-- Sebilürreşad, Sorunlarımızla Yüzleşmek

OLAĞANÜSTÜ HÂL UYGULAMALARINI OLAĞANLAŞTIRMAMAK

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi, her türlü insan hakları ihlallerinin son bulması için çalışmalar yürütülmesi amacıyla 28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile faaliyete başlayan İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder), insan haklarını, insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiilî her türlü girişimi insan hakları ihlali ve “zulüm” olarak görmektedir. (1).

MAZLUMDER İstanbul Şubesi, OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu’nu 30 Mart 2018 tarihinde İstanbul-Aksaray’daki ofisinde düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Erken seçimin sıcak atmosferinde araya kaynamaması için bu önemli raporu özetle paylaşmayı vecibe addederek Nisan ayı başında hazırladığım bu yazı, nihayet yayınlanacak bir mecra buldu ve Sebîlürreşad dergisinin 1030 sayılı Temmuz 2018 nüshasında yayınlandı… (Raporda yer alan verilerin Mart 2018 öncesiyle sınırlı olduğunu hatırda tutmak gerekir).

OHAL Dönemi Hak İhlallerini Hakkaniyetle Rapor Edebilmek

Uzun ve titiz bir çalışma neticesinde hazırlanan OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu, basın toplantısında Mazlumder İstanbul Şube Başkan Yardımcısı Av. Semih Biten tarafından şu şekilde tanıtılmıştı (2):

“Bilindiği üzere Derneğimiz, kuruluşundan bu yana darbe karşıtı bir duruş sergilemiş, 28 Şubat post modern darbesi karşısında da dimdik durmayı başarmıştır. Tarihte az görülür şekilde halkın karşı koymasıyla akamete uğrayan 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi de Derneğimiz; Yönetimi, üyeleri, destekçileri ve gönüllüleriyle darbelere karşı bu duruşunu sürdürmüştür.

Darbe girişimi sonrasında, darbeyle ve darbecilerle, ortaya çıkan kargaşa ve şiddet olaylarıyla mücadele etmek amacıyla ülke genelinde Olağanüstü Hal ilan edildi. İlan edilen OHAL gün itibariyle tam 6 kere uzatıldı ve 20. ayını doldurdu. Bu süre zarfında toplamda 30 adet olağanüstü hâl KHK’sı yayınlandı.

Devletlere olağan üstü, yani normal hukuk zemini dışında, yani anormal düzenlemeler ve müdahaleler yapma yetkisi tanıyan ve bu özelliğiyle doğal olarak bireysel, sosyal ve siyasi hakları kısıtlamak anlamına gelen OHAL ve uygulamaları ilk günden itibaren MAZLUMDER tarafından izlendi, birçok sonucu hakkında basın açıklamaları yapıldı ve tetkik edildi.

Bu kapsamda “OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu”, devlet veya devlet dışı kişilerden, kurumsal yahut şahsi hiçbir maddi fon veya finans kullanmaksızın, tamamen Derneğimizin üye ve gönüllülerinin maddi-manevi emek ve katkılarıyla hazırlanan bir çalışma olup üç ana bölüm ve bir ekten oluşmaktadır.

Birinci bölümde OHAL’in ve KHK’ların anayasal çerçevesi değerlendirilmiş ve çıkarılan KHK’lar insan hakları yönünden değerlendirmeye tâbi tutulmuştur. Bununla birlikte ortaya çıkan sosyal maliyet, yani mağduriyetler ele alınmıştır. İkinci bölümde OHAL döneminde yaşanan soruşturma ve kovuşturma süreçleri değerlendirilmiş, KHK’lar ile işten atılmaların, uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerinin, mal varlıklarına tedbir konulmasının, iddianamelerin gecikmesinin yol açtığı mağduriyetler ele alınmıştır.

Üçüncü bölümde ise OHAL döneminde ve OHAL’in oluşturduğu atmosferin de etkisiyle yoğunlaşan hak ihlali iddialarına kategorik başlıklar halinde değinilmiştir. Değerlendirmelerimizi yaparken gerek derneğimize gelen başvurularda dile getirilen gerekse de basın yayın organları ve sosyal medyaya yansıyan ihlal iddiaları esas alınmıştır. Raporun eki niteliğindeki bölümde ise KHK düzenlemeleri ayrıntılı olarak ele alınmış, bugüne dek yayınlanan KHK’ların içerikleri, etki alanları da dikkate alınarak belirli başlıklar altında istatistiki bilgilerle birlikte değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.”

OHAL Uygulamalarını İnsan Hakları Çerçevesinde Tutabilmek

“Başarılmış darbelerin ardından yaşanan hukuksuzluk ve kaosun nedeni, toplumsal desteği olmayan cuntanın, olası muhalefeti sindirerek kendisini kabul ettirmeye çalışmasıdır. Ama halk tarafından engellenen bir darbe teşebbüsü sonrasında işletilecek bir hesap sorma sürecinde, toplumsal destek sorunu bulunmaz. Toplumun çoğunluğu, zaten meşru yönetimi desteklemektedir. Darbe teşebbüsüyle ortaya çıkan tehdit, bu desteğin gücüyle belki biraz geç ama mutlaka bertaraf edilebilir. Bu nedenle halk tarafından engellenen bir darbenin ardından yaşananların “başarılı” olmuş bir darbe sonrasında yaşananlardan farklı olması gerekir.

Toplumsal meşruiyet, hukuk içinde kalarak ve herkesin (suçluların bile) birtakım haklara sahip olduğunu kabul ederek sağlanır. 15 Temmuz darbe girişiminin akabinde ilan edilen ve halen uygulanmakta olan OHAL döneminde, darbeci yapıyla irtibat ve iltisağı olduğu düşünülen kişilere karşı yetkililerin takındığı bazı tutum ve davranışlar insan hakları yönü ile kabul edilebilir değildir. Bu süreçte, haklarında somut delil dahi olmaksızın, sırf ihbarlara dayanılarak birçok kimse hakkında yasal işlem yapılmıştır. Bu durumun telafisi çok zor (belki de imkânsız) mağduriyetler oluşturduğu ve oluşturacağı muhakkaktır.

Raporda yer alan tespit, tahlil ve örnekler gösteriyor ki darbe teşebbüsü sonrası ilan edilen OHAL döneminde özellikle KHK’lar vasıtasıyla keyfî uygulamaların önü açılmış, olağanüstü dönemlerde dahi dokunulmaz kabul edilen bazı temel hakların özüne dokunacak düzenlemeler yapılmıştır.”

Suç ve Suçluyla Mücadele Ederken Hakların Özünü Zedelememeye Özen Göstermek

“KHK’larla on binlerce insan bir daha dönmemek üzere kamu görevinden ihraç edilmiştir. OHAL komisyonu kurulana kadar bu kişilere, hukuk nazarında haklarını arayabilecekleri bir yol da gösterilmemiştir. Komisyonun kurulup fiilen çalışmaya başladığı zamana kadar geçen sürede oluşan mağduriyetler, insan hakları yönünden kabul edilebilir makuliyet sınırının çok üzerindedir. Fiilen çalışmaya başladığı tarihten sonra ise ihraç edilen kişilerin sayısal çokluğu ve yapılan başvuruların yüzbinlerle ifade ediliyor oluşu karşısında Komisyon, etkili bir denetim mekanizması olmaktan da uzaktır. Komisyon üyelerinin sayısı da göz önünde bulundurulduğunda, mağduriyetlerin nasıl giderileceği ciddi bir soru işareti oluşturmaktadır.

Suç isnat edilen kişilerin yargı mercileri önünde masumiyetlerini etkin bir şekilde ispat edebilme imkânlarının kısıtlanması yeterince mağduriyet oluşturuyorken, en son çıkarılan 696 sayılı KHK’yla hükme bağlanan “tutuklulara tek tip kıyafet uygulaması”, masumiyet karinesinin de açık bir şekilde ihlali anlamına gelmektedir. İnsanlık dışı uygulamaların ve hak ihlallerinin sembolü haline gelen Guantanamo uygulamasını örnek alan bu düzenlemeden derhal geri dönülmelidir.

KHK’larla, darbe teşebbüsü, terör eylemleri ve bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması süreçlerinde yer alan sivillere, belirsiz ifadelerle tanınan hukuki ve cezai sorumsuzluk, keyfî davranışlara sebep olma potansiyeline sahiptir ve yeni hak ihlallerine kapı aralayacak düzenlemelerdir. Darbeye ve darbecilere karşı koyma vatandaşların tabii bir hakkıdır ve TCK gereği “meşru müdafaa” kapsamında bir eylemdir. Mer’î hukukta bu tür eylemlere karşı şahsi cezasızlık ve hukuka uygunluk nedenleri açıkça düzenlenmişken, muğlak ifadelerle yürürlüğe konulan düzenlemeler, kendisini kendinden menkul “vatan savunması”ndan sorumlu gören, hukuk dışına çıkmaya istekli kişileri cesaretlendirebilir.

Hukukun temel prensiplerinden olan, “delilden suça ve suçluya” ulaşma ilkesinin, OHAL döneminde yürütülen soruşturmalarda yara aldığı görülmektedir. Geçmişte de bu ilkenin ihlali nedeniyle birçok masum insan cezalandırılmıştır. Bu OHAL döneminde de devletin geçmiş alışkanlıklarını devam ettirdiği, somut deliller olmaksızın kişileri gözaltına aldığı, tutukladığı üzüntüyle izlenmektedir. Tüm soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin etkili ve adil bir şekilde yürütülmesi, hukuki delile dayanarak gözaltına alma ve tutuklamaların yapılması, tüm bunlarla birlikte insan haklarının özüne zarar vermeden suça ve suçluya ulaşılması gerekmektedir.”

Tedbir Amaçlı Kısıtlamaları Hukuksuz Bir Cezalandırmaya Dönüştürmemek 

“OHAL döneminde CMK’daki gözaltı sürelerinin uzatılmasının yanında, yargının geçmişten gelen soruşturmaları makul sürede sonuçlandırmama alışkanlığının daha da arttığı, iddianamelerin uzunca bir süre hazırlanmadığı, şüpheli sıfatını taşıyan birçok kimse ile ilgili henüz soruşturma süreçlerinin tamamlanmadığı görülmektedir. Üstelik bu kişilerin birçoğu hakkında adlî kontrol veya tutuklama gibi hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere başvurulmaktadır. İddianamelerin hazırlanamaması ve yargılama süreçlerinin uzaması nedeniyle, aslında “tedbir” mahiyetinde olması gereken tutuklama uygulaması, “cezalandırma” aracına dönüşmektedir. Soruşturma ve yargılama makamlarının delilleri toplamadan suçluyla ilgili tedbirlere başvurma alışkanlığından vazgeçerek mevcut süreçleri en hızlı şekilde sonuçlandırması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

OHAL döneminde cezaevlerinde de insan hakkı ihlallerinde artışlar yaşandığı gözlemlenmiştir. Özellikle FETÖ örgüt üyeliğiyle suçlanan kişiler ile diğer tutukluların farklı uygulamaya maruz bırakılması, avukat görüşlerine zaman sınırı getirilmesi, avukat görüşlerinin görevli nezaretinde yapılması veyahut kayda alınması gibi uygulamalar savunma hakkının etkin kullanılmasını engellemektedir.

OHAL nedeniyle tüm tutuklu ve hükümlülerin zaten kötü olan cezaevi şartları daha da kötüleşmiştir. Mevcut cezaevlerinin kapasiteleri insani yaşam standartlarının altında iken darbe girişimi sonrası tutuklanan, haklarında hüküm verilen binlerce kişi nedeniyle cezaevleri bütün mahpuslar açısından en temel insani ihtiyaçların dahi karşılanamadığı mekânlar haline gelmiştir. OHAL bahane edilerek cezaevleri yasaklarında artışlar yaşanmaya başlamıştır.

Hukukun askıya alındığı, hukuki güvencenin zayıfladığı, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği “darbeler” insan hakları açısından ne kadar kabul edilemez ise, birçok temel hak ve hürriyetin askıya alındığı bir sürece evirilen OHAL dönemleri de kabul edilemezdir.

Bu vesileyle MAZLUMDER İstanbul Şubesi olarak; darbelerle, darbecilerle ve her türlü suç odaklarıyla mücadelenin hukuk içinde kalınarak yapılması, temel insan hakları ilkelerine riayet edilmesi gerektiği çağrımızı bir kez daha yineliyoruz. Unutulmamalıdır ki; mücadele hukuk içinde kalındığında anlam ifade eder. Adil devlet, düşmanına bile adaletle davranabilen devlettir; adaletten hiçbir zaman vazgeçmemeye davet ediyoruz.

İstisnai bir uygulama olan ve bugüne kadar ciddi hak ihlallerine yol açmış ve yeni hak ihlallerini üretme potansiyeline sahip OHAL’in bir an önce sona erdirilmesi gerekmektedir. Ulusal ve uluslararası mevzuatın uyulmasını zorunlu kıldığı ilkelere riayet edilmesi, dokunulmaz kabul edilen hakları zedeleyici uygulamalardan uzak durulması gerekmektedir.

Bu meyanda OHAL sürecini insan hakları ve mağduriyetler üzerinden inceleyen “OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu”muzu kamuoyunun dikkatine sunuyor, bundan sonraki süreçleri de yakından takip edeceğimizi ve adil şahitler adil şahitler olarak sözümüzü söylemekten çekinmeyeceğimizi, bir kez daha ilan ediyoruz.” (2).

Maksatlı bazı yorum ve yönlendirmelerine katılmasak da, Hak ve Adalet Platformu (HAP) ile İHOP’un OHAL raporları da insan hakları savunucuları ile merkezî yönetimin doğrudan muhatapları başta olmak üzere kamuoyu tarafından dikkate alınması gereken çalışmalardır. Örnek olarak, Helsinki Yurttaşlar Derneği (HYD), İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD) ve Uluslararası Af Örgütü – Türkiye (UAÖ-TÜRKİYE)’nin bir araya gelerek oluşturduğu İnsan Hakları Ortak Platformu, “Olağanüstü Hal Tedbir ve Düzenlemeleri Güncellenmiş Durum Raporu – Türkiye 21 Temmuz 2016-31 Aralık 2017” başlıklı raporunu 11 Ocak 2018 tarihinde yayınlamış olup detaylı liste ve tablolarla desteklenen bu rapor ile Hak ve Adalet Platformu’nun raporu, Mazlumder’in OHAL Raporu’nun yanısıra insan hakları savunucularının gözden kaçırmaması gereken bir çalışmadır. (3).

Dünya mazlumlarının umudu olmaya devam eden Türkiye’mizin 15 Temmuz 2016 tarihinde maruz kaldığı işgal ve taksim girişiminin akabinde uygulamaya konan ve yedi kez uzatılan olağanüstü hâl dönemini yönetim ve toplum olarak kanıksayıp bu dönemdeki hak ihlallerini görmezden gelirsek ya da bunları işin doğası icabı kabul edip ihlalleri içselleştirirsek, maazallah işte o zaman Mısır, Suriye, Irak, Afganistan vd. bazı İslam ülkeleri gibi olağanüstü durumun on yıllar boyunca olağanlaştırıldığı bir sürece evriliriz ki, o vakit menfur girişimin dolaylı da olsa büyük oranda muvaffak olduğunu kabul etmek zorunda kalabiliriz! (4).

Kaynaklar: 

  1. http://org/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65, 02.04.2018.
  2. İstanbul Mazlumder; OHAL Dönemi Hak İhlalleri Raporu, 92 s., http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/ohal-donemi-hak-ihlalleri-raporumuz-yayinlanm/13231, 30.03.2018.
  3. İHOP; OHAL Durum Raporu (21 Temmuz 2016-31 Aralık 2017), 58 s., http://www.ihop.org.tr/2018/01/11/ohal_durum-raporu/, 11.01.2018.
  4. Cevdet Said; “Anayasa ve Olağanüstü Hâl Uygulamaları”, http://dirilispostasi.com/a-7504-anayasa-ve-olaganustu-hl-uygulamalari.html, 19.11.2017.
Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page
İMTİHAN VE İMKÂN BOYUTLARIYLA MÜLTECİLİK: SURİYELİ MUHACİRLER ÖRNEĞİ

Yorum yap

Yorum

  1. Vicdan, merhamet ve adalet ilkeleri aktif MAZLUMDER’i tebrik ediyorum. Gerekli bir çalışmaydı. İnşallah mahrumiyetler, mağduriyetler giderilir. Ahlak, adalet, vicdan melekeleri halen aktif STK’lardan haberdar ettiğiniz için teşekkürler Fethi
    Hocam. Umut verdiniz…