (Safahât, s.406).</p>
<p><strong>Ortaasya ve Türkistan’ı Eski Velûd Hâline Döndürebilmek</strong></p>
<p>İbn-i Sina ve İmam Buhari gibi binlerce âlime yurt olmuş topraklarda toplumu esir alan cehalet ve hurafeler Abdürreşid İbrahim’i ve onun gözlemlerini nazma döken Mehmet Âkif’i derinden yaralar:</p>
<p>O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;</p>
<p>Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!</p>
<p>İbn-i Sînâ ́ları yüzlerce doğurmuş iklîm,</p>
<p>Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!</p>
<p>O rasadhâne-i dünyâ, o Semerkand bile;</p>
<p>Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:</p>
<p>Ay tutulmuş, “Kovalım şeytanı kalkın!” diyerek,</p>
<p>Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!</p>
<p>Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,</p>
<p>Daha salgın, daha dehşetli… Umûmen ahlâk… (s.426).</p>
<p><strong>“Böyle Gördük Dedemizden!” Saplantısından Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Çin’de Mançurya’da din bir görenek, başka değil.</p>
<p>Müslüman unsuru gâyet geri, gâyet câhil.</p>
<p>Acabâ meyl-i teâlî ne demek onlarca?</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi milyonlarca</p>
<p>Kafadan aynı tehevvürle, bakarsın, çıkıyor!</p>
<p>Arş-ı âmâli bu ses tâ temelinden yıkıyor.</p>
<p>Görenek hem yalınız Çin’de mi salgın; nerde!</p>
<p>Hep musâb âlem-i İslâm o devâsız derde.</p>
<p>Getirin Mağrib-i Aksâ’daki bir müslümanı;</p>
<p>Bir de Çin sûrunun altında uzanmış yatanı;</p>
<p>Dinleyin her birinin rûhunu: Mutlak gelecek,</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek, titrek!</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;</p>
<p>Acabâ sâha-i tatbîki neden nâ-mahdûd</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde</p>
<p>Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>Bu havâlîdekiler pek yaya kalmış dince;</p>
<p>Öyle Kur’an okuyorlar ki: Sanırsın Çince!</p>
<p>Bütün âdetleri âyîn-i mecûsiye karîb;</p>
<p>Bir şehâdet getirirler, o da oldukça garîb. (s.430-432).</p>
<p><strong>Japonların Hidayetine Vesile Olabilmek </strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’e göre Rus toplumunda rüşvet yaygın olmasına rağmen Japonlarda rüşvet hiç yoktur. Ruslarda ahlak çok bozulmuş, Japonlar çok ahlaklı ve çalışkan bir millettir. Büyük seyyahın bu gözlemlerinden Âkif, Japonların İslam’a çok yatkın bir yaşayışları olduğunu, ismen değil ama davranış itibarıyla Müslüman gibi olduklarını ifade eder:</p>
<p>Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?</p>
<p>Onu tasvîre zaferyâb olamam, hayrettir!</p>
<p>Şu kadar söyleyeyim: Dîn-i mübînin orada,</p>
<p>Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.</p>
<p>Siz gidin, safvet-i İslâm ́ı Japonlarda görün!</p>
<p>O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,</p>
<p>Müslümanlıktaki erkânı sıyânette ferîd;</p>
<p>Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.</p>
<p>Doğruluk, ahde vefâ, va‘de sadâkat, şefkat;</p>
<p>Âcizin hakkını i‘lâya samîmî gayret;</p>
<p>En ufak şeyle kanâat, çoğa kudret varken,</p>
<p>Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;</p>
<p>Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,</p>
<p>Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;</p>
<p>“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;</p>
<p>Yeri gelsin, gülerek oynayarak terk-i hayat;</p>
<p>İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,</p>
<p>Nef‘-i şahsîyi umûmunkine kurbân etmek,</p>
<p>Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada…</p>
<p>Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada. (s.434).</p>
<p>Doğruluk, ahde vefa, vaade sadakat, şefkat, zayıfın hakkını gözetme, az ile kanaat, cömertlik, namusa düşkünlük, kutsal için canını feda edebilecek düzeyde adanmışlık, şahsi ihtiraslardan kurtulmuş olma, Batı’nın yalnızca fenni ile ilgilenip moda vb. zararlı özelliklerine mesafeli durabilme gibi vasıflarıyla Âkif’in ideal toplumunda bulunması gereken tüm özellikler Japon toplumunda mevcuttur. Noksan kalan tek şey kelime-i şahadettir. Bunun için de Osmanlının himmetine ihtiyaç vardır. Abdürreşid İbrahim’den dinlediklerini şiir diliyle aktaran Âkif’e göre Japonlar, Müslümanların yeterince ayırt edemediği bir hususta da muvaffak olmuşlar, Avrupa’nın fenni ile ahlâkını birbirinden ayırarak, yalnız fennini almışlardır:</p>
<p>Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle…</p>
<p>O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.</p>
<p>Dikilip sâhile binlerce bâsiret, im’ân;</p>
<p>Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!</p>
<p>Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;</p>
<p>Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!</p>
<p>Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;</p>
<p>Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız. (s.436).</p>
<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini tesis etmek için en yüksek seviyede çarpan iki kalbin sahipleri olarak Abdürreşid İbrahim ile Mehmet Âkif, İslam’a ziyadesiyle yatkın olan Japonların azıcık bir gayretle ihtida edeceklerini belirtir. Hıristiyan misyonerlerin gece gündüz dünyanın dört bir yanında büyük gayretler ortaya koymasına rağmen Müslüman âlimlerin İslam’a davet hususunda çok geri kaldıklarını esefle ifade etmektedir:</p>
<p>Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;</p>
<p>Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada,</p>
<p>Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,</p>
<p>Ulemâ, vahy-i İlâhî’yi mi bilmem, bekler? (s.436).</p>
<p><strong>Fitne Girdabından Kurtulabilmek İçin Allah’ın Yardımını İstemek </strong></p>
<p>Mehmet Âkif, Abdürreşid İbrahim’in yıllar süren uzun seyahatleri ve derin gözlemleri neticesinde sunmuş olduğu mevcut durum değerlendirmesini şu duayla noktalar:</p>
<p>Yâ İlâhî! Bize tevfîkini gönder… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.</p>
<p>Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,</p>
<p>Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn</p>
<p>Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne,</p>
<p>Kıt’alar kaynayarak gitti o girdâb içine!</p>
<p>Mahvolan âileler bir sürü ma’sûmundur,</p>
<p>Kalan âvârelerin hâli de ma’lûmundur.</p>
<p>Nasıl olmaz ki tezelzül veriyor arşa enîn!</p>
<p>Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…</p>
<p>Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!</p>
<p>Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek ‘Şer‘-i Mübîn’;</p>
<p>Hâksâr eyleme ya Râb, onu olsun… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.</p>
<p>15 Ramazan 1330 / 15 Ağustos 1328 (28 Ağustos 1912).</p>
<p>(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, s.490-492).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Mehmet Âkif ERSOY; <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman, Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.386-490.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; “<strong>Mehmet Âkif’in Süleymaniye Kürsüsü’ndeki Vaizi Abdürreşid İbrahim</strong>”, Vefatının 60. Yılında Mehmet Âkif Sempozyumu Bildirileri içinde, Editör: İnci Enginün, Düzenleyen: İslâm Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı &#8211; 30 Aralık 1996, İSAR Yayınları. İstanbul 1997, 117 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İ YAKINDAN TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABDURRECHID IBRAHIM]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ABRÜRREŞİD İBRAHİMOF]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED TACEDDİN]]></category>
		<category><![CDATA[AKÇURAOĞLU YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMCAN İDRİSÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ASYA KUVVE-İ MÜDÂFAASI CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKURT]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARA]]></category>
		<category><![CDATA[CAVA ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOBAN YILDIZI]]></category>
		<category><![CDATA[DORUNKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ERTUĞRUL ÖZALP]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA YEŞİLÖZ]]></category>
		<category><![CDATA[GEORGEON TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[HATANO]]></category>
		<category><![CDATA[HEE-SOO CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[HURİYE ŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[IŞIK TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAN]]></category>
		<category><![CDATA[KORE]]></category>
		<category><![CDATA[LOZAN]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMED ÂRİF BEY]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ÖRDEKÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEKERCE (NİJNİ NOVGOROD)]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLİYETLER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HİLMİ NAKAVA]]></category>
		<category><![CDATA[MÛSÂ CÂRULLAH BİGİ(YEV)]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA UZUN]]></category>
		<category><![CDATA[NADİR ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[OKA NEHRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORENBURG]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MAHKÛMU MİLLETLER KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA TÜRKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAİNT PETERSBURG]]></category>
		<category><![CDATA[SEYFETTİN ERŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SİYAM]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[STOCKHOLM]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[TARA]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞKÎLÂT-I MAHSÛSA]]></category>
		<category><![CDATA[TOBOLSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRABLUSGARP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[UFA]]></category>
		<category><![CDATA[USÛL-İ CEDÎD]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=739</guid>

					<description><![CDATA[Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, irili ufaklı onlarca eser yazıp neşreden, Japon milletini İslamiyet’le tanıştıran büyük davetçi Abdürreşid İbrahim’i, Müslümanların birlik ve beraberliği uğrunda sarfettiği kıymetli fikrî ve siyasi çabalarını hatırlama sadedinde vefatının 78. yıldönümünde hayırla yâd etmek istedim.</p>
<p>Bu yazıda Mustafa Uzun Hoca’nın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilk cildinde yayımlanan “Abdürreşid İbrahim (1857-1944)” maddesinin -uygun ara başlıkları ekleyerek- geniş bir özetini aktarmakla yetineceğim.</p>
<p><strong>İlmi Tahsil Edip Yayma Uğrunda Ağır Meşakkatlere Katlanmak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Sibirya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında doğdu. Aslen Buharalı bir Özbek aileden gelmektedir. Babası Ömer Efendi devrin siyasî hadiselerine karışmış bir vatanperver, annesi Başkurt Türklerinden Afîfe Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim genç yaşta ailesinden ayrılarak başladığı tahsil hayatını, çevre kazalardaki medreselerde sürdürdü. Teman Medresesi’nde de bir süre okuduktan sonra devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’a gitti. Burada okurken pasaportunun süresi bittiği için tahsiline ara vermek zorunda kaldı. Kırgız kabileleri arasında dolaşarak hocalık ve <strong>imamlık</strong> yaptıktan sonra Orenburg’a geldi (1879). Gizlice bir gemiye binip hacca gitmek üzere İstanbul’a kaçtı (1880). Burada iki ay kadar kaldıktan sonra hacca gitti.</p>
<p>Hacdan sonra Medine’de tahsil hayatının ikinci devresine başladı. Çeşitli âlimlerden ders okuyarak kıraat, fıkıh ve hadis ilimlerinden icâzet aldı. 1884 yılı sonunda İskenderiye üzerinden İstanbul’a, oradan da Tara’ya döndü ve <strong>medresede ders vermeye başladı</strong> (1885). Aynı yıl evlendi. Medine’ye talebe götürmek üzere İstanbul üzerinden ikinci defa hacca gitti. Öğrencileri Medine’ye yerleştirerek yine İstanbul üzerinden Tara’ya döndü. Burada bir “usûl-i cedîd” okulu açtı ve eğitim çalışmalarına başladı. Bu sırada Livâü’l-Hamd adlı risâlesini İstanbul’da bastırarak Rusya’da dağıttı.</p>
<p>1892’de Ufa şehrinde Orenburg Şer’î Mahkemesi’ne âza seçilerek <strong>kadılık yaptı</strong>. Sekiz ay kadar da bu mahkemenin reisliğinde bulunduktan sonra müftü ile arasında ihtilâf çıkınca görevinden istifa etti (1895). İstanbul’a giderek siyasî mücadelesine orada devam etti. Bu sırada Rus Çarlığının Türkler’e yaptığı baskı ve haksızlıkları ortaya koyan Çolpan Yıldızı adlı kitabını yayımlayıp gizlice Rusya’ya gönderdi. 1896’da <strong>Avrupa’ya gitti</strong>. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlerine Rusya’daki Müslümanların durumunu anlattı ve yardımlarını istedi.</p>
<p>1897 Nisan’ında İstanbul’dan başlayarak üç yıl süren bir seyahate çıktı. Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistanı’na gitti, oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya döndü (1900). 1902’de Petersburg’da yayımlamaya başladığı Mir’ât adlı dergi ile Rusya’daki Müslümanların meselelerini yeniden ele aldı. İstanbul’a döndüğünde Rus elçisinin isteği üzerine tevkif edildi ve Odesa’ya gönderildi; fakat Rusya Türklerinin baskıları sonucunda serbest bırakıldı.”</p>
<p><strong>Müslümanları Bir Çatı Altında Toplayıp Haklarını Güçlü Şekilde Savunabilmek</strong></p>
<p>“1904 yılı sonunda Petersburg’a yerleşerek orada bir matbaa kurdu; dinî ve siyasî mahiyette eserler yayımlamaya başladı. Müslümanlar arasında birlik sağlamak maksadıyla Ülfet ve Tilmîz gazetelerini neşretti (1905). 1905 Rus ihtilâlinden sonra ortaya çıkan hürriyet havası içinde Rusya Türkleri de çeşitli millî-siyasî faaliyetlere giriştiler. Bu sırada Kazanlı aydınlar ve zenginlerin bütün Rusya Türklerini bir araya getirmeye yönelik faaliyetleri başlayınca, Abdürreşid İbrahim bu faaliyetlerin başına geçerek Rusya Müslümanlarına siyasî haklar tanınması ve Türkler’in bir ittifak kurması için yoğun bir çalışma içine girdi. Önce belli başlı merkezlerdeki Müslüman ileri gelenlerini bir araya topladı ve ortak kararlar alınmasını sağlamaya çalıştı. Bunun için Mekerce’de (Nijni Novgorod) bütün Müslüman liderler, âlim ve yazarlarla edipler, zenginler ve talebelerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Ancak hükümet buna izin vermeyince toplantı Oka nehri üzerinde bir gemide yapıldı. Bu toplantıda kabul edilen, Rusya Müslümanlarının bir ittifak kurmaları fikri üzerine, Abdürreşid İbrahim Petersburg’a dönünce Müslümanlar arasında ittifak kurmanın gereğini anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı eserini neşretti. 13 Ocak 1906’da yapılan ikinci toplantıda Abdürreşid İbrahim ve arkadaşlarının hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oy birliğiyle kabul edildi.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in bu dönemdeki siyasî faaliyetlerine, Duma meclisi üyesi olmamakla birlikte, bilhassa Müslüman üyeler üzerindeki tesiri ve ilk iki Duma döneminde (1906-1907) Petersburg’da, bu meclisin Müslüman üyelerinden ikisi ile yürüttüğü muhtariyet hareketini ilâve etmek gerekir. Rusya’daki Müslümanların muhtariyet meselelerine ait görüşlerini, bu sırada neşrettiği Aftonomiya risâlesinde ele aldı. Ancak III. Duma döneminde Rus baskısı artınca birçok aydın hapsedildi veya sürgüne gönderilerek sıkı tedbirler alındı. Bu arada Abdürreşid İbrahim’in gazeteleri ve matbaası kapatıldı. İttifak merkez icra heyetinin önemli iki üyesi olan Abdürreşid İbrahim ve Akçuraoğlu Yusuf, programlarını dış ülkelerde gerçekleştirmeye yöneldiler.</p>
<p>Rusya’dan ayrılan Abdürreşid İbrahim ikinci büyük seyahatine çıktı. 1907 sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini aldı ve Kazan’a yerleştirdi. 1908 Eylül’ünde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini tamamladı (1910). Bu seyahatle ilgili hâtıralarını Âlem-i İslâm adıyla neşretti.”</p>
<p><strong>Batılı Sömürgeci Devletlere Karşı Beraberce Hareket Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetlerinin başında, Şark milletlerinin Rusya, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlere karşı beraberce hareket etmelerini ve İslâmiyet’in Japonya’da yayılmasını temin için kurduğu Asya Kuvve-i Müdâfaası Cemiyeti’ni zikretmek gerekir. Seyahati sırasında ziyaret ettiği yerlerde gördüklerini, Kazan’da oğlunun yayımladığı Beyânülhak, İstanbul’da Sırât-ı Müstakîm gibi gazete ve mecmualara gönderdiği yazılarda anlattı. Sırât-ı Müstakîm’de, misyonerlerin Japonya’da Hz. Peygamber aleyhinde dağıttıkları bir kitaba cevap olarak yazılıp dağıtılacak bir eserin kaleme alınmasını isteyen ilk yazısı da “Japonya Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Yanında Japon Müslüman Hacı Ömer olduğu halde İstanbul’da tamamladığı bu seyahatten sonra çeşitli konferanslar verdi, seyahat intibalarını anlattı ve bu sebeple de “Seyyâh-ı Şehîr”, “Hatîb-i Şehîr” unvanlarıyla anıldı.</p>
<p>1911’de İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine Büyük Sahra’yı aşarak oraya gidip cephelerde çalıştı; halkı işgalcilere karşı harekete geçirmek için cihad fetvası dağıtarak faaliyet gösterdi. Döndükten sonra, Kuzey Afrika’daki müşahedelerini, Sırât-ı Müstkakîm’in de iktibas ettiği <strong>vaaz ve konferanslar</strong> ile anlattı. Rusların Sarıkamış’ı işgali üzerine oraya gitti (1915). Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan Rusya Müslüman Türk Kavimlerini Himaye Cemiyeti üyesi olarak çalıştı. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları dile getirdi. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gitti. Bilhassa Müslüman Rus esirleriyle konuşup onlardan halifelik saflarında çarpışacak bir birlik kurmak için çalıştı. Bu arada Milliyetler Birliği’nin (l’Union des Nationalités) Lozan’da düzenlediği Rusya Mahkûmu Milletler Konferansı’na katılarak Rusya Müslümanları adına dinî, medenî ve kültürel muhtariyetle birlikte Müslümanlar üzerindeki kanunî kısıtlamaların kaldırılmasını ve seçim sisteminin değiştirilmesini istedi. I. Dünya Savaşı başlarında Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti’nde de (Ligue des Allozenes de Russie) Rusya Müslümanlarının temsilciliğini yaptı. Yine bu yıllarda bir grup Tatar ile Berlin’de Müslüman Rus savaş esirlerine hitaben Tatarca Cihâd-ı İslâm adlı bir gazete çıkardı.</p>
<p>Almanya’daki bu faaliyetlerinden sonra tekrar İstanbul’a dönen Abdürreşid İbrahim 1922-1923 yıllarında Rusya’da, 1930’da Kahire’de, 1930-1931 yıllarında da Mekke’de bulundu. 1934’te ailesiyle birlikte Japonya’ya giderek oraya yerleşti ve ölümüne kadar İslâmiyet’in burada yayılması için çalıştı. Tokyo’da bir cami inşa ettirilmesine ön ayak oldu ve bu caminin imamlığını yaptı (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağladı (1939). 17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da vefat etti. Ölümü Japon radyosu ile ilân edilerek cenazeye katılmak isteyenlerin gelmesi için dört gün beklendikten sonra büyük bir törenle aynı yerde defnedildi.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’in Müktesebatından Hakkıyla İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim pek çok eser kaleme almıştır. Bunların bir kısmı kitap ve risâle halinde yayımlanmış, bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilmiştir; diğer bir kısmı ise müsvedde halinde kalmıştır. Çok değişik yerlerde neşredildiklerinden yayımlanmış olan eserlerinin nüshaları nâdirdir. Eserleri, çıkardığı gazete ve mecmualarla telif ve tercüme ettiği kitap ve risâleler olmak üzere iki grupta toplanabilir.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in çıkardığı gazete ve dergiler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Mir’ât yahut Gözgü</strong>: Türkiye Türkçesi ve Tatarca ile karışık olarak neşredilen, siyasî ve edebî yönü ağır basan bu dergi, 1902 yılında Petersburg ve Kazan’da belirsiz sürelerde yayımlanmış, 1909 yılında çıkan 22. sayısıyla yayımı sona ermiştir. İslâm birliğini ve Rusya’da yaşayan Müslümanların haklarını savunan Mir’ât, Abdürreşid İbrahim’in Rusya’da neşrettiği ilk süreli yayın ve yenilik fikrine karşı olanlarla mücadele etmek için yazdıklarını yayımladığı bir dergidir.</li>
<li><strong> Ülfet</strong>: Türkiye Türkçesi ile 15 Aralık 1905’te Petersburg’da yayımına başlandı; 9 Haziran 1907’de 85. sayıdan sonra Rus hükümeti tarafından kapatıldı. Mûsâ Cârullah Bigi(yev)’in önde gelen yazarları arasında bulunduğu gazete dinî meselelere ağırlık vermiş, bu sebeple bilhassa medrese talebeleri arasında çok okunmuştur. Rusya Müslümanlarının kongreleri hakkında verdiği bilgiler bakımından da önemlidir.</li>
<li><strong> Tilmîz</strong>: 1906’da Petersburg’da Arapça olarak yayımına başlandı; 1907’de kapatıldı. Rusya’daki Müslümanların kültürlerini, dinlerini ve mânevî değerlerini korumak için onları uyarmaya yönelikti.</li>
<li><strong> Necât</strong>: 1906’da Petersburg’da yayımlanan bu mecmuada dinî muhtevalı yazılar çoğunluktaydı. İlk sayısından sonra neşrine hükümet tarafından izin verilmedi.</li>
<li><strong> Şirke (Serke)</strong>: Kazak şivesiyle ve Kazak münevverlerinin yardımlarıyla Petersburg’da yayımlandı. 1907 yılı sonlarında hükümetçe kapatılan mecmua panislâmist fikirleri savunuyordu.</li>
<li><strong> Teâruf-i Müslimîn</strong>: Dinî, siyasî, tarihî, felsefî haftalık bir mecmuadır. İslâm âleminden de bahseden dergi, 1910’da İstanbul’da Ahmed Taceddin’le birlikte 32 sayı çıkarılabildi.</li>
<li><strong> Cihâd-ı İslâm</strong>: Âlimcan İdrisî ile birlikte 1916’da Berlin’de neşrettikleri Türkçe bir gazetedir. I. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Müslüman askerlere yönelik olarak çıkarılmıştır. Bu gazete bazı kaynaklarda Cihan Haberleri adıyla geçmektedir.</li>
</ol>
<p>İstanbul’da çıkan Basîret ve Sırât-ı Müstakîm, Hindistan’da Arapça olarak neşredilen el-Beyân, Kazan’da oğlunun çıkardığı Beyânülhak, Bakü’de çıkan Hayat dergilerinde de yazılar yazmış olan Abdürreşid İbrahim’in yayımlanmış <strong>telif ve tercüme eserleri</strong> de şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Livâü’l-Hamd</strong> (İstanbul 1885). Rusya’da yaşayan Müslümanları Türkiye’ye göç etmeye teşvik maksadıyla yazılmış ve gizlice Rusya’ya sokulup dağıtılmış küçük bir risâledir.</li>
<li><strong> Çolpan (Çoban) Yıldızı</strong> (İstanbul 1895; Petersburg 1907). Abdürreşid İbrahim’in, Rus Çarlığı’nın Türklere yaptığı baskı ve zulmü protesto etmek maksadıyla kaleme aldığı yazılı ilk siyasî belgedir. Rus hükümetine karşı halkı mücadeleye çağıran bu risâlede ayrıca yazarın bir müddet reisliğini yaptığı Orenburg Şer‘î Mahkemesi’nin çalışmaları, eksikleri ve teşkilâtı hakkındaki düşünceleri de yer almaktadır. Bu sebeple Petersburg’da ikinci defa basılmıştır.</li>
<li><strong> Bin Üçyüz Senelik Nazra</strong> (Petersburg 1905). Eser, Müslümanlar arasında bir ittifak kurma zaruretini dile getiren ve daha sonra yapılan ittifak kongrelerine zemin hazırlayan, “ittifak nizamname ve programı”nın ana fikirlerini ihtiva eden bir kaynak mahiyetindedir.</li>
<li><strong> Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi</strong> (Petersburg 1906; İstanbul 1328). Hıristiyan misyonerlerinden Dorunkin’in Tatarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak maksadıyla yazdığı Açık Mektup adlı risâleye reddiye olarak Tatarca kaleme alınmıştır. Hıristiyanlık ile Müslümanlığı karşılaştırarak İslâm’ın üstünlüğünü ortaya koyan ve mukayeseli dinler tarihi bakımından önemli bilgiler ihtiva eden küçük bir eserdir.</li>
<li><strong> Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtâriyye</strong> (Petersburg 1907). Bu risâle I. ve II. Duma’da (1906-1907) ortaya çıkan bağımsızlık eğilimleri karşısında Rusya Müslümanlarının da muhtariyet haklarını kullanmaları gerektiğini belirten bir eserdir.</li>
<li><strong> ed-Dînü’l-Fıtrî</strong> (İstanbul 1340). İslâm dininin insanın yaratılışına en uygun din olduğunu anlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Önsözündeki ifadeden iki küçük risâle olduğu anlaşılmaktadır.</li>
<li><strong> Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler</strong> (Petersburg, ts.). Çocukluğunu, tahsilini ve memleketi olan Tara’ya dönüşüne kadar olan yirmi sekiz yıllık hayatını anlatmaktadır.</li>
<li><strong> Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet</strong> (İstanbul 1328, 1329-1331). 1907-1910 yılları arasında yaptığı büyük seyahatinin hâtıralarını bu eserde neşretmiştir.</li>
<li><strong> Asya Tehlikede</strong> (İstanbul 1328). Japon Hatano’dan, Muhammed Hilmi Nakava ile beraber tercüme ettikleri küçük bir risâledir. İngiltere, Rusya ve Amerika’nın Uzakdoğu’da yapmayı düşündükleri faaliyetlere karşı Asyalı milletlerin yani Çin, Japonya, Osmanlı İmparatorluğu, Afganistan, Hindistan, İran, Siyam, Cava adaları ile Türkistan’ın birleşmesi gerektiğini anlatan bir eserdir.</li>
<li><strong> Binbir Hadîs-i Şerif Tercümesi</strong> (Petersburg, ts.). Mehmed Ârif Bey’in aynı adı taşıyan eserinin bazı ilâvelerle Tatarca tercümesidir.</li>
<li><strong> Tarihin Unutulmuş Sahifeleri</strong> (Berlin 1933). Bu ad altında, Sultan Aziz’in Şehadetine Sebep Ne İdi?</li>
<li><strong> Rusya Müslümanlarının Açlık Hallerinden Dehşetli Bir Hâtıra</strong> (Berlin 1933). Abdürreşid İbrahim’in bu son iki risâlesi Mûsâ Cârullah tarafından, ‘hâtıralarından imlâ edilmek suretiyle’ neşredilmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Mustafa UZUN; “ABDÜRREŞİD İBRAHİM (1857-1944)”</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.1, s.295-297, İstanbul 1988. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurresid-ibrahim, 13.08.2018.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslâmiyet 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Ahmed Saki Bey Matbaası, İstanbul 1328, 2 c., 620+243 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İslamiyet’in Yayılması 1363/1944</strong>, Sadeleştiren: Ertuğrul Özalp, İşaret Yay., İstanbul 2003, 2 c., 556+631 s.</li>
<li>Abrürreşid İBRAHİMOF; <strong>Tercüme-i Hâlim ya ki Başıma Gelenler 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Elektrik Basmahanesi, Saint Petersburg (t.y.), 136 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Rusya İmparatorluğu’nda Müslümanlar: Çoban Yıldızı</strong>, Hazırlayan: Seyfettin Erşahin, Ahmed Yesevi Üniversitesi Yay., Ankara 2015, 95 s.</li>
<li>CEMİL LEE, Hee-Soo, <strong>İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması: Kore’de İslamiyet’in Yayılması ve Tesirleri</strong>, (doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1987, 2 c., 238+207 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1997, 183 s.</li>
<li>Mehmet ÖRDEKÇİ; <strong>Abdurreşid İbrahim ve &#8220;Çoban Yıldızı&#8221;</strong>, (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1997, 125 s.</li>
<li>Huriye ŞEN; <strong> Yüzyıl Başlarında Abdürreşid İbrahim&#8217;in Rusya ve Japonya&#8217;daki Faaliyetleri</strong>, (yüksek lisans tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2015, 116 s.</li>
<li>Nadir ÖZBEK; <strong>Abdürreşid İbrahim (1857-1994) The Life and Thought of Muslim Activist</strong>, (yüksek lisans tezi), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994, 150 s.</li>
<li>Fatma YEŞİLÖZ; <strong>Der Blick des İslamischen Denkers Abdürreşid İbrahim (1857-1944) auf Indien</strong>, (yüksek lisans tezi), Universitaet Wien, Viyana 2013, 109 y.</li>
<li>Abdürrechid IBRAHIM; <strong>Un Tatar au Japon: Voyage en Asie (1908-1910)</strong>, presente et annote par Georgeon Tamdoğan-Abel, Işık Tamdoğan-Abel, Sindbad, Paris 2004, 269 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YÜKSELİŞ ASIRLARIMIZIN ŞAHİDİ FUAT SEZGİN&#8217;E ŞAHİTLİK ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/asirlarin-sahidi-fuat-hocaya-sahitlik-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/asirlarin-sahidi-fuat-hocaya-sahitlik-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2018 12:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP-İSLÂM BİLİM TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARİ’NİN KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİR BİN HAYYÂN]]></category>
		<category><![CDATA[EBÛ UBEYDE MA’MER BİN EL-MUSENNÂ]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ (FSMVÜ)]]></category>
		<category><![CDATA[GESCHICHTE DES ARABISCHEN SCHRIFTTUMS (GAS)]]></category>
		<category><![CDATA[GOETHE ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLHANE PARKI]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ETHEM GÖREN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLİM TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MECÂZ’Ü’L-KUR’ÂN]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. FUAT SEZGİN İSLAM BİLİM TARİHİ ARAŞTIRMALARI VAKFI (İBTAV)]]></category>
		<category><![CDATA[SERDAR EFEOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[TÂRÎHU’T-TURÂSİ’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUF KAPLAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=720</guid>

					<description><![CDATA[Ondört asırlık İslam medeniyetinin en mühim şahitlerinden Prof.Dr. Fuat Sezgin 30 Haziran 2018’de İstanbul’da vefat ettikten sonra hakkında onlarca köşe yazısı, hatırat ve biyografi yazıldı. Bu müspet durumu “öldükten sonra kıymet bilme” olarak yadırgayanlar vefayât edebiyatından bîhaber olsa gerek. Kaldı ki Fuat Hoca’nın kıymeti hayattayken de bilinmiş, uğruna asırlık bir ömür vakfettiği eserlerinin Türkçeye ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ondört asırlık İslam medeniyetinin en mühim şahitlerinden Prof.Dr. Fuat Sezgin 30 Haziran 2018’de İstanbul’da vefat ettikten sonra hakkında onlarca köşe yazısı, hatırat ve biyografi yazıldı. Bu müspet durumu “öldükten sonra kıymet bilme” olarak yadırgayanlar vefayât edebiyatından bîhaber olsa gerek. Kaldı ki Fuat Hoca’nın kıymeti hayattayken de bilinmiş, uğruna asırlık bir ömür vakfettiği eserlerinin Türkçeye ve Türkiye’ye kazandırılması sağlanmış, devletin tam kadro üst yönetimince na’şı taşınıp Gülhane Parkı’nda müze ve kütüphanesinin yanı başına defnedilmiştir.</p>
<p><strong>İslam Medeniyetinin Büyük Şahidine Şahitlik Etmek</strong></p>
<p>Merhum Fuat Hoca’nın sağlam şahsiyetine ve ilmî ciddiyetine ilişkin şahitliklerine -önceki yazımızda aktardıklarımıza ilave olarak- yenilerini eklemekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>Prof.Dr. A. Kerim Kar: </strong>“2006 yılında ziyaretine gittiğimizde, Frankfurt’a gelip misafir öğretim üyesi olarak çalışmaya başladığında, bir gün üzüntülü bir durumdayken, aklına birdenbire bir fikir geldiğini söyledi. “Bu benim başıma gelenlerde mutlaka Allah’ın bana söylemek istediği bir şey var. Onun için beni buraya sürgün etti. Belki de ben buraya görevlendirildim, diyerek bütün gücümle çalışmaya başladım.” dedi. Hatta, son 17 yıldır Frankfurt’a yakın bir kasabada oturduğunu, ama eşinin sabahları kendisini enstitüye getirip akşam aldığını ve bu süre içinde kasabayı hiç gündüz gözüyle görmediğini söyledi. Öyle bir yoğun çalışma temposu vardı… Hoca İstanbul’da kurulacak müzeyi, ilkokullardan başlayarak tüm çocukların görmesini istiyordu. “Çocuklar hangi medeniyetin üyesi olduklarını, Ortaçağ’ın karanlık olmadığını bilmeleri lazım. Bunun aracı ise müzede görerek öğrenmeleri olacak.” diye seviniyordu.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Prof.Dr. Akif Eyler</strong>: “21 Aralık 2006 tarihinde Fuat Sezgin ile Frankfurt’ta tanıştık. O sabah Prof.Dr. A. Kerim Kar ile yola çıktık, 11:30&#8217;da enstitüye vardık. Fuat Hoca bizi çok iyi karşıladı, yarım saat konuştuk, çay içtik. 4-5 saat hiç oturmadan ve ara vermeden bize müzesinin 14 odasını gezdirdi ve bilgi verdi…</p>
<p>Bir toplantı sonrasında Galata Köprüsü’nden geçerken arabayı durdurmamı rica etti. Arabadan indi ve balık tutanların arasında birkaç dakika durup manzarayı seyretti. Döndüğünde gözleri dolmuştu, bana şunları söyledi: “Akif Bey, 1961 başında buradan Boğaz&#8217;a bakıyordum. Üniversiteden atılmıştım, ertesi gün Almanya&#8217;ya gidecektim. Bu manzarayı bir daha görebileceğimi hiç sanmıyordum.” Hakikaten, Türkiye&#8217;ye gelebilmesi için çok uzun yıllar geçmesi gerekiyordu…</p>
<p>Fuat Sezgin, Avrupalı ilmî gelenekle; ilmî usullerle mücadele yolunu seçmiş ve büyük bir geleneği bize miras bırakmıştır. Ama ben Fuat Hoca’nın bıraktığı mirasın, yorumlanarak geliştirilmesi yerine saygı adına putlaştırılarak hayatın dışına itilmesinden endişe duymaktayım.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Yücel Aşıkoğlu</strong>: “Müslüman bilim adamlarının başarılarından bahsetmek en iyi ihtimalle istihza ve küçümseme ile muamele görüyordu. Fuat Sezgin uzun yıllar bu şartlar karşısında mücadele verdi. Onun İslâm Bilimlerine dair büyük hizmeti sadece metinler düzeyinde kalmadı. Aynı zamanda çalışılan metinlerde karşısına çıkan bilimsel âletlerin ve makinelerin tekrar hayata geçirilmesi için de çalıştı.” (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Yusuf Kaplan</strong>: “Genç kuşağı kimliksiz, idealsiz, ruhsuz bir çıkmaz sokağın eşiğine sürükleyen sömürgeci eğitim zihniyetinden, metamorfoz yemiş, mankurtlaştırıcı, ruhsuzlaştırıcı medya ve kültür rejiminin zihinsel katliamından, köleleştirici dünyasından kurtarmak için Fuat Sezgin Hocamızın fikirlerinden, eserlerinden ve hayatından öğreneceğimiz çok şey var çünkü. Fuat Sezgin Hoca, pergelin sâbit ayağını bizim medeniyetimize sâbitledi ve keşfedilmeyi bekleyen devâsâ bir külliyat bırakıp gitti bu dünyadan…” (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Dr. Serdar Efeoğlu</strong>: “Yıllar sonra dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Sezgin’i Almanya’da çalıştığı enstitüde ziyaret etti ve devlet bir nevi kendisinden özür diledi. Sezgin’in başarısının altında Almanya’da bulduğu mükemmel akademik ortamın yanında kendi kişiliğinin de önemli bir payı olduğu muhakkaktır. Zamanın kıymetini çok iyi bilen Sezgin, hayatında sadece üç randevuya vaktinde yetişemediğini ve bunları hiç unutmadığını anlatmaktadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Fuat Sezgin’in İlmî Mirasını Üretip Çoğaltabilmek </strong></p>
<p>“Fuat Sezgin hocamız “Acaba 30 aleti yapmayı başarabilir miyim?”, “Bir müze olmasa bile bir odayı doldurabilir miyim?” düşüncesiyle başladığı çalışmalarını Frankfurt’ta kurduğu İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde 800’den fazla alete ulaştırmıştır. Müzede, İslam kültür çevresinde yetişen bilim insanlarının buluşlarını bilimsel alet, araç ve gereçlerinin yazılı kaynaklara dayanarak yaptırdığı sekiz yüzden fazla örnekleri sergilenmektedir. Aynı binada hayatı boyunca dünyanın her yerinden büyük bir özenle, zorluk ve sıkıntılara katlanarak aldığı 45.000 ciltlik kitaplarla kurduğu Bilimler Tarihi Kütüphanesi bulunmaktadır. Bazı kitapları, sahasında orijinal tek nüsha olma özelliğini taşıyan bu kütüphane İslam Bilimler Tarihi açısından dünyada tek olma özelliğine sahip, koleksiyon bir ihtisas kütüphanesidir.</p>
<p>Prof.Dr. Fuat Sezgin’in olağanüstü gayretleri ve çalışmalarıyla ikinci bir müze 2008 tarihinde içerisinde yaklaşık 700 eserin olduğu ve bu eserlerin tamamına yakını saygıdeğer hocamızın çabalarıyla bağış olarak kazandırılmış İstanbul Gülhane Parkı içerisindeki binada bütün milletimize armağan edilmiştir. Bu müzeler, Müslüman bilim adamlarının yüzyıllar boyu insanlığa armağan ettiği icat ve keşiflerini bilim tarihinin değişik disiplinlerdeki evrimini kapsamlı bir şekilde sunmakta olup kendi sahasında dünyada bir yenilik arz etmektedir. Astronomi, coğrafya, gemicilik, zaman ölçümü, geometri, optik, tıp, kimya, mineraloji, fizik, mimari, teknik ve harp tekniği sahalarında sistematik bir düzenle sergilenen eserler, İslam bilimlerinin büyük keşif ve muazzam buluşlarını göstermekle birlikte bu keşif ve buluşların değişik yollardan Avrupa’ya geçip orada kabul bulduğunu ve alınarak özümsendiğini nefis bir görsellikle ziyaretçilerine apaçık bir şekilde sunmaktadır. Böylece bilimler tarihinin de bir bütün olduğunu, gerçeğe uygun, hislerden ve önyargılardan uzak, tam bir objektiflikle ispatlamaktadır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Fuat Sezgin’in Basılı Eserleriyle Tanışmak </strong></p>
<p>İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı’nın internet sitesinde (ibtav.org) Hoca’nın eserleri kısa tanıtımlarla şu şekilde sıralanmıştır:</p>
<p><strong>1- GAS 1-18</strong>: 65 yıl süren titiz ve kesintisiz araştırmalar sonucunda 18 cilt halinde hazırladığı “Geschichte des Arabischen Schrifttums (Arap/İslam Bilimleri Tarihi)”, Hoca’nın başyapıtı olup henüz ilk cildi Türkçeye çevrilmiştir.</p>
<p><strong>2- İslam’da Bilim ve Teknik 1-5</strong>: İslam bilginlerinin astronomi, tıp, geometri, coğrafya, optik, kimya ve denizcilik gibi alanlarda dünya bilim tarihine yaptığı katkıları zengin görsel malzeme eşliğinde gözler önüne seren beş ciltlik eser, Hoca’nın Frankfurt ve İstanbul’da kurduğu iki müzedeki aletleri tanıtıcı mahiyette bir katalog eser olup kendisi hayattayken Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca yayınlanmıştır. (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. yayını, 2008, 1131 s.).</p>
<p><strong>3- İslam Uygarlığında Astronomi Coğrafya Denizcilik </strong>(Astronomy Geography And Navigations in Islamic Civilization): Beş ciltlik “İslam’da Bilim ve Teknik” adlı eserden derlenen bu değerli çalışma, zengin görsel malzeme eşliğinde, Avrupalı haritaların Arap/İslam kökeni, İslam bilim tarihinde yerküreleri ve dünya haritaları ile modelleri, denizcilik aletleri, gemi modelleri ve pusulaları incelemektedir.</p>
<p><strong>4- İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp</strong>: Beş ciltlik “İslam’da Bilim ve Teknik” adlı eserden derlenen bu ikinci çalışmada anlatılan her obje, birebir renkli resimlerle incelenirken, objelerin ayrıntılı açıklamaları ile beraber ortaya çıkarıldıkları yerler ve tarihleri ile ilgili bilgiler de yer almaktadır.</p>
<p><strong>5- Kâtip Çelebi’nin Esas Kitâb-ı Cihannüma’sı ve Coğrafya Tarihindeki Yeri</strong>: Astronomi ve coğrafya bilgilerinin yanı sıra sosyal bilimlere de geniş yer ayrılan Cihannüma’da kentlerin enlem ve boylamları, birbirlerine olan uzaklıkları, dönemin dünya ülkelerinde sanayi, halkların din, dil ve nüfus bilgileri aktarılmaktadır. Bu eşsiz eserin orijinal Osmanlıca el yazmasının tıpkıbasımı, Fuat Sezgin’in hem Cihannüma’yı hem de Kâtip Çelebi ve coğrafya tarihindeki yerini değerlendirdiği İngilizce ve Türkçe önsözüyle sunulmuştur.</p>
<p><strong>6- Amerika Kıtasının Müslüman Denizciler Tarafından Kolomb Öncesi Keşfi ve Piri Reis </strong>(Piri Reis/ The Pre-Columbian Discovery of the American Continent By Muslim Seafarers): Dünya bilim tarihinde İslam biliminin oynadığı rolü çeşitli örneklerle ele alan eser, Batı merkezli bilim anlayışına bir alternatif niteliği taşımakla birlikte, İslam dünyası için de bilim alanındaki büyük başarılarını hatırlatan bir kaynak oluşturmaktadır. Kitapta mimarlık, savaş tekniği, tıp, denizcilik, kimya, coğrafya, geometri, fizik ve astronomi gibi alanların İslam bilim tarihindeki on asırlık gelişimi ele alınmaktadır.</p>
<p><strong>7- Tanınmayan Büyük Çağ: İslam Bilim ve Teknoloji Tarihinden</strong>: İlk sekiz asırlık dönemi boyunca İslam medeniyeti havzasında gerçekleştirilen başarıları küçümseyen yaygın kanaati değiştirmeyi amaçlayan bu eser, Timaş Yayınları’nca basılmıştır (4. baskı, İstanbul 2010, 604 s.).</p>
<p><strong>8- 1984 Yılından 2011 Yılına Kadar Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü Yayınlarına Yazılan Avrupa Dillerindeki Önsözler</strong>: Bu eser, Frankfurt’ta Goethe Üniversitesi bünyesinde Fuat Sezgin tarafından kurulan Arap-İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü’nün “30. Kuruluş Yıldönümü Özel Yayını” olarak yayınlanan kitabın çevirisidir. Almanya’da 2011 yılında basılmış olan kitapta, enstitü tarafından yayınlanan eserlerin önsözleri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>9- Buhari’nin Kaynakları</strong>: Fuat Sezgin’in bu kitabı, Buhari’nin Sahih’ini ciddi olarak incelemeden verilen birçok yaygın ve yanlış kanaati düzeltmekte, Buhari’nin faydalandığı muhtemel yazılı kaynakları ortaya koymaktadır. Bu eser, bir literatürün adım adım nasıl değerlendirilebileceğinin metodunu da göstermektedir.</p>
<p><strong>10- Bilim Tarihi Sohbetleri</strong>: Sefer Turan’ın söyleşisiyle oluşan bu kitap, Müslüman âlimlerin bilim dünyasında oynadıkları yeri doldurulamaz rolü tüm dünyaya tanıtan Fuat Sezgin’in hayat serüvenini ve çalışmalarının arka planını anlatmaktadır.</p>
<p><strong>11- İslam Bilimler Tarihi Üzerine Konferanslar</strong>: Bu kitap, Fuat Sezgin’in İslam bilimler tarihi üzerine İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde son on beş yıllık süre içinde verdiği konferansları bir araya getirmektedir. (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>12-</strong> <strong>İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi: Toplu Bir Bakış</strong> (The Istanbul Museum for the History of Science and Technology in Islam: An Overview): Türkçe, Arapça ve İngilizce neşredilen eser müzenin özlü bir tanıtımını yapmaktadır.</p>
<p><strong>İSAM</strong> Kütüphanesi’ni taradığımızda Fuat Sezgin’in editörü ya da müellifi olduğu <strong>1450 cilt eser</strong> sıralanmaktadır. Bu kadar büyük bir ilmî üretim gerçekleştirmiş olan hocaların hocası Fuat Sezgin hakkında yapılan akademik çalışmalar ise ne yazık ki vefatına kadar -tespit edebildiğim- şu birkaç çalışmadan ibaret kalmıştır!</p>
<p><em>1- Ali Karakaş; 20. Yüzyıl Hadis Eksenli Oksidentalizm Çalışmaları: Fuat Sezgin Örneği</em>, yayımlanmamış doktora tezi, Çukurova Üniversitesi, Adana 2015.</p>
<p><em>2- Tayfur Korkmaz; 20. Yy. İslam Bilim Tarihi Çalışmaları: George Sarton ve Fuat Sezgin Örneği</em>, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul 2009.</p>
<p><em>3- Hüseyin Hansu; “Fuat Sezgin Arap İslâm Bilimleri Tarihi-I”</em>, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Dergisi, 2016.</p>
<p><em>4- Ahmet Hamdi Furat; “Fuat Sezgin’in GAS İsimli Eseri Bağlamında Hicri Beşinci Asrın Ortalarına Kadarki İslam Hukuku Literatürü Hakkında Değerlendirmeler”</em>, yayımlanmamış tebliğ, VII. İslam Hukuku Anabilim Dalı Koordinasyon Toplantısı, Erzurum 01-03 Haziran 2010.</p>
<p><strong>Fuat Sezgin’in Öncülük Ettiği Kuruluşları Geliştirebilmek</strong></p>
<p>“Dünyanın en büyük bilim tarihçisi olan Prof.Dr. Fuat Sezgin, İslam bilim tarihi sahasında 65 yıllık çalışmasının ürünü olan 18 ciltlik Arap-İslam Bilim Tarihi adlı en kapsamlı eseri yazmıştır. Aynı zamanda aşağıda sayılan önemli kurumların kuruluşuna öncülük etmiş büyük bir kurucudur:</p>
<ol>
<li>1982 yılında Frankfurt Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü’nü kurmuştur.</li>
<li>1983’te 800’den fazla objenin sergilendiği Arap-İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü Müzesi’ni kurmuştur.</li>
<li>Hayatı boyunca dünyanın her yerinden kendi imkânlarıyla aldığı 45 bin cilt kitap, 10 bine yakın mikrofilm arşivi ile bilimler tarihi sahasında dünyada tek olma özelliğine sahip koleksiyon bir kütüphaneyi kurmuştur.</li>
<li>2008 yılında İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni kurmuştur.</li>
<li>2010 yılında Prof.Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı’nın kurulmasını sağlamıştır.</li>
<li>2013 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Bilim Tarihi Bölümü’nün kurulmasını sağlamıştır.</li>
<li>2013 yılında FSMVÜ bünyesinde Prof.Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Enstitüsü’nün kuruluşunu sağlamıştır.</li>
<li>2015 yılında Prof.Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı Yayınevi’nin kuruluşunu sağlamıştır. (<strong>4</strong>).</li>
</ol>
<p>Vakfın internet sitesinden Fuat Sezgin Hoca’nın eserlerine ilişkin aşağıdaki videoları izlemenizi tavsiye ediyorum:</p>
<ol>
<li>Dünyaya Doğan Güneş (9 bölüm)</li>
<li>Dr. Fuat Sezgin Belgeseli (4 bölüm)</li>
<li>Dr. Fuat Sezgin Belgeseli (Yitik Hazinenin Kâşifi)</li>
<li>Müslümanların Tarihe Büyük Katkısı</li>
<li>Müslümanların Coğrafya Tarihine Katkısı (2 bölüm). (<strong>4</strong>).</li>
</ol>
<p>“Amacım, İslam topluluğuna mensup insanlara İslam bilimlerinin gerçeğini tanıtmak, benlik duygularını olumsuz etkileyen yanlış yargılardan onları kurtarmak ve ferdin yaratıcılığına olan inancı onlara kazandırmaktır.” diyerek ardında muazzam bir ilmî miras bırakan merhum Fuat Sezgin Hoca’nın eserlerini yeni ‘Fuat Sezgin’ler yetiştirmenin dinamosu kılabilmek temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>İbrahim Ethem Gören; “<strong>Fuat Sezgin Hoca’nın ardından</strong>…”, Dünya Bülteni, https://www.dunyabulteni.net/kultur-sanat/fuat-sezgin-hocanin-ardindan-h425606.html, 13.07.2018., 01.07.2018.</li>
<li>Yusuf Kaplan; “<strong>Fuat Sezgin Hoca, pergeli medeniyetimize sâbitledi, gitti</strong>…”, Yeni Şafak, https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/fuat-sezgin-hoca-pergeli-medeniyetimize-sbitledi-gitti-2046284, 01.07.2018.</li>
<li>Serdar Efeoğlu; “<strong>Bir Türkiye klasiği: Önce ihraç sonra sürgün, ölünce de kahraman</strong>”, https://medium.com/tr724/bir-t%C3%BCrkiye-klasi%C4%9Fi-%C3%B6nce-ihra%C3%A7-sonra-s%C3%BCrg%C3%BCn-%C3%B6l%C3%BCnce-de-kahraman-3516b56a6a24, 04.07.2018.</li>
<li><strong>İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı</strong>, http://<strong>ibtav.org</strong>, 15.07.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/asirlarin-sahidi-fuat-hocaya-sahitlik-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
